ÜSTADIMIZ ABDULLAH BABA HAZRETLERİNİN MANEVİ IŞIĞINDA YAPILAN PERŞEMBE SOHBETLERİNİN
METNE DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ HALİNE HER HAFTA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
Kurbiyetten Teslimiyete: Kurban İbadetinin Hakikati ve Faziletleri

Allah-ü Teâlâ cümlemizden razı olsun. Korktuklarımızdan hıfz-ı muhafaza eylesin. Umduklarımıza nail kılsın. Cemî’an Kur'an'a sarılmayı nasip ve müyesser eylesin. Bizleri nefislerimize, hevâ ve heveslerimize bırakmasın inşallah.

Burada, Allah-ü Teâlâ Zülcelal Hazretlerinin zikir sofrasında, Allah'ın rızasını umarak bir araya geldik. Rabbimiz ayeti kerimede, “Eğer Allah’ın, insanların bir kısmıyla diğer kısmını savması olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı (bozulup giderdi).”[1] buyuruyor.

Allah, bazı kullarının salahı ile bazı kullarının başına gelecek bela ve musibetleri def ü ref eder. Eğer durum böyle olmamış olsaydı, “Gök kubbe sizin başınıza çökerdi.” Buyuruyor.

Burada yapmış olduğumuz zikrullahlar, Allah ile geçirdiğimiz zamanlar, büyük bir paratoner gibi yaşanacak birtakım bela ve musibetleri de inşallah önleyecektir. Çünkü Rabbimiz Zülcelal ve Tekaddes Hazretleri; emri bil maruf, nehyi anil münker yapmamızı emretmektedir.

Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) Hazretleri,

"Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder ve kötülükten yasaklarsınız ya da Allah size katından bir azap gönderir. Sonra O’na dua edersiniz de duanız kabul edilmez."

"İyiliği emredip kötülükten men ediniz. Aksi takdirde Allah üzerinize en kötülerinizi (zalimleri) musallat eder. Sonra hayırlılarınız dua eder de onlara icabet olunmaz."  [2] buyuruyorlar.

Allah-ü Teâlâ, Davud’a (a.s.) vahiy gönderip:

"Ey Davud, seni insanlardan uzaklaşıp böyle yalnızlığa (sahraya/dağlara) sevk eden nedir?" diye sordu.

Davud (a.s.) şöyle arz etti:

"İlahi! İnsanların vefasızlığından, halkın kalabalığından ve beni Senden alıkoymalarından kaçtım. Seninle baş başa kalıp, yalnız Seninle ünsiyet kurmak (dost olmak) istedim."

Bunun üzerine Allah-ü Teâlâ şöyle buyurdu:

"Ey Davud! Uyanık ol (insanlardan tamamen kopma). Eğer Bana doğru gelen, fıtratından uzaklaşmış kaçak bir kulu (âbık) bulup da Bana geri döndürürsen (onun hidayetine vesile olursan), seni Levh-i Mahfuz’da 'kahraman/büyük' diye yazarım."

(Bir diğer rivayette: "...Benim divanıma ulaştırırsan, katımda en yakın kullarımdan olursun" şeklinde geçer.)[3]

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hz. Ali'ye söylediği şu sahih hadisle de tam bir tam uyum içindedir:

"Allah'ın senin vasıtanla bir tek kişiyi hidayete erdirmesi, senin için üzerine güneşin doğup battığı her şeyden (veya kırmızı develerden) daha hayırlıdır."[4]

Allah'ın izni ve inayetiyle, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat olarak Selef-i Salihîn'in yolunda gidiyoruz elhamdülillah. Bizler de gücümüzün yettiği kadar Allahü Teâlâ Zülcelal Hazretlerine kul olmak ve insanları bu yolda uyarmak (irşad etmek) için sa'yü gayret göstereceğiz.

Bir başka husus da ayeti kerimede “Onlar, dünya hayatındaki çalışmaları boşa gitmiş olan ve kendilerinin güzel (ve sevaplı) işler yaptıklarını sanan kimselerdir.”[5] buyuruyor Allah-ü Teâlâ.

Peki, bu hüsrana uğrayanlar kimlerdir?

Onlar, Allah'ın şeriatına, yani ahkâm-ı ilahiyesine boyun eğmeyen; kendi heva ve heveslerine göre bir bakış açısı geliştirip adeta yeni bir din ihdas eden kimselerdir. Kendi şahsi fikirlerine göre yaptıkları işlerde hayır işlediklerini zanneder ve bu sayede cennete gideceklerini düşünürler. Kendilerince iyilik yaptıklarını sansalar da yarın mahşer yerine hiçbir şey kazanamamış olarak geleceklerdir. Rabbimiz bizleri böyle bir akıbete uğramaktan muhafaza buyursun.

Kurbiyet, Allah’a yakınlık peyda etmektir. Kurban ise kelime anlamıyla bu yakınlığa vesile olan her şeydir. Onun için diyoruz ki, beş vakit namazımız Allahü Teâlâ Zülcelal Hazretleri ile aramızdaki en büyük kurbiyet, yani bizi O'na ulaştıran en kıymetli kurbandır. Sadece kesilen hayvan değil; namaz da bir kurbandır, oruç da bir kurbandır. Allah’ın bize meşru kıldığı, rızasını barındıran bütün salih amellerin hepsi, bizi kurbiyete ulaştıran birer kurbandır.

Kurban demek, sadece bir hayvanın kesilmesinden ibaret değildir. Ancak fıkhi hüküm olarak kurban; koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Ayet-i kerimede de buyrulduğu üzere, bunların erkek ve dişisinden oluşan sekiz eş hayvandan kurban ibadeti eda edilir. Bunların dışındaki hayvanlardan kurban olmaz. Şartlarını taşıyan kimseler için kurban kesmek vaciptir.

Ayeti kerimede Rabbimiz, “O hâlde, Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.”[6] buyuruyor.

Selef-i Salihin’in aktardığına göre burada Allah-ü Teâlâ Hazretleri “namazını kıl” derken bayram namazını kastediyor. “Kurban bayramının namazını kıl ve onun akabinde de hemen kurbanını kes.”

Öyle olunca Hanefi fıkhında kurban kesmen vaciptir. Terki nedir? Günahtır.

Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Hazretleri:

"Kurban kesmeye gücü yettiği hâlde kurban kesmeyen kimse, bizim namazgâhımıza (mescidimize) yaklaşmasın!" [7]

Bir de şunu söyleyeyim, zenginlik ölçüsü 80.18 gramdır. Bu zekât için şart olan bir ölçü iken, kurban durumunda bu ölçü biraz daha aşağıdadır. Anlıyoruz değil mi kardeşim? Kişinin muhakkak kurbanını Allah rızası için kesmesi üzerine vaciptir.

Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, “Allah rızası için bir kimse kurban kesecek olur ise Allah-ü Teâlâ dünya ve ahiret bütün bela ve musibetleri onun üzerinden def ü ref eyler.” buyuruyor.[8]

İnşallah gücümüz yetiyorsa kurbanımızı keseceğiz; zira Allahü Teâlâ kulunu gücünün yetmediği hiçbir şeyden mükellef tutmaz.

Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Hazretleri, kızı Fatıma Annemizi çağırdı:

"Ey Fâtıma! Kalk ve kurbanının yanına git, onun kesilmesine şahit ol. Çünkü onun kanından damlayan ilk damla ile senin geçmiş günahların bağışlanır."

Hz. Fâtıma Annemiz:

"Ey Allah'ın Resulü! Bu müjde sadece biz Ehl-i Beyt'e mi mahsustur, yoksa hem bizim hem de tüm Müslümanlar için mi geçerlidir?" diye sorunca, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Hem bizim için hem de bütün Müslümanlar için geçerlidir."[9]

Kurban kesilirken eşlerinizi ve çocuklarınızı muhakkak orada bulundurun. Nitekim Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm), kurban kesildikten sonra Allah'a şükür nişanesi olarak iki rekât namaz kılmayı ve dua etmeyi tavsiye buyurmuştur. Bazı kimseler, 'Kurban kesme namazı diye müstakil bir namaz yoktur.' derler. Evet, fıkıhta bizzat bu isimle bir namaz yoktur; fakat yapılan bu büyük ibadetin ardından bir şükür namazı kılmak ve arkasından dua etmek güzel bir adet, mendup bir ameldir.

İbrahim Aleyhisselama, Cibrîl-i Emin kurbanı getirdiği zaman dedi ki:

“Sen bu kurbanı kes. Kurbanı kestikten sonra şimdi bir dua et.”

O da:

“Ya Rabbi! Bu benim neslimden gelecek olan Ahir Zaman Peygamberi Hazreti Muhammed Mustafa'nın ümmetinden olanların hepsinin azaplarını kaldır.”[10] diye dua etti. Bütün peygamberlerin duasını almışız.

Neden?

Ayeti kerimede, “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men edersiniz.”[11] buyuruyor Rabbimiz Zülcelal ve Tekaddes Hazretleri.

Kurban ibadeti, Hz. Âdem (Aleyhisselâm) döneminde başlamıştır. Bilindiği üzere oğlu Habil çok merhametliydi; babası onu hayvancılıkla vazifelendirmişti. Kabil ise sert ve merhametsiz bir mizaca sahipti; o da ziraat işleriyle meşgul oluyordu. O dönemde, insan neslinin çoğalması için hikmet-i ilahi gereği her batında (doğumda) biri kız biri erkek olmak üzere ikiz çocuklar dünyaya geliyordu. Allahü Teâlâ’nın emriyle, aynı batında doğanlar değil, farklı batınlarda doğan kardeşler çaprazlama evleniyordu. Yani Allah-ü Teâlâ’nın emri ile birinci batında doğan çocuk ile sekizinci batında doğan çocuk bu şekilde çapraz olarak evleniyordu.

Kabil, kendi ikizi olan kız kardeşle evlenmek isteyerek ilahi hükme rıza göstermedi. Kabil kendince bu duruma itiraz edip dayatınca, Allahü Teâlâ Hz. Âdem’e şöyle buyurdu: 'Madem öyle, her ikisi de Allah'a yakınlık vesilesi olarak birer kurban sunsunlar; bakalım hangisininki kabul edilecek.'

Bunun üzerine Habil, gönül hoşluğuyla sürüsünün en güzel, en semiz koçunu seçip getirdi ve bir tepenin başına koydu. Kabil ise gönülsüzce, hasat ettiği mahsulün en değersiz, içi boşalmış buğdaylarından getirdi; hattâ 'Nasıl olsa boşa gidecek işler' diyerek elindekileri tepenin üzerine bıraktı. Bir müddet sonra geri döndüklerinde gördüler ki gökten inen bir ateş Habil'in kurbanını yakıp yok etmiş, yani kabul edildiğinin nişanesi olarak ortadan kaldırmıştı; Kabil’in takdimi ise olduğu gibi duruyordu.

Sonuç olarak Cenab-ı Hak, Habil'in ihlasla sunduğu kurbanını kabul etti, Kabil’inkini ise reddetti. Bu hazımsızlık üzerine Kabil, kardeşine 'Seni mutlaka öldüreceğim!' dedi ve yeryüzünde ilk kan ne yazık ki bu hırs ve kıskançlık yüzünden dökülmüş oldu.

Kurban ibadeti, bütün peygamberlerin şeriatında var olan evrensel bir kulluk nişanesidir. Ancak Hz. İbrahim (Aleyhisselâm) dönemine gelinceye kadar kurbanların kabul olunma şekli farklıydı; gökten nurani bir ateş gelir ve kabul edilen kurbanı yakarak ortadan kaldırırdı. Bu durum, o kurbanın Allah katında makbul sayıldığının açık bir alametiydi.

Peygamber Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) Medine’ye hicret ettiğinde, ehl-i kitaptan bazı kimseler gelerek O’na sordular: “Senin getirdiğin dinde de kurban ibadeti var mı?”

Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm): “Evet, var.” buyurdu.

Bunun üzerine onlar: “Madem öyle, bize geçmiş peygamberlerin gösterdiği bir mucizeyi göster. Kurbanımızı sunalım da gökten bir ateş gelip onu yaksın, biz de gözümüzle görelim.” dediler.

Onların bu art niyetli ve samimiyetsiz talepleri üzerine Allahü Teâlâ ayet-i kerime indirerek şöyle buyurdu:

“Onlar: ‘Gökten inen bir ateşin yakacağı bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamız konusunda Allah bize ahidde bulundu’ diyenlerdir.”[12]

"Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık deliller (mucizeler), sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştı."[13]

Cenab-ı Hak, Habibine hitaben; onların niyetinin mucize görmek değil, sadece heva ve heveslerine uymak ve inkâr etmek olduğunu bildirdi. Allahü Teâlâ, ümmet-i Muhammed’e büyük bir lütuf ve rahmet olarak, kurbanın ateşle yok edilmesini kaldırmış; bu etlerin hem kurban sahipleri hem de muhtaçlar tarafından yenmesini salık vermiştir (emretmiştir). Onun için bizler, o samimiyetsiz inkârcıların sözlerine itibar etmeden, bu rahmet kapısına inşallah şükürle sarılacağız.

Peygamber Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm):

“Kurban, babanız İbrahim'in sünnetidir.”[14] buyurmuşlardır.

Elhamdülillah, şimdi bizler de bu muazzam sünnetin gölgesinde, Zilhicce ayının manevi iklimi içerisindeyiz. Bilhassa Zilhicce'nin ilk cuma gecesi çok faziletlidir. Bu mübarek gecelerde Allah'ın izniyle çok güzel rüyalar görülür, manevi müjdeler alınır. Rabbim hepimize bu gecelerin feyzinden istifade etmeyi ve hayırlı müjdelere nail olmayı nasip eylesin.

Zilhicce ayının sekizinci gecesi olunca, İbrahim (Aleyhissalâtü Vesselâm) bir rüya gördü. Rüyasında kendisine, ‘Oğlun İsmail’i kurban et!’ buyruluyordu. Sabah uyanınca tefekküre daldı, ‘Acaba bu rüya Allah’tan mıdır?’ diye düşündü. Çünkü peygamberlerin rüyası birer vahiydir ve şeytan onlara asla musallat olamaz. İşte Hz. İbrahim’in bu derin tefekküre daldığı, meseleyi düşündüğü o güne, hac ibadetinde ‘Terviye Günü’ (düşünme, tefekkür etme günü) dediler.

Ertesi gün, yani dokuzuncu gece aynı rüyayı tekrar görünce, bunun kesin olarak Allahü Teâlâ’nın bir emri olduğunu ayne'l-yakîn anladı ve bildi. İşte bu emri kesin olarak bilip tanımasından ötürü o güne de ‘Arefe Günü’ (bilme, anlama günü) dediler.

Rivayet edilir ki Hz. İbrahim, bu emrin ardından Allah rızası için yüz tane kurban kesti ve Cenab-ı Hak bu kurbanların hepsini kabulün nişanesi olan o nurani ateşle aldı. İbrahim (Aleyhisselâm), ‘Elhamdülillah, Allahü Teâlâ evladımın bedeli olarak bu yüz kurbanı kabul buyurdu.’ diye düşündü. Fakat Nahr gecesi (Bayramın birinci gününe bağlayan gece) rüyasında aynı emri yeniden gördü: ‘Oğlunu kurban edeceksin, ilahi murat budur!’ denildi. Sabaha çıkınca vakit kaybetmeden evladının yanına vardı.

Ayet-i kerimede bu muazzam teslimiyet şöyle buyrulmaktadır: ‘(İbrahim) "Ey yavrucuğum! Rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. (Çocuk da) "Babacığım, sana ne emrolunuyorsa yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın."

“Her ikisi de (Allah'ın emrine) teslim olup, babası onu alnı üzerine yatırınca biz ona şöyle seslendik: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandı. Biz, (oğlunun canına) bedel olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.” [15]

İşte daha o yaşta, canından vazgeçen bu küçücük çocuktan böyle teslimiyet dolu ifadelerin çıkması, onun Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) nurunu taşıyan dedelerinden biri olmasındandır.

Ardından babasına şöyle seslendi: ‘Babacığım, beni sağ yanıma doğru yatır, elimi ayağımı sıkıca bağla. Olur ya, can azizdir, acıyla serkeşlik edip sana karşı gelmekten korkarım. Anneme de benden selam söyle ve ona: Hanım, oğlun senden ve benden daha hayırlı olan Yüce Zat'ın huzuruna gitti de.’

İnsan kendi canını, evladını Allah’a nasıl kurban edebilir? Sübhanallah... Rabbim hepimize böyle sarsılmaz bir iman lütfetsin. Huzuruna böyle ihlaslı bir kalple varmayı ihsan eylesin. Bizlere şehadet şerbeti içmeyi, bedenlerimiz lime lime dolsa bile huzur-u ilahide alnımız ak, başımız dik bir şekilde durabilmeyi nasip eylesin inşallahu'r-Rahmân."

İbrahim (Aleyhisselâm) ateşe atılacağı o dehşetli anda, Cebrail (Aleyhisselâm) gelerek: ‘Seni ateşe atıyorlar, sana yardım edeyim mi?’ diye sordu.

İbrahim (Aleyhisselâm) ise tam bir teslimiyetle şu cevabı verdi: ‘Hasbünallâhu ve ni’mel vekîl! (Allah bana yeter, O ne güzel vekildir!) Rabbim benim bu halimi görmüyor mu? Görüyor. ey Cebrail! Beni Rabbim ile baş başa bırak!’

İşte o, Allah’a böylesine sarsılmaz bir bağla teslim olmuş bir peygamberdi. Daha sonra evladıyla imtihan edildiğinde de aynı teslimiyeti gösterince, Allahü Teâlâ Zülcelâl Hazretleri, Saffat Suresi’nde şöyle buyurdu: ‘Biz, oğlunun canına bedel olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.’[16]

Peki, gökten indirilen o büyük kurbanlık neydi biliyor musunuz? Müfessirlerin naklettiğine göre o kurban; insanlık tarihinin başında Hz. Âdem'in oğlu Habil'in ihlasla kestiği ve Allah’ın kabul buyurduğu o ilk kurbandı. (Habil ile Kabil'in bu kıssası ise Maide Suresi'nde anlatılır.)

Allahü Teâlâ, Habil’in kabul ettiği o kurbanını binlerce yıl cennet bahçelerinde beslemiş, günü geldiğinde ise Cebrail (a.s.) vasıtasıyla yeryüzüne indirerek Hz. İbrahim’e evladının bedeli olarak hediye etmiştir. Bakınız ilahi adalete ve berekete... Kim Allah için en güzelini feda ederse, Cenab-ı Hak onun amelini zayi etmez, binlerce yıl sonra başka bir peygamberine kurtuluş vesilesi eyler."

İşte bizler de bu şuurla, Allah rızası için kurbanlarımızı keseceğiz. Peki, ‘Keseceğimiz bu kurbanlar ahirette bizlere birer binit olacak mıdır?’ diye sual edecek olursanız, Rabbimiz Meryem Suresi’nde şöyle buyurmaktadır:

‘O gün, Allah'a karşı gelmekten sakınan muttakileri, Rahman'ın huzurunda binitli aziz misafirler (veya elçiler heyeti) gibi toplayacağız.’ [17]

Müfessirler bu ayet-i kerimenin tefsirinde bizlere şu müjdeyi aktarıyorlar: ‘Müttakiler mahşer yerine yaya olarak değil, şerefli misafirler gibi binitler üzerinde getirileceklerdir. İşte o binitler, onların dünyada iken Allah rızası için kesmiş oldukları kurbanlarıdır.’

Nitekim Peygamber Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) da bu hakikati teyit ederek, ‘Kurbanlıklarınızı semiz ve güçlü olanlardan seçiniz; çünkü onlar, Sırat köprüsü üzerinde sizin binitlerinizdir.’[18] buyurmuştur. Demek ki dünyada Allah için fedakarlık yapıp o kurbanı kesenler, ahiretin o en dehşetli gününde yaya kalmayacak; bizzat kendi kurbanlarının üzerinde, Rahman'ın ikramıyla huzura binitli olarak varacaklardır.

Büyük fıkıh ve hadis alimlerinden Ahmed b. İshak Hazretleri (rahmetullâhi aleyh) kardeşini kaybetmişti. Hasretinden ötürü, ‘Ya Rabbi, bana rüyamda kardeşimi göster.’ diye çokça niyazda bulundu. Nihayet bir gece rüyasında kardeşini gördü. Kardeşi, nur gibi bembeyaz bir devenin üzerine binmiş, huzurla yol alıyordu.

Ahmed b. İshak sordu: ‘Kardeşim, Allah Teâlâ sana nasıl muamele eyledi?’

Kardeşi sevinçle cevap verdi: ‘Ağabeyciğim, Rabbim bana nihayetsiz merhamet etti, bütün günahlarımı af ve mağfiret buyurdu.’ ‘Peki, şimdi böyle selametle nereye gidiyorsun?’ ‘Meleklerle beraber cennete doğru yol alıyoruz.’ ‘Peki, altındaki bu muazzam binit nedir?’ ‘Bu, dünyada iken Allah rızası için kesmiş olduğum ilk kurbanımdır.’ Ahmed b. İshak şaşırarak tekrar sordu: ‘Eğer bu ilk kurbanın ise, ömrün boyunca kestiğin diğer kurbanların nerededir?’ Kardeşi tebessüm ederek arkasını işaret etti: ‘Onlar da hemen arkamdan geliyorlar ağabey. Eğer yolculuk esnasında bu binitim yorulacak olursa, hemen ondan iniyor, diğer kurbanıma biniyorum. Bizler böylece kurbanlarımızın sırtında, cennete doğru seyrüsefer halindeyiz.’ dedi.

Dünyada feda edilen o kurbanlar ahiretin o çetin yollarında müminlerin yoldaşı ve biniti olacaktır. Üstelik Allahü Teâlâ, dünyada kurban kesip etini fakir fukarayla paylaşan kullarına, cennette bu amellerine karşılık en mutena ikramlarda bulunacaktır. Ayet-i kerimede müjdelendiği üzere cennet ehlinin en hususi, en latif ziyafetlerinden biri de canlarının çektiği kuş etleridir.[19]

Mevla Teâlâ bizleri kurban ibadetini hakkıyla eda eden, mahşer yerinde binitlerine kurulup şerefle ağırlanan ve cennette o eşsiz ikramlarla şereflenen salih kullarından eylesin inşallahu'r-Rahmân.

Hani az önce zikretmiştik; Habil ne kadar ihlaslı, ne kadar temiz kalpli bir kuldu... Cenab-ı Hakk’a kurbanın en güzelini, en iyisini sunmuştu. İşte onun binlerce yıl evvel gösterdiği o samimiyet, günü geldiğinde dönüp Hz. İsmail (Aleyhisselâm) gibi aziz bir peygamberin canına bedel oldu, onu muhafaza etti.

Demek ki sizin bugün gösterdiğiniz takva ve salihlik, sadece sizi kurtarmakla kalmaz. Sizin samimiyetiniz, Allah’ın izni ve inayetiyle yedi göbek ötedeki torunlarınızı bile korur, onları kötülüklerden muhafaza eder. Nitekim Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Hızır ile Hz. Musa'nın kıssasında yetim çocukların yıkılmak üzere olan duvarını sırf ‘babaları salih bir kimse olduğu için’ koruma altına aldığını bizzat haber vermiştir.[20] İşte bir babanın, bir atanın dürüstlüğü, evlatlarına bırakacağı en büyük manevi mirastır.

Son olarak, kurban etinin nasıl paylaşılacağı hususunda da rehberimiz yine Efendimizdir. Abdullah b. Abbas (r.anhümâ), Peygamber Efendimiz’in (Aleyhissalâtü Vesselâm) kurban etiyle ilgili sünnetini şöyle nakletmektedir:

“O, kurban etinin üçte birini kendi aile halkına yedirir, üçte birini yoksul olan komşularına ikram eder, geri kalan üçte birini de muhtaçlara tasadduk ederdi.”[21]

İşte bu mübarek ölçüye binaen, kestiğiniz kurbanları inşallah üçe bölün. Etleri evinizde, dolaplarda saklayıp hapsetmeyin. Kurbanın bir bölümünü mutlaka tasadduk edin; tabii bunu yaparken etin kemikli, sert yerlerini değil, en güzel ve ikram edilmeye değer taraflarını seçip verin. Bir kısmını komşularınıza, dostlarınıza ikram edin; kalan bir kısmını da çoluk çocuğunuzla afiyetle yiyin. Unutmayın ki kurban; paylaşmak, ikram etmek ve gönüller almak demektir.

Allahü Teâlâ bizleri hakta ve hakikatte daim kılsın. Kurbanlarımızı ve ibadetlerimizi dergâh-ı izzetinde makbul eylesin. Kurban bayramınız şimdiden mübarek olsun; geceniz, ömrünüz hayırla dolsun aziz kardeşlerim. Hepiniz Allah’a emanet olun. Lillâhi Teâlâ el-Fâtiha.

 [1] Bakara Suresi 251

[2] Tirmizî (Fiten, 9), Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat, II, 301; Gazalî, İhyâ, II, 311

[3] İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn "Muhabbet ve Şevk", Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb (Kalplerin Azığı) İbnü’l-Cevzî, Kitâbu’l-Kussâs ve’l-Müzekkirîn

[4] Buhari, Cihad, 143

[5] Kehf Suresi 104

[6] Kevser Suresi 2

[7] İbn Mâce, Edâhî (Kurbanlar Bölümü), 2 (Hadis No: 3123)

[8] Taberani'nin Mu'cemu's-Sağir 

[9] Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, IV, 265

[10] Rûhu’l-Beyân tefsirinde, Saffat Suresi'ndeki kurban kıssası (102-107. ayetler)

[11] Âl-i İmrân Suresi 110

[12] Âl-i İmrân Suresi, 183

[13] Âl-i İmrân Suresi, 184

[14] İbn Mâce, Edâhî, 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 368.

[15] Sâffât Suresi 103-107

[16] Saffat Suresi, 107

[17] Meryem Suresi 85

[18] Deylemî, el-Firdevs, I, 85; el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, V, 125

[19] Vâkıa Suresi 21

[20] Kehf Suresi 82

[21] İbn Kudâme, el-Muğnî, IX, 449; İslam Fıkhı Ansiklopedisi, IV, 422.

Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.