ÜSTADIMIZ ABDULLAH BABA HAZRETLERİNİN MANEVİ IŞIĞINDA YAPILAN PERŞEMBE SOHBETLERİNİN
METNE DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ HALİNE HER HAFTA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
Allah'ın Rahmetinden Ümit Kesilmez

Günler, büyük sıkıntı ve meşakkatlerle birbirini kovalayarak geçip gidiyor. Rabbim, bulunduğumuz halden daha aşağı bir duruma düşürmesin. Öyle niyaz ediyoruz.

Zira hem etrafımız hem ülkemizin içerisi hem insanlardaki ahlaki zafiyetler hem de büyük manevi depresyonlar maalesef nefes alınacak bir ortamı insana bırakmıyor. Rabbim, cümle ümmet-i Muhammed'e hidayet etsin. Çoluk çocuğumuzu, ehlimizi, ahir zamanın fitne ve fücurundan muhafaza buyursun.

Tabii durum her ne kadar böyle olsa da, Allah-ü Teâlâ Zülcelâl Hazretlerinin rahmetinden asla ümidimizi kesmeyeceğiz. Zira bizim Allah'ımız var.

“De ki: ‘Ey nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.’” [1] 

O Allah ki kullarına karşı pek merhametlidir.  Allah-ü Teâlâ Zülcelâl Hazretlerine karşı hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız. Zira ümitsizlik, Allah katında çok büyük bir günahtır ve insanı küfre götürebilir.

Efendimiz aleyhissalatü vesselam buyuruyor ki:

“Kişiyi küfre götüren üç büyük günah vardır:

  1. Allah'a şirk koşmak.
  2. Allah'ın rahmetinden ümidi kesmek. ‘Lâ taknetû min rahmetillâh’ (Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.)
  3. Müslüman kardeşini silahla öldürmek.” [2]

“Allah beni asla affetmez” demek de aynı şekilde insanı küfre götürür. Bunun iddiasında bulunmak, insanı dinden çıkarır. Rabbim muhafaza buyursun.

Bununla birlikte, iman ve amel dengesi içinde olmalıyız.

Ümit ve korku arasında bir denge — yani havf (korku) ve recâ (ümit) arasında bulunmak mü’minin vasfıdır. Bunu, sahabeyi kiram çok güzel özetliyor.

Efendimiz aleyhissalatü vesselam, vefat etmek üzere olan bir sahabenin başına vardı ve

“Kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu.

Sahabe:
“Ya Rasulullah! Sanki Allah-ü Teâlâ bana rahmet kucağını açmış da, cennet ve nimetleriyle beni kucaklayacakmış gibi bir his var içimde. Durum böyleyken, bir yandan da hata ve kusurlarımdan ötürü Allah-ü Teâlâ beni cezalandıracakmış gibi bir korku gelmiyor değil” deyince,

Efendimiz aleyhissalatü vesselam:

“Maşallah! İşte mü’minin hali budur; havf ve reca arasında, ümit ve korku arasında bulunur.” buyurdu.[3]

Efendimiz aleyhissalatü vesselam, Rabbimizin bir kutsi hadiste şöyle buyurduğunu bildiriyor:

“Ben kulumun zannı yanındayım. O halde, Beni nasıl zannederse öylece bulsun.” [4]

Onun için “İnşallah Rabbim beni affedecek, rahmetiyle kucaklayacak” diye hayırlı bir zan üzere bulunmalıyız.

Kesin olarak “Allah beni affetti, ben cennetliğim.” demek doğru bir davranış değildir.

Bazen insan çaresizlik içinde kalır. Böyle anlarda hemen tövbe edip Allah’a yönelmeliyiz.

Bir adam gelip, “Vah benim günahlarım, vah benim hatalarım…” diye hayıflanınca, Efendimiz aleyhissalatü vesselam ona:

“Git, güzelce abdest al, iki rekât namaz kıl ve şöyle dua et:

“Allahümme inne zünûbî kesîretün ve inneke afûvün kerîmün tecibüd duâe ve tekfül-medîmete. Va'fü anni, veğfirlî, ve takabbel minnî, ve edhilnil cenne. İnneke entel afüvvül kerîm.”[5]

Adam bunu yapınca, Efendimiz aleyhissalatü vesselam:

“Hadi artık git, anandan doğduğun gün gibi günahlarından temizlendin” buyurdu.[6]

Onun için teheccüd namazından önce meşayih-i kiramın tavsiye ettiği gibi iki rekât tövbe namazı kılınır.

Niyet edilir, namaz kılınır ve ardından:

“Ya Rabbi! Günahlarım var, ancak Senin affın daha büyük, beni affeyle. Eksik veya fazla amellerim var, ancak ben, Senin geniş rahmetine sığınıyorum” diye iltica edilir.

Bir defa Rasulullah aleyhissalatü vesselam Efendimiz:

 “–Hiç kimse amel ve ibadeti sayesinde cennete giremez!”

Ayşe (r.anha) Validemiz, “Ya Rasulullah, Siz de mi?” diye sorduğunda, Efendimiz (sav):

“Evet, Ben de. Ancak Allah'ın rahmeti ve merhametiyle kullar cennet ve cemal-i ilahiye mazhar olur” buyurmuştur. [7]

Allah'tan ümitvar olacağız. Çaresiz kaldığımız anlarda hemen iki rekât namaz kılıp bu ilticayı yapacağız.

Zira Allah’ın rahmetinden ümitvar olmak, mü’minin vasıflarındandır.

Rasulullah aleyhissalatü vesselam Efendimiz, birçok hadisinde, Allah’ın merhametinin çok büyük olduğunu, kimsenin ümitsizliğe kapılmaması gerektiğini hatırlatmıştır.

Örneğin, geçmişte çok büyük günahlar işlemiş birinin samimi tövbesi kabul edilmiş, bu tür örnekler ümmete ümidi kuvvetlendiren dersler olarak anlatılmıştır.

Efendimiz aleyhissalatü vesselam, israiloğullarından 99 kişiyi öldürmüş bir adamın kıssasını anlatır. Adam, bir rahibe gidip “Affolunur muyum?” diye sorar.

Rahibin “Hayır” demesi üzerine onu da öldürür ve 100 kişi yapar.

Daha sonra gittiği bir âlim, ona Allah'ın rahmetinin genişliğini anlatır ve Allah dostlarının bulunduğu bir beldeye yönelmesini söyler.

Adam oraya yöneldiği anda ölür. Rahmet ve azap melekleri arasında geçen ölçümde, yöneldiği hayırlı beldeye daha yakın olduğu anlaşılır ve rahmet melekleri onun ruhunu alır. [8]

İnsanın yöneldiği cihet neyse, Allah ona o cihetten muamele eder. Onun için meşayıh-ı kiram asla ümitsizliğe fırsat vermemişlerdir.

İmam-ı Zührî (ra) bir hata işleyip çok üzülürken, Zeynelâbidîn Hazretleri ile karşılaşır. Durumu anlatınca, Zeynelâbidîn Hazretleri ona:

“Senin bu davranışın, işlediğin günahtan daha kötü. ‘Lâ taknetû min rahmetillâh’ (Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.) Tövbe istiğfar et, Allah affeder.” der.

İmam-ı Zührî tövbe edip ferahlar.

Hâsılı kelam, Allah'ın rahmetinden asla ümit kesmeyeceğiz. Günahımız olabilir, hatamız olabilir tövbe istiğfar ederiz.

Ancak zalim olmamalıyız. Zulüm çok kötü bir durumdur.

Tarih boyunca cahiliye ve zulüm içinde boğulanların son hallerini gördük.

Rabbimiz merhamet etsin. Kimseyi tek bir an için bile ümitsizliğe sevk etmeyelim. Allah’ın rahmeti geniştir, kapılar açıktır.

Bir insan şirk de koşsa sonunda kelimeyi şehadet getirir, tövbe ederse onun imanına hükmolunur. Nitekim Usame bin Zeyd (ra), savaş sırasında “Lâ İlâhe İllallah” diyen birini, korkusundan söylediğini zannederek öldürmüştü.

Efendimiz aleyhissalatü vesselam bu duruma çok hiddetlenmiş ve “Kalbini mi yardın da baktın? Zahirine göre hükmetmekle emir olunduk!” buyurmuştur.[9]

Bizler     bir “Mürşid-i Kâmil”e bağlıyız. Mevlânâ Hazretlerinin, Şems-i Tebrizî'nin iklimindeyiz. Dünyanın her yerinde ha keza binlerce evliya var.  Biz sahipsiz değiliz.

Bizim duamız; Allah’ın inayetiyle imanımızı, dirliğimizi kuvvetlendirmesidir.

Dinimize ve mukaddesatımıza sahip çıkalım. Bu topraklar ecdadımızın fedakârlıklarıyla ve şehitlerin bedeliyle sahipsiz değildir. Üzerinde yaşadığımız her bir karışın tarihi ve manevî değeri vardır.

Rabbim inşallah bizleri ve nesillerimizi korusun; imanımızı kuvvetli eylesin.

 

[1] Zümer Sûresi, 53. Ayet

[2] Buhârî, Diyât, 1; Müslim, Îmân, 144

[3] Buhârî, Rikak, 19; Müslim, Tevbe, 22

[4] Buhârî, Tevhid, 15; Müslim, Zikir, 2

[5] Tirmizî, Deavât, 102 vb.

[6] İbn Mâce, İkametü's-Salât, 192

[7] Buhârî, Rikak, 18

[8] Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Tevbe, 46

[9] Buhârî, İstitâbetü'l-Mürteddîn, 6; Müslim, Îmân, 158

Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.