.png)

.png)
.png)
.png)

.png)

.png)
Rabbimize hamd ediyor, bizleri âhir zamanda Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat çizgisi üzere sabit kılması; Allah’a itaatte, Resûlü Hz. Muhammed Mustafa (sav)’e bağlılıkta daim eylemesi ve dostlarıyla birlikte ömrümüzü hüsn-i hâtime ile tamamlamayı nasip etmesi için niyazda bulunuyoruz.
Dünya, zannedildiği gibi zevk ve sefa yeri değildir. Hele ki âhir zamanın fitneleri içinde, kalplerin rikkat bulacağı, gözlerin yaşla dolacağı bir dönemdeyiz. Rabbimiz akıbetimizi hayreylesin.
Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm şöyle buyurur:
“Ben nasıl sevinir, bu âlemden nasıl keyif alırım? İsrâfil (as)’ı gördüm; sûr ağzında, gözleri Levh-i Mahfûz’da, emri beklemektedir. Ben böyle bir durumda nasıl rahat olabilirim?”[1]
Ölüm her an yanı başımızdayken, insanın geçici dünya heveslerine dalıp âhireti ihmal etmesi büyük bir gaflettir. Rabbimiz, bizleri sahip olduğumuz nimetlerin şükrünü eda eden kullarından eylesin.
Bâyezîd-î Bistâmî (ks) Hz.leri bir gün dervişleriyle yolda giderken bir köpek (kelp) ile karşılaşır. Köpeğe epeyce baktıktan sonra dervişleri:
"Efendim, hayırdır inşallah?" diye sordular.
Bâyezîd-î Bistâmî (ks) Hazretleri;
“Hiç sormayın, bu köpek bana öyle bir ders verdi ki:
'Ey Bâyezîd! Görüyorum ki büyük bir debdebe ile yürüyorsun. Ama unutma, beni köpek hâline koyan da Allah, seni o hâline koyan da Allah. Sakın böbürlenme!' dedi."[2]
Onlar, bir hayvandan dahi ibret alırken, bizler hâlâ Hz. Peygamber’den ve onun vârislerinden gereken nasibi almakta zorlanıyoruz. Gaflet perdeleri hakikati görmemize engel oluyor. Rabbimiz bizleri uyanan kullarından eylesin.
Nûh Aleyhisselâm’a “çok ağlayan” anlamında niyâhat denilmiştir. Rivayet edilir ki bir gün bir köpeği sertçe uzaklaştırdığında, Allah Teâlâ onu şöyle ikaz etmiştir:
"Ey Nuh, o nasıl hiddetli bir reddetme! Onu kovalarken onun da Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın yarattığı bir varlık olduğunu düşünmedin mi? Her fenalığın, her çirkinliğin içinde bir güzellik yarattım. Niçin onu reddederek Rabbini incitirsin?" diye ikaz etti. [3]
Bu âlemde attığımız her adım, aldığımız her nefes bir imtihanın parçasıdır. Bu şuurla hareket etmek esastır. Hz. Ali (kv) şöyle buyurur:
"Ben hiç kimse için hiçbir şey yapmadım. Kâinatta nefes aldığım sürece, sadece Âlemlerin Rabbi olan Allah için yaptım. Kullardan gelen bir şey beni zerre kadar ilgilendirmez. Zira ben, Kâinatın Sahibinin rızasını umuyorum." [4]
Hayatın bütün safhalarında temel gaye, Allah’ın rızasını kazanmak ve O’nun bahşettiği marifetullah nimetinin kıymetini bilmektir.
Nitekim Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm, zamanın bozulmasına işaretle şöyle buyurur:
"Enbiyâdan sonra sâlihler, onlardan sonra seçkin insanlar gelecek, onlardan sonra ise yeryüzüne insanların kötüleri hâkim olacak. Tıpkı arpanın, buğdayın posası veya hurmanın döküntüsü gibi insanların da değersizleri kalacak." [5] Bu durumda, "Sünnet-i Seniyyeme sımsıkı sarılın!"[6]
Böyle bir zamanda yapılması gereken, Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı sarılmaktır.
Üstadımız Abdullah Baba (ks) Hazretleri bu hâli şöyle ifade ederdi:
“Oğlum, pazarın sonundayız. Pazarın sonunda ne kalır? Çürükler, işe yaramayanlar… İşte içinde bulunduğumuz zaman böyledir.”
Yüce Rabbimiz Meryem Sûresi’nde şöyle buyurur:
“Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki namazı zayi ettiler ve şehvetlerine uydular. İşte onlar ‘gayyâ’ ile karşılaşacaklardır.” [7]
Bu ayette özellikle iki husus vurgulanır: namazın terk edilmesi ve nefsânî arzulara tâbi olunması.
İslâm âlimleri namazın hükmü konusunda farklı değerlendirmelerde bulunmuşlardır:
Bu ihtilaf, meselenin ciddiyetini ortaya koyar. Dolayısıyla meseleye mezhep üzerinden değil, kulluk sorumluluğu açısından yaklaşmak gerekir. Namaz, mü’minin vazgeçilmezidir.
Efendimiz (sav) şöyle buyurur:
“Bir kimse namazı kasten terk ederse, imanı terk etmesi yakındır.” [9]
Toplumda yaşanan birçok sıkıntının temelinde de Allah’a karşı ihmal ve itaatsizlik yatmaktadır. Rabbimiz bizleri muhafaza buyursun.
Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilen “gayyâ”, cehennemde azabın şiddetini ifade eden bir uçurumdur. Aynı şekilde Furkan Sûresi’nde; şirk, haksız yere cana kıymak ve zina gibi büyük günahların ağır azapla karşılık bulacağı açıkça bildirilmiştir.
Bu da gösteriyor ki insanın heva ve hevesine teslim olması, onu hem dünyada zillete hem de âhirette azaba sürükler.
Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm bir başka hadisinde şöyle buyurur:
"Sizden biriniz namazında gevşeklik gösterir, kasten terk ederse mahşerde dostları Firavun, Hâmân, Kârûn ve Übey bin Halef gibi inkârcılar olacaktır." [10]
Bu misaller, kibir, dünya hırsı ve inkârın insanı nasıl helâke sürüklediğini açıkça ortaya koyar.
Nefis ise insanın en büyük düşmanıdır. Terbiye edilmediğinde insanı helâke götürür. Oruç ibadeti, bu terbiyenin en önemli vesilelerinden biridir.
Rabbimiz bizleri nefsimizin şerrinden korusun; namazlarımızı yalnızca bir yükümlülük değil, bir mirâc vesilesi hâline getirsin.
İçinde bulunduğumuz bu zor zamanlarda gevşeklik göstermemeli, zikir ve ibadetten uzaklaşmamalıyız. Yapılan her ibadet, yalnız bireysel değil, aynı zamanda toplumsal ve mânevî bir kuvvet kaynağıdır.
Efendimiz (sav) seferlere çıkarken geride ehl-i zikri bırakır, onlara vazifeler verirdi. Tarih boyunca bu mânevî denge korunmuştur.
Unutulmamalıdır ki, bu ümmetin yalnızca maddî değil, mânevî orduları da vardır. Allah dostlarının feyzi ve bereketiyle, bu topraklar korunmuş ve korunmaya devam edecektir.
Rabbimiz bizleri kendi rızasından ayırmasın, hak yolda sebat eden kullarından eylesin. Gerektiğinde bu yol uğrunda canını feda edebilecek bir iman ve teslimiyet nasip etsin.
Allah hepinizden razı olsun. Cumanız ve geceniz mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
[1] Buhârî, Tefsîr, 78/1; Müslim, Îmân, 132/1
[2] Kuşeyrî, Risâle, Beyazid Bistamî Menkıbeleri
[3] Rûhu'l-Beyân, Bursevî, Nûh Sûresi tefsiri
[4] Nehcü'l-Belâğa, 224. hutbe
[5] Buhârî, Rikâk, 35; Müslim, Îmân, 145
[6] Ebû Dâvûd, Sünnet, 5
[7] Meryem Suresi, 59
[8] Ebû Dâvûd, Vitr, 10; Tirmizî, Îmân, 9; İbn Mâce, İkâme, 77
[9] Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, 18/267
[10] Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat, 6/633


