Sayfa Yükleniyor

Abdullah Baba Hz.lerinin 13. Vuslat Töreninden Nuri KÖROĞLU Hocamızın Konuşması

Elhamdülillahi Rabbil Âlemîn, vessalâtü vesselâmü alâ rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmâîn.

EuzübillahimineÅŸÅŸeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim.

"İnsanlar, "İnandık" demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler." [1]

Vahdet Ä°linden Tenezzül Eyleyip Dünyamızı Åžereflendiren, Marifet Ä°linin PadiÅŸahı, Yirmi Birinci Asrın AÅŸk Membâı Muhterem Üstadımız Abdullah Gürbüz (ks) Hazretlerinin ahirete irtihalinin 13. yıldönümü münasebetiyle toplanmış bulunmaktayız. Rabbim Üstadımızın himmetinden, feyzinden, bereketinden, hikmet denizinden bizleri ayırmasın inÅŸallahu Rahman.

“Ahir Zaman” fitnelerinin ayyuka çıktığı bir zamanı yaşıyoruz. Dünyanın dört bir yanında Müslümanlar tarifsiz ezâ ve cefâ çekiyor. Ä°nsanlığın atası Âdem aleyhisselam döneminden beri süre gelen hak ile batıl mücadelesi, her geçen gün ÅŸiddetini arttırarak devam ediyor. Kuvvet ve kudretiyle tüm mahlûkata hükmeden Rabbimiz Zülcelâl ve Tekaddes Hazretleri Kur’an-ı AzimüÅŸÅŸan’da yaÅŸadığımız bu hadiselere ışık tutarak ÅŸöyle buyuruyor:

"Ä°ÅŸte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden ÅŸahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez." [2]

Allah-ü Teâlâ imanımızdaki sadakatimizi ölçmek, bizleri sınamak ve kâinatta Allah’ın ÅŸahitleri olabilmemiz, ÅŸehitlik mertebesine eriÅŸebilmemiz adına bazı kâfirleri bize musallat eder. Bazen kâfirleri Müslümanlara galip getirir bazen de Müslümanları kâfirlere galip getirir. Dünya kurulduÄŸundan beri bu düzen böyle devam etmiÅŸtir. Çünkü bu âlem “Dârul Ä°mtihan”dır, “Dârul Fiten”dir. Ä°mtihan âlemidir. Rabbim güzel sonuçlarla Kendisine varmayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin.

Tabi cereyan eden hadiselerin temeline baktığımız zaman, bu hadiselerin ülkemiz üzerinde oynanan oyunların bir parçası olduÄŸunu görüyoruz.

Ä°lm-i Ledün Sultanı Üstadımız Abdullah Baba Hazretleri bu meseleyi izah ederek:

“Ehli küfrün gözü her zaman Türkiye’nin üzerindedir. Bunun sebebi; kâfirlerdeki Osman Gazilerin, Fatihlerin, Yavuzların ve Kanunilerin evlatlarının, Ä°slâmî bir diriliÅŸle tekrar küfür âlemine tahakküm edeceÄŸinin korkusu ve endiÅŸesidir.” buyururlardı.

Maneviyat GüneÅŸi Üstadımız Abdullah Baba Hazretleri, Medine-i Münevvere‘de Ebu Bekir (ra) Hazretlerinin evladından mürÅŸidi kâmil bir zatı ziyaret ediyor. O zatın, Efendim Hazretlerine hususi bir ÅŸekilde hürmette bulunması ve hizmette kusur etmemesi etrafındakilerin çok dikkatini çekiyor. Kendisine, “Efendim Abdullah Baba Hazretlerine göstermiÅŸ olduÄŸunuz hususi hürmet ve hizmetin sebebi hikmeti nedir?” diye sormaktan kendilerini alamıyorlar.

O Mübarek kalpleri titreten ÅŸu muazzam cevabı veriyor:

“Bu meclise manevi olarak Allah'ın Resulü Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Hulefâ-i RaÅŸidin Hazretleri ile gelen bir zatın yanında oturuyorsunuz. Duasını isteyiniz.

Sonra Üstadımıza dönerek can-ı gönülden ÅŸöyle buyuruyor:

“Allah-ü Teâlâ sizleri o kadar çok seviyor ki Türkiye’yi o kadar çok seviyor ki…” 

Üstadımız Abdullah Baba Hazretleri:

“Deliliniz nedir? Bizi sevdiÄŸinin alâmeti nedir?” 

O zat da ÅŸöyle cevap verdi:

“Cenab-ı Peygamber (aleyhissalatü vesselam) Efendimiz Konstantiniyye'nin fethini müjdeledi. Bu müjdeye mazhar olabilmek için öyle kimseler talip oldu ki, Allah-ü Teâlâ nasip etmedi. Ancak atanız Fatih Sultan Muhammed Han Hazretlerine Rabbim lütfetti.  

Ne yazık ki Osmanlı’yı Abdülhamit Han Hazretleri döneminde uyuÅŸturdular. EÄŸer Osmanlı’yı bir  aslana benzetecek olursak size bir uyuÅŸturucu iÄŸne vurdular. UyuÅŸuk bir halde idiniz. Ancak ÅŸimdi o aslanın ön ayakları kalktı. Sırada arka ayakları var. Arka ayakları da bir kalkarsa ki Allah-ü Teâlâ aslanı ayaÄŸa kaldıracak. Ümmeti Muhammed’in başına yine sizler geçeceksiniz.” Onun için Rabbim bu gayeyle o güzel günleri bizlere görmeyi nasip ve müyesser eylesin.

Osmanlı padiÅŸahlarının hepsinin başında bir mürÅŸidi kâmil vardı. MürÅŸidi kâmillerin iÅŸaret ettiÄŸi ÅŸekilde hareket ettikleri için altı yüz küsur sene dünya hâkimiyetini saÄŸladılar. Osmanlı Devleti, mürÅŸid-i kâmillerden uzak kalmaya baÅŸlayınca da çöküÅŸ dönemi vuku bulmaya baÅŸladı. Zira Osmanlı’nın temelini maneviyat atmıştı. Bu hususta rivayet odur ki;

ErtuÄŸrul Gazi Hazretleri, oÄŸlu Osman Gazi ile Konya Selçuklu Sarayını ziyarete gitmiÅŸti. Bu sırada Konya’nın manevi mimarı Mevlâna Hazretlerini de ziyarete ediyorlar. Mevlâna Hazretlerinin sohbet meclisine ve zikrullah halakasına katılıyorlar. Daha on dört veya on beÅŸ yaÅŸlarında bir delikanlı olan Osman Gazi Hazretleri ve Mevlâna Hazretleri dua ediyor. Mevlâna Hazretleri duanın arkasından ÅŸöyle buyuruyor:

“Evladım öyle bir hükümdarlık kuracaksınız ki adı Devleti Âliye’yi Osmaniye olacak. Rabbim Zülcelal ve Tekaddes Hazretleri altı asır senin evladını dünyaya hâkim kılacak. Allah, devletini mübarek etsin.” 

Onun için Osmanlı Devletinin temelinde de maneviyatın himmeti ve duası vardır. Bu itibarla, maneviyat erbabının olmadığı dönemlerde hep hüzün, hep gözyaşı ve hep zulüm görülmüÅŸtür. Rabbim, Üstadımızın himmet ve feyziyle bizleri bu sıkıntılı zamanlardan selamete çıkarsın inÅŸallahu Rahman.

Peki, günümüzde vuku bulan hadiseler böyle cereyan edip gidecek mi? Belki daha beter hadiseler yaÅŸanacak. Ancak Allah-ü Teâlâ’nın izni inayetiyle âti (gelecek) Ä°slam’ın, akıbet muttakilerin olacaktır.

Peki, Müslümanlar olarak bizim bu zaman dilimi içerisinde ne yapmamız gerekiyor?

Âlemlerin Efendisi Hazreti Muhammed-ül Mustafa'nın (sallallahu aleyhi ve sellem) elinden ve eteÄŸinden tutmamız gerekiyor. Bu ümmet ne zaman ki Hazreti Peygamber’den uzak kaldı, yolunu ve izini ÅŸaşırdı.

Günümüzde iman ettiÄŸini söyleyen öyle zümreler türedi ki havsalalar alır gibi deÄŸil. Kimisi, “Allah’ın benim ibadet ve taatime ihtiyacı yok ki” diyor. Ötekisi, “Siz, bizim kalbimize bakın kalbimize, örtüyle, ÅŸunla bunla Ä°slam olmaz” diyor. Bir baÅŸkası da, “Ben insanları öldürerek sevaba gireceÄŸim, Cennete ulaÅŸacağım” diyor. DiÄŸer ayrılıkçılar da türlü türlü sözler söylüyor. Oysa Ä°slam dini, “Tevhit” dinidir. Sana göre Ä°slam, bana göre Ä°slam olmaz. Biz, Hazreti Muhammed aleyhissalatü vesselam nasıl iman ettiyse o ÅŸekilde iman etmek mecburiyetindeyiz. Burada keyfiyet deÄŸil, zaruret vardır. Onun içinde Efendimiz aleyhissalatü vesselam:

“Ey Ashabım size iki ÅŸey bırakıyorum: Biri Allah’ın kitabı Kur’an, ikincisi Benim Sünnet-i Seniyye’mdir. Kim bunlardan bir tanesini terk edecek olur ise delalete düÅŸer” buyurmuÅŸtur.

Rabbimiz Zülcelal ve Tekaddes Hazretleri de bu fitneciler hakkında;

"EÄŸer onlar böyle sizin iman ettiÄŸiniz gibi iman ederlerse gerçekten doÄŸru yolu bulmuÅŸ olurlar. Yüz çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa düÅŸmüÅŸ olurlar." [3]

"De ki: "Allah'a ve Peygamber'e itaat edin. EÄŸer yüz çevirirlerse ÅŸüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez." [4] buyuruyor.

Yani “Allah’ın kitabı Kur’an’a, Muhammed Mustafa'nın (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnet’ine tabi olun. EÄŸer yüz çevirirseniz, Allah, o kâfirleri asla ve asla sevmez" buyuruyor. Öyle olunca Hazreti Muhammed aleyhissalatü vesselam Efendimizin yoluna biz bende oluruz, kurban oluruz. Hazreti Peygamber aleyhissalatü vesselam ve ashabı nasıl iman ettiyse biz öyle iman ederiz. Misal verecek olursak:

Ashabın ileri gelenlerinden Sıddık-i Ekber Hazreti Ebu Bekir (radıyallahu anh):

“Ya Rasulullah! Benim ÅŸu gözümün gördüÄŸünün hiç bir önemi, kıymeti ve ehemmiyeti yoktur. Ya Rasulullah! Sizin aÄŸzınızdan çıkan, benim için elzem olan ÅŸeydir.” buyurarak Efendimiz aleyhissalatü vesselama imandaki sadakatini çok net ve veciz bir ÅŸekilde göstermiÅŸtir.

Efendimiz aleyhissalatü vesselam vefat etmiÅŸti. Naaşı yıkanıp defin için hazırlanmıştı. Gönlü alev alev yanan Hazreti Ömer radıyallahu anh, Efendimizin naaşının yanına dizüstü oturmuÅŸ:

“Ya Rasulullah! Allah-ü Teâlâ; "Kim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiÅŸ olur." [5] ‘Bana iman etmek isteyen Muhammed’ime tâbi olsun' diyerek Senin fazâil ve kemâlâtını yüceltmiÅŸtir. Ya Rasulullah! Öteki âlemde de Cehennem ehli; "KeÅŸke Allah'a ve Resule itaat etseydik" [6] diye nedametini bildirecek. Onlar böyle söylerlerken bu Ömer nasıl aÄŸlamasın!” diye gözyaÅŸları döküyordu.

Onun için “Ya Rabbi! Hazreti Ebu Bekirlerin, Ömerlerin, Osmanların ve Hazreti Alilerin iman neÅŸesine bizleri de ulaÅŸtır.” diye dua ediyoruz.

Allah-ü Teâlâ Hazretleri, Efendimize ümmetinin ÅŸu anda yaÅŸadığı ve yaÅŸayacağı durumları âlemi mânâda göstermiÅŸti. Ümmetinin bu çetin imtihanlarını gören Rasulullah Efendimiz mahzun olmuÅŸ, ümmet-i için endiÅŸe duymuÅŸlardı. Burada sözü Asrımızın Mevlana’sı Üstadımız Abdullah Baba Hazretlerine bırakıyorum:

“Cibril-i Emîn, A’raf suresinden, Musa’nın kavminde de hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren kimseler vardı.” [7] ayeti kerimesini getirince Efendimiz mahzun oldular, üzüldüler. Hâbir ismi ile haberdar olan Allah-ü Teâlâ dedi ki;

‘Ey Cibril Muhammed’imi mahzun kılan durum nedir?’

Cibril-i Emin Efendimize sorunca Efendimiz Allah-ü Teâlâ Hazretlerine niyaz ederek;

Ä°lahi Ya Rabbi! Bu güne kadar iki yüz yirmi dört bin peygamberini, kullarını irÅŸat için gönderdin. Ben ise hem bütün insanlara ve cinnilere gönderildim. Benim ümmetimin hem ömrü kısa, hem de günahkâr. Onların hali nice olur! Sen bilirsin Ya Rabbi! Gafur’ur Rahîm’sin, Ya Rabbi!” dedi.

Bunun üzerine Allah-ü Teâlâ: 

“Bizim yarattıklarımızdan hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren kimseler vardır.” [8] ayeti kerimesini indirince Efendimiz mütebessim oldular, sevindiler."

Cibril-i Emin ÅŸöyle devam etti: Ya Rasulullah dahası var;

“Senin ümmetinin âlimleri, Åžeriat’la amel edip, Tarikat’a sülûk eden, ihlâslı, takva olan âlimlerdir ki, bunlar Senin varislerindir. Veraset-ül Enbiyadır. Bunlar beni Ä°srail peygamberlerinin muadilidirler.”

Bunun üzerine Efendimiz aleyhissalatü vesselam daha çok sevindi. Sahabeyi kirama döndü ve dediler ki, 'Ulemâi ümmetike enbiyâi beni Ä°srail: Benim ümmetimin evliyaları Ä°srail oÄŸullarının peygamberleri gibidir'

Bu kutsi hadise bazen de 'Evliyau ümmitike enbiyai beni Ä°srail' ÅŸeklinde de mana veriliyor. Rabbim, o manaya ulaÅŸmış olan zatların ÅŸefaatlerini üzerlerimizde daim kılsın inÅŸallahu Teâlâ.

Bu ilâhi müjdeye mazhar olarak mürÅŸid-i kamillik makamına ulaÅŸan yani Efendimizin varisi olan zatlardan ilki Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anhdır. Hicret esnasında maÄŸaradayken Hazreti Ebu Bekir’in telaÅŸlandığını gören Efendimiz aleyhissalatü vesselam:

“Mahzun olma ya Ebu Bekir! Allah bizimle beraberdir. Dilini damağına yapıştır. Allah’ı zikirde daim ol. Kalbini de kalbime rabdet ki Rabbimin füyuzat-ı rabbaniyesi gönlüne, kalbine ÅŸerha ÅŸerha insin.” buyurmuÅŸ ve ona kalb-i zikri telkin etmiÅŸtir. Efendimizin manevi terbiyesi altında Ebu Bekir radıyallahu anh Hazretleri, kemâlât makamına eriÅŸince o neÅŸe ile “Allah’ım, beni o kadar büyüt ki Cehennemi doldurayım da La ilahe illallah Muhammedün Rasulullah diyen hiç kimse Cehenneme girmesin” diye dua etti.

Hazreti Ömer Efendimiz de mürÅŸidi kâmil bir zat idi. Efendimiz aleyhissalatü vesselam, ona, dili ile nefesini tutarak vurgulu bir ÅŸekilde zikrullahı telkin etti. O mübarek nefsini terbiye edip kemâle erince Efendimiz aleyhissalatü vesselam ÅŸöyle buyurdular;

“Benden sonra bir peygamber gelecek olsaydı o, Ömer olurdu.”

Efendimiz aleyhissalatü vesselam harfsiz ve kelimesiz olarak zikrullahı Osman-ı Zinnureyn Hazretlerine telkinde bulundu. Hazreti Osman Efendimiz de kemâlât makamına ulaÅŸarak Allah-ü Teâlâ Hazretlerinde fâni oldu. Böylece Rasulullah Efendimizin hakikî varisi oldu. Burada AÅŸk Eri Mevlana Hazretlerine müracaat ediyoruz. Mevlana Hazretleri, Hazreti Osman Efendimizin bu hususiyetini ÅŸöyle ifade ediyor:

“Hilafeti döneminde Hazreti Osman Efendimiz kürsüye çıktı. Sahabeyi kirama vaazu nasihat ediyordu. Vaaz esnasında “Elhamdülillahi Rabbil Âlemin” dedi. Sahabeyi kiram aÄŸlamaya baÅŸladı. “Essalâtü vesselâmu alâ rasulinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmâîn” dedi. Sahabeyi kiram hıçkırıklara boÄŸuldu. Osman-ı Zinnureyn orada konuÅŸamadı, kürsüden indi. Mevlana Hazretleri burada sual ediyor “Acaba orada Hazreti Osman ne konuÅŸtu da sahabe ne anladı?” ve devamında sualini cevaplayarak ve ÅŸöyle buyuruyor; “Hazreti Osman Nuru Muhammediye’yi temsil ettiÄŸi için orada Nuru Muhammediye’si ile bir göründü de sahabelerin tamamı mest-ü hayran oldu.”

Ä°ÅŸte Efendimiz aleyhissalatü vesselamın varisi, temsilcisi olan mürÅŸid-i kâmillerin böylesi hususiyetleri vardır.

Kendisi de mürÅŸid-i kâmil olan Mevlana Hazretlerinin ÅŸu ifadeleri bunu daha iyi izah eder:  “Bugün Ahmet benim dünkü Ahmet deÄŸil, bugün Muhammed Mustafa’nın Nuru benim. Fakat ben Muhammed Mustafa deÄŸilim. Ben, bugün Allah’ın sıfatları ile görünen bir ÅŸahsiyetim ama haÅŸa Allah deÄŸilim” Rabbim ÅŸefaatlerine nail kılsın inÅŸallah.

Efendimiz aleyhissalatü vesselam, Hazreti Ali (keremallahu veche) Efendimize “7 Sahih” verdikten sonra ÅŸöyle buyurdu:

“Ya Ali! Benim yaptıklarımı yap. Åžeriat Allah’ın emir ve nehiyleridir. Benim sünnetim de Allah’a vuslat kapısıdır. Kelime-i tevhidi oku, Allah’ı zikret ya Ali!”

Hazreti Ali Efendimizde kemâlât makamına Mekke-i Mükerreme’de eriÅŸti. Efendimiz aleyhissalatü vesselam Mekke’yi fethedince Kâbe-i Muazzama’nın içerisine girdiler. Elinde asası ile "Hak geldi batıl zail oldu." (Ä°srâ/81) ayeti kerimesini okuyor ve bütün putları yüz üstü çeviriyordu. Bir put vardı ki, Efendimiz aleyhissalatü vesselam bir türlü putu yere indiremiyordu.

Efendimiz:

“Ya Ali! Omzuma çık da ÅŸu putu indiriver.”

Hazreti Ali Efendimiz:

“Ya Rasulullah! Hayâ ederim. Siz, benim sırtıma çıkın.”

Efendimiz aleyhissalatü vesselam:

“Arz Beni zor taşıyor ya Ali, sen nasıl taşıyacaksın. Ya Ali! Emir, edebin üstündedir. Omzuma çık.” buyurdu.

Hazreti Ali Efendimiz, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin omzuna çıktı. Efendimiz aleyhissalatü vesselamın omzunda iken o büyük putu aÅŸağıya indirdiler. Bir ara Hazreti Ali Efendimizin yüzü sarardı ve titremeye baÅŸladı. Rasulullah Efendimizde bu hali hissedince yukarıya doÄŸru mübarek cemalini kaldırdı:

“Ne oluyor ya Ali!” dedi.

YaÅŸadığı muazzam hal içinde Hazreti Ali Efendimiz, “Yere bakıyorum “Kadem-i Rasulullahı” görüyorum. Karşıya bakıyorum “Cemal-i Rasulullahı” görüyorum. Yüzünüze bakıyorum “Allah’ı görüyorum ya Rasulullah” dedi.

Bunun üzerine Efendimiz aleyhissalatü vesselam büyük bir memnuniyetle:

“Allah’tan ve Benden baÅŸka Ali’yi, Ali ile Benden baÅŸka Allah’ı bileniniz yoktur.” buyurdu.

Daha burada bahsedemediÄŸimiz sahabeyi kiramdan birçok zat, Fenafillah makamına ulaÅŸarak Rasulullah Efendimizin varisi olmuÅŸ, mürÅŸidi kâmillik makamına ulaÅŸmıştır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin tatbik ve telkin ettirmiÅŸ olduÄŸu usuller ile nefsini terbiye ederek mürÅŸid-i kâmillik makamına ulaÅŸan birçok zat vardır. Selman-ı Farisiler, Hasan-ı Basriler, Sırrî-i Sekatiler, Cüneyd-i BaÄŸdâdîler, Abdülkadir-i Geylaniler, Rufailer, Bedeviler, Dussukiler, Mevlanalar, Abdullah Babalar, Kuddusi Babalar… Bunların hepsi mürÅŸidi kâmillik zincirinin müstesna halkalarıdır.

Özellikle dikkat edin; çaycıdan, çorbacıdan, dalkavuklardan bahsetmiyorum. Allah’ın sıfatlarında fani olmuÅŸ, sîretine ve suretine ÅŸeytanın giremeyeceÄŸi, Rasulullah Efendimizin hakîkî varisi olan zatlardan bahsediyorum.

MürÅŸid-i kâmiller, insanları nefsin ve ÅŸeytanın esaretinden kurtararak kâmil imana eriÅŸtirmek, kâmil insan yapmak için manevi olarak vazifelendirilmiÅŸtir. Onlar, Efendimiz aleyhissalatü vesselama varis olmuÅŸ ÅŸahsiyetlerdir.

Günümüzde bazı profesörlerden; (Allah muhafaza) “Allah ile kulun arasına kimse giremez” gibi söylemler iÅŸitiyoruz. EÄŸer hakikat böyle olmuÅŸ olsaydı, Allah, Kuran-ı AzimüÅŸÅŸan’ı kulunun kalbine indirmekten aciz miydi? Niye Muhammed-ül Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi bizim önümüze rehber koydu? Neden "Muhammed’im size neyi veriyorsa onu alın, neden sakındırıyorsa ondan da kaçınınız." [9] diye emretti? Allah bize ÅŸah damarımızdan yakın deÄŸil mi? Tabi ki yakın. Öyle olmasa Allah olur mu? Ama ne acıdır ki kul Allah'a uzak… Bakınız, bu âlem vesileler âlemidir. "Siz vesileye yapışınız" buyuruyor Cenab-ı Hak. Hastalandığımız zaman doktora gidiyoruz. “Åžâfi” olan Allah-ü Teâlâ deÄŸil mi? Biliyoruz ki o doktor, Allah’ın yaratmış olduÄŸu ÅŸifa sıfatını okumuÅŸtur, kendini geliÅŸtirmiÅŸtir ve Allah’ın “Åžâfi” ismine mazhar olmuÅŸtur. Ä°ÅŸte Allah’ın evliyaları da Allah’ın veli isminin mazharı olan ÅŸahıslardır.

Efendimiz aleyhissalatü vesselam, "Fatiha’yı Åžerife’siz namaz olmaz" buyuruyor.

Namazda Fatiha’yı Åžerife’yi okurken:

"Allah'ım, bizi doÄŸru yola ilet. Allah'ım doÄŸru yola ulaÅŸtırdığın in’âm ve ihsan ettiÄŸin kulların yok mu? Onların yoluna ulaÅŸtır." diyoruz.

Peki, Allah'ın in’âm ettiÄŸi, ihsan ettiÄŸi kulları kimler;

"Kim Allah’a ve Resulüne tabi olursa Allah'ın in’âm ve ihsan ettiÄŸi kullarıyla beraber olur."

Kim onlar? 

"Onlar peygamberler, ÅŸehitler, salihler ve sadıklardır. Onlar ne güzel yoldaÅŸtır ne güzel arkadaÅŸtır." [10] buyuruyor.

Onun için, Üstadımızın yolundan ve izinden göz açıp kapayıncaya kadar bizi ayırma Allah'ım.

Mezhep sahibi, emsalsiz alim Ä°mam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri hangi ilmi eksik bıraktı da "Cafer-i Sadık Hazretlerine varmasaydım hüsrandaydım" dedi.

Ä°mam-ı Åžâfi Hazretleri, Ä°mam-ı Ahmet Bin Hanbelî Hazretleri ikisi de mezhep sahibi olmalarına raÄŸmen, çoban olan Åžeyban-ı Râî Hazretlerinin dizinin dibine oturup da neyi tahsil ettiler? Ä°lmi olmayan Åžeyban-ı Râî'den ne aldılar?

Öteki taraftan Ümmü Sinan Hazretleri, adı üzerinde ‘ümmî’ ilmi olmayan zât demektir. Dönemin dev âlimi Niyazı Mısrî Hazretleri, ilmini bir tarafa bırakıp Ümmü Sinan Hazretlerine müntesip oldu da neyi tahsil etti?

Niyazı Mısrî Hazretlerinin mısraları versin cevabı:

"Savm u salat hac ile,

Sanma zahit biter iÅŸin.

Ä°nsan-ı kâmil olmaya,

Lazım gelen irfan imiş."

 

Yani "Siz Kur’an ilmini bir hocadan, hadis ilmini bir muhaddisten, Ä°slam hukukunu bir fakihten öÄŸrenebilirsiniz. Ama insan-ı kâmil olabilmeyi ancak bir “MürÅŸidi Kâmil”den tahsil edebilirsiniz."

Onun için AÅŸk Eri Mevlana'mız yüzyıllar ötesinden yeryüzünü titreten ÅŸu ifadelerle gönüllerimize seslenir:

"Ey Allah'ı arayan kiÅŸi! Allah'ı yırtık kitaplarda, tozlu raflarda bulamazsın. Allah'ı bulmak istiyorsan; “DaÄŸlara, taÅŸlara, engin denizlere sığmam. Mü’min kulumun kalbine sığarım.” dediÄŸi, gönlü nazargâhı ilâhî kıldığı bir mürÅŸidi kâmilin gönlünde ara."

Ya Rabbi! Cennet Mekân Üstadımızın yolunda ayağımızı sabit kıl.

Maalesef, mürÅŸidi kâmil olan zatların, evliyaullahın varlığını inkâr için öyle çok çalışıyorlar ki… Toplumumuzu mürÅŸid-i kâmillerden, evliyaullahtan, onların sevgi ve muhabbetinden uzak tutmak için büyük gayret sarf ediyorlar. Çünkü bunlar bizim manevi dinamiklerimizdir. Toplumumuzun, ülkemizin bu manevi dinamikleri yavaÅŸ yavaÅŸ ayaÄŸa kalktığı için kâfirde ayaÄŸa kalkıyor, “Osmanlı ruhu tekrar geliyor?” diye telaÅŸa kapılıyor.

Ecdadımız öyle deÄŸil miydi? Åžeyh Edebali Hazretlerinin himmet ve feyzi altında Osman Gazi Hazretleri yürümedi mi? Fatih Sultan Muhammed Han Hazretleri, AkÅŸemseddinlerin manevi terbiyesinde yürümedi mi? Aziz Mahmud Hüdâî Hazretlerinin vb… Bütün Osmanlı Sultanları bu manevi dinamiklerle yetiÅŸtiler ve hareket ettiler.

Ülkemizde de elhamdülillah bu diriliÅŸ muÅŸtusu ortaya çıktığı için kâfirin tâ orada dizleri titremeye baÅŸladı. Sebep nedir biliyor musunuz? Åžöyle ifade edelim:

Cenab-ı Peygamber aleyhissalatü vesselam Hazretlerine verilip diÄŸer peygamberlere verilmeyen beÅŸ husus vardır. Efendimiz bunlardan birini ÅŸöyle ifade ediyor:

“EÄŸer (kâfirler) ümmetimde bir uyanış bir hareket görecek olursa; Benim imanımın, Benim ümmetimin imanının korkusunu dünyanın öteki ucundan hissederler” Onun için ÅŸu anda Batı’da Osmanlı'nın tekrar ayaÄŸa kalkması endiÅŸesi ve korkusu vardır. Rabbim inÅŸallahu Rahman; “Hansların, Conilerin acziyet içerisinde kalıp bize sığındıkları günü göstersin.” diye dua ediyoruz.

Söz “MürÅŸidi Kâmil”di ya bu hususta geçen haftalarda Konya’da irad edilen bir hutbeye reddiye olsun diye, bir iki söz söylemek istiyorum. Hutbede özetle, “Hazreti Peygamber'den baÅŸka kimse sahih rüya göremez. Gaybı Allah'tan gayrı kimse bilmez. Keramet yok.” gibi sözler sarf ettiler. Åžöyle ki, “Gaybı Allah'tan gayrı kimse bilemez, amenna ve saddakna” ayeti kerimede:

"Allah'tan gayrı gaybı kimse bilmez, Allah'ta gaybını kimseye bildirmez" [11] buyuruyor. Ayetin devamında:

"Ancak razı olduÄŸu resul müstesna" [12]

Dikkat ediniz burada “resul”den kast olunan “peygamber” deÄŸildir. Resul genel bir ifadedir. Çünkü ayeti kerimede Rabbimiz:

"Allah, meleklerden ve insanlardan resuller seçer" [13] buyurmuÅŸtur.

Hepimiz Yasin-i Åžerif’i okuyoruz. Yasin-i Åžerif’in ikinci sayfasında Allah-ü Teâlâ Hazretleri:

"Onlara  ashab-ı karyeden ÅŸehir halkından misal ver. Biz onlara mürsel gönderdik iki kiÅŸiyi gönderdik" [14] buyurmuÅŸtur. O iki kiÅŸi Ä°sa aleyhisselamın havarilerindendir. Buradan anlıyoruz ki resul kelimesi, sadece peygamber manasına gelmiyormuÅŸ. Dolayısıyla hiç ÅŸüphesiz Allah-ü Teâlâ razı olduÄŸu kullarına gaybı bildirir. Ehlisünnet vel Cemaat’in bu husustaki anlayışı ÅŸudur:

Gaybı Allah bilir. Dilerse Allah kuluna bildirir. Efendimiz aleyhissalatü vesselam buyuruyorlar ki; "GeçmiÅŸ ümmetler içinde vukuundan önce bazı ÅŸeyleri haber veren keramet ehli zatlar var idi." (Yani, hadiselerden haber veren keÅŸif keramet sahibi insanlar vardı.) "Ömer de O kimselerdendir" [15]

Cennet Mekân Üstadımız Abdullah Baba Hazretleri ile Konya'da bir meclisteydik. Zikrullah yapıldı. Cennet Mekân zikrullahtan sonra müsaade etti. Bazı arkadaÅŸlar yanında kaldık. Otururken bir sessizlik oldu. Cennet Mekân Abdullah Baba’m döndü dedi ki.

"OÄŸlum ÅŸu Müslümanlara eziyet eden RaÅŸit Dostum yok mu? Afganistan'da ÅŸu anda karargâhını bombaladılar." Biraz durdu, "Öldü diyecekler ama o ölmedi. Türkiye'ye getirip burada tedavi edecekler." dedi.

Tabi Efendimin zaman zaman bu tür çıkışları olurdu. Eve geldik, televizyonu açtık. Ä°lgili bir haber göremedik. Ertesi sabah kahvaltıdan sonra tekrar haberlere baktığımızda "RaÅŸit Dostum öldü" diye alt yazı geçti. Efendim dedi ki "OÄŸlum böyle diyorlar ama deÄŸil" O gün akÅŸam oldu. "RaÅŸit Dostum'u Katar Hastanesine getirdiler" diye, haberleri dinledik.

Åžunun ısrarla altını çiziyorum; Konya neresi, Kabil neresi, mezarı ÅŸerif neresi. Bu hadiseler vuku bulurken biz, Cennet Mekân Abdullah Baba’mla Konya'da herhangi bir evde oturuyorduk. Demek ki Allah-ü Teâlâ dostlarına bildirdiÄŸi zaman evliyaullah da bilir. Ne diyordu Rabbimiz: 

“Kulumu sevdiÄŸim zaman, onun gören gözü, iÅŸiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. O, Benimle görür. Benimle iÅŸitir. Benimle tutar. Benimle yürür. Bana sığınırsa onu himaye ederim. Benden bir ÅŸey isterse kendisine veririm.” [16] Rabbim ÅŸefaatlerine nail kılsın inÅŸallahu Rahman.

Rüya haktır kardeÅŸlerim. PeygamberliÄŸin kırk altı cüzünden bir cüzdür. Vahiy yirmi üç yılda geldi. Yirmi üç yılı kırk altıya böldüÄŸünüz zaman altı ay ortaya çıkar. Vahyi ilâhî Efendimize altı ay rüya yoluyla geldi.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

"Benden sonra mübeÅŸÅŸirat kapısı açıktır, Nübüvvet kapısı kapalıdır." buyuruyor.

Sahabe:

"Nedir Ya Rasulullah mübeÅŸÅŸirat kapısı?" dediklerinde.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

"Ümmetimin görmüÅŸ olduÄŸu sahih rüyalardır" buyuruyor.

Rüyayı Allah-ü Teâlâ dilediÄŸine gösterir. Allah'ın gayrısında kimse rüya gösteremez. Rabbimiz Kur’an-ı AzimüÅŸÅŸan’da rüyadan bize ÅŸöyle haber veriyor:

Firavun dedi ki "Ben rüyamda yedi semiz ineÄŸi, yedi zayıf ineÄŸin yediÄŸini; ayrıca yedi yeÅŸil baÅŸak ve yedi de kuru baÅŸak görüyorum." [17]

Kim gördü bunu? Firavun gördü. (Firavun eski Mısır’da hem kraldır hem de ilah olduÄŸuna inanılan kiÅŸi demektir.) Firavunun rüyası doÄŸru çıktı mı? Allah-ü Teâlâ, Yusuf aleyhisselama rüyanın tabirini yaptırdı. Yedi yıl bolluk, yedi yıl da darlık olduÄŸunu gördü de firavun iman etti. Ä°smi de “Akineton” oldu. Akineton, Allah'a inanan kimse demektir.

Unutmayınız! Allah, kevni ayetlerini göstermek için kâfir bile olsa rüyayı sahîhâ gösterir. Allah-ü Teâlâ dilediÄŸini dilediÄŸine gösterir. Bundan acziyet duymaz. Zira her ÅŸey Allah’ın elindedir.

Kanser hastası olan kardeÅŸlerimizden biri bir rüya görmüÅŸtü. Rüyasını ÅŸöyle anlattı:

"Beni uzun bir eleÄŸin üzerine yatırdılar. BaÅŸta Abdullah Baba’m olmak üzere Geylani Hazretleri, Rufai Hazretleri, Mevlana Hazretleri de dâhil bütün piranlar vardı. Beni o eleÄŸin üzerinden bastırıyorlardı. EleÄŸin altına etlerimin kıyması çıkıyordu. Çıkan kıymalar aÅŸağıda tekrar bütünleÅŸiyordu. BütünleÅŸenleri tekrar eleÄŸin üzerine koyuyorlardı. Bu ÅŸekilde ezâ ve cefâ çekiyordum. Sabah kalktığımda yatağımın içerisi terden su olmuÅŸtu."

Bu rüyayı Abdullah Baba’ma anlattığımda Asrımızın Maneviyat Sultanı Cennet Mekân buyurdular ki:

"OÄŸlum, ahirete günahsız gitsin diye, Allah-ü Teâlâ günahlarını ruhuna azap olarak çektirmiÅŸ. Åžimdi selamete çıkmış inÅŸallah."

Demek ki insan rüyada imtihan da oluyormuÅŸ. Cennet Mekân Abdullah Baba’m bu hususa büyük ihtimam gösterir, dikkat çeker ve:

"Allah, kaderinize tahakkuk etmiÅŸ bir bela ve musibet varsa rüyanızda geçirsin evladım" diye dua ederdi. Rabbim ÅŸefaatine nail kılsın inÅŸallahu Rahman.

Keramet haktır. Allah-u Zülcelal ve Tekaddes Hazretleri, ikram ve iltifat olarak sevdiÄŸi kullarına bu ÅŸekilde olaÄŸanüstü halleri gösterir.

Keramet hususunda Cennet Mekân Abdullah Baba’m ÅŸöyle buyururdu:

"Hiçbir peygamber hiçbir evliya, ÅŸu iki ÅŸeyi yapamaz: Bir topraktan âdemi meydana getirip canlandıramaz. Ä°kincisi babasız bir insanı meydana getiremez."

Bazılarınızın aklına takılabilir; Ä°sa aleyhisselam çamurdan kuÅŸ yaptı, uçurdu diye. KuÅŸlarda yani hayvanlarda ruh olmaz, onlarda can olur. Ben ruhtan bahsediyorum. Ayet-i kerimede Rabbimiz ruhla ilgili "Ruhtan sorarlar. De ki: Rabbimin katında bir ilimdir. Ruh baÅŸka bir ÅŸeydir. Allah’ın ilahi nevhâsıdır." [18] buyurmuÅŸtur.

Keramete dönecek olursak ÅŸüphesiz Rabbimiz evliyasına olaÄŸanüstü haller verebilir. Sahabeyi Kiram Efendilerimizden örnek verecek olursak:

Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh hutbe irad ederken bir ara durdu. Müseylemetül Kezzap isimli sahte peygamberin, Müslimi Havlânî radıyallahu anh Hazretlerini esir aldığını gördü. Müseylemetül Kezzap "Ä°slam dininden dön, dönmezsen seni ateÅŸe atacağım." diyordu.  Müslimi Havlânî Hazretleri de iman ÅŸahikası ÅŸu sözlerle cevap veriyordu; "Lâ ilâhe illallâhül melikül hakkul mübîn Muhammedün rasulullâhi sâdikul vâdiul emîn. Asla davamdan dönmem. At beni ateÅŸin içine" Müslimi Havlânî Hazretlerini ateÅŸin içerisine attıklarında Ebu Bekir Efendimiz, sahabeyi kirama dönüp diyor ki, "Elhamdülillah, Ä°brahim aleyhisselamı ateÅŸin yakmadığı gibi ümmeti Muhammet’ten de ateÅŸin yakmadığı kimseler var. Müslimi Havlânî ikindin buraya gelecek. O kardeÅŸimizi karşılamak için hazır olunuz."

Hazreti Ebu Bekir Efendimiz arada üç dört günlük yol mesafesi olmasına raÄŸmen hadiseyi sanki canlı yayın seyreder gibi seyrediyor…

Hazreti Ömer Efendimizde de benzer bir hadise vuku buluyor. Kürsüde vaaz ettiÄŸi sırada bir anda perde açılıyor. Nihavent’te Ä°slam ordularının başındaki Sare isimli Ä°slam kumandanının zorda olduÄŸunu görüyor: "Ey Sare! Cebele cebele! Ä°slam düÅŸmanları, arkandan geliyor. Dikkatli ol." diye ikaz ediyor.

Bunlar hep Allah'ın ikram ve iltifatıdır. Çünkü bunlar, Hazreti Peygamber aleyhissalatü vesselamın mucizesi olarak onlara geçmiÅŸtir.

Bir defasında Efendimiz aleyhissalatü vesselam oturuyorlar. Bu sırada Ä°slam ordusu savaÅŸta, Hazreti Ali Efendimiz de orduda. Efendimiz savaÅŸ meydanını müÅŸahede ediyor. Bir anda Efendimizin yüzünün rengi deÄŸiÅŸiyor. "Ya Ali! Arkana bak, arkana" diyor. Efendimiz aleyhissalatü vesselamın yüzü tekrar mütebessim... Sohbetine devam ediyor. Ä°ki ay sonra Hazreti Ali savaÅŸtan dönünce soruyorlar; "Ya Ali! YaÅŸadığın en garip hadise nedir?" O da diyor ki; "Vallahi düÅŸmandan o kadar yorulmuÅŸtuk ki bir kenara geçtim, oturuyordum. Tam uyumak üzereydim ki Allah’ın Rasulünün sesini duydum. "Ya Ali! Arkana bak" dedi. Hemen kalktım. Arkama baktığımda düÅŸman askerini gördüm ve hemen onu bertaraf ettim." Allah'ım ÅŸefaatlerine nail kılsın inÅŸallahu Rahman.

Konyalı kardeÅŸlerimizden birisi bundan dört yıl önce babasına diyor ki; "Baba, Üstadım Abdullah Efendi Hazretlerini anma programına gidiyoruz. Senide götüreyim, türbesini bir ziyaret et. Himmetinden, feyzinden istifade edersin."

Babası da "Tamam oÄŸlum" diyor. Beraber geliyorlar. Babası, Efendimi ziyaret ediyor. NevÅŸehir’den tekrar Konya'ya dönüyorlar. KardeÅŸimizin babası bir müddet sonra hastalanıyor. Doktorlar müdahale etseler de ellerinden bir ÅŸey gelmiyor…

KardeÅŸimizin babasının aÄŸrıları git gide artıyor. Bununla birlikte büyük bir korku ve endiÅŸe oluÅŸmaya baÅŸlıyor. KardeÅŸimiz diyor ki "Sabahleyin kapıyı açtım. Babamın yanına girdiÄŸimde, babamın gayet mutlu ve neÅŸeli olduÄŸunu gördüm. Baba "Hani senin aÄŸrıların ne oldu?" dedim. Babam da, gel oÄŸlum gel, sana bir ÅŸey anlatacağım:

“Bugün sabah ezanı Muhammediye okunurken Üstadın Abdullah Efendi yok mu? Kapıyı açtı. Ä°çeriye girdi. Selam verdi. Elini karnıma koydu. 'Evladım, sen Bizi ta oralara gelip ziyaret edersin de Biz seni böyle sıkıntılı anında yalnız bırakır mıyız? Hem endiÅŸe etme. ÖÄŸleden sonrada senin emanetini alıp götüreceÄŸiz' dedi. OÄŸlum ne aÄŸrım kaldı. Ne korkum kaldı." OÄŸlu da bunu telefona kaydetmiÅŸ. Aynen dediÄŸi gibi öÄŸleden sonrada ahirete irtihal etti ve cenaze namazına katıldık.

Ben, bir “MürÅŸid-i Kâmil”den, Kaldırım Mezarlığında yattığını zannettiÄŸiniz bir “MürÅŸid-i Kâmil”den bahsediyorum. Asıl kör olan, asıl ölü olanlar bu hakikatleri görmeyenlerdir. Onun için kardeÅŸlerime diyorum ki maddi manevi her sıkıntınızda, “Himmet Üstadım” deyiniz. Size kimse ÅŸirktir falanda diyemez. Zira Allah’ın dostları ölü deÄŸildir. Onların ruhaniyetleri daima hazır ve nazırdır. Rabbimiz: 

"Senin Rabbinin askerlerini ancak senin Rabbin bilir." [19] buyurmuÅŸtur.

Ä°bni Kesir Tefsirine de bakabilirsiniz. Bu hadiseyi Hazreti Ali (kvc) Hazretleri rivayet ediyor:

Hazreti Peygamberi defnettik. Aradan üç gün geçmiÅŸti. Arabî bir delikanlı geldi. Hazreti Peygamber aleyhissalatü vesselamın kabrinin üzerine yattı. GözyaÅŸları içinde:

“Ya Rasulullah! Rabbim, Nisa suresinde,

“EÄŸer onlar kendilerine zulmettikleri zaman Sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.” [20] buyuruyor. Gördüm ki Sen topraklar altında yatıyorsun. Benim bu günahlarım ne olacak Ya Rasulullah.” dedi.

O delikanlı aÄŸladı aÄŸladı, gitti. Kapıdan çıkmak üzereydi ki Cenabı Peygamber aleyhissalatü vesselam karşıma dikiliverdi. Dedi ki:

“Ya Ali! O delikanlıya söyle, Biz ölü deÄŸiliz. Anasından doÄŸduÄŸu gün gibi günahlarını Allah affetti."

Onun için ayeti kerimede:

"Biliniz ki O Allah'ın Rasulü sizin aranızdadır" [21] buyuruyor.

Onun için kiÅŸilerin bedenleri ÅŸu gördüÄŸümüz mülk âleminden çekilir. Ancak âlemi ervahta sürekli hazır ve nazır olur.

Nerde olursa olsun Abdullah Baba’mdan istimdat isteyiniz, himmet dediÄŸiniz zaman gelir. Abdestsiz olduÄŸunuz zaman biraz yavaÅŸ olur. Ancak üç Ä°hlas bir Fatiha’yı Åžerife’yle himmet dilerseniz anında gelir.

“Efendim, çok acil bir durumum olduÄŸu zaman ne yapayım?” diye sormuÅŸtum.

Cennet Mekân:

"Ya Muin Dahilek Abdullah Baba, dersen oÄŸlum Bizim tellallarımız var. Allah'ın izni inayeti ile sözün bitmeden yanında olurlar" buyurmuÅŸtu.

Bir de atamız, dedemiz Fatih Hazretlerinden de ÅŸu nükteyi yapayım sohbeti sonlandıracağım.

Fatih Sultan Muhammed Han Hazretleri:

"Büyük sıkıntılar içerisinde kuÅŸatmayı bir türlü fethe dönüÅŸtüremiyordum. Bunun endiÅŸesi içerisindeydim. Bir ara dedim ki "Ya Rabbi! Senin Ricalül Gayb Erenlerin nerede?" Sonra da "Ey zamanın kutbu olan ÅŸahıs! Neredesin? YetiÅŸ de bize imdat et" dedim. “Karşımda beyaz at üzerinde nurânî bir zatı gördüm. Bizimi çağırdın sultanım” dedi. “Siz kimsiniz?” diye sordum. “Benim adım Ubeydullah Ahrar” dedi" (O dönemde zamanın kutbu Ubeydullah Ahrar HazretleriymiÅŸ.) "Efendim ben bir ordu çağırmıştım, maneviyat ordusunu… Tek başınıza mı geldiniz?" dedim. "Atından indi. Cübbesini bir açtı ki arkasında Bedir’in Aslanları dahi saf saf olmuÅŸ Ä°slam orduları vardı."

Biz Çanakkale'de de, Kıbrıs Harbi’nde de, ölülerimizle beraber bu vatan topraklarını müdafaa eden bir topluluÄŸuz. Rabbim akıbetimizi bu neÅŸe üzere daim kılsın inÅŸallah-ü Teâlâ.

Rabbim Abdullah Baba’mın himmetinden, feyzinden, bereketinden bizleri göz açıp kapayıncaya kadar ayırmasın.

Allah hepinizden razı olsun. Haklarınızı helal edin. Allah'a emanet olun inşallah.

 



[1] (Ankebut/2)

[2] (Âl-i Ä°mran/140)

[3] (Bakara/137)

[4] (Âl-i Ä°mran/32)

[5] (Nisâ/80)

[6]  (Ahzab/66)

[7] (A’râf/159)

[8] (A’râf/181)

[9] (HaÅŸr/7)

[10] (Nisa/69)

[11] (Cin/26)

[12] (Cin/27)

[13] (Hac/75)

[14] (Yasin/13)

[15] (Tirmizi)

[16] (Buhari, Ibnu Mace) 

[17] (Yusuf/43)

[18] (Ä°srâ/85)

[19] (Müddessir/31)

[20] (Nisa/64)

[21] (Hucurat/7)