İMSAKİYE KONYA
Miladi | Hicri
İMSAK
--
GÜNEŞ
--
ÖĞLE
--
İKİNDİ
--
AKŞAM
--
YATSI
--
İFTARA KALAN
--:--:--
1234567891011121314151617181920212223242526272829
HOŞGELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN
Tarih:18.02.2026 10:36:46

“Bu kitap, masal diyene masaldır, Bu kitap vasıtasıyla kendini tanıyan, anlayan da er kişidir” der Mesnevi’sinden bahsederken Pirimiz aşk eri Hz.Mevlana’mız.

Biz de ister masaldır bu densin, ister kıssa,

Her kelam kendimizi tanıyıp anlamamıza vesile olsun ümidi ve payımıza düşen hisseleri almamız duası ile her hayrın başı “Besmeledir” deyip;

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlarız sözümüze

Adı bilinmeyen büyük gezegenlerin, büyük yıldızların ardında dünya adı verilen bir gezegen varmış. Bu gezegenin tek sahibi ve padişahı sonsuz kudret sahibi bir o kadar da merhametli olan Hz. Allah’mış.

Bu gezegende iki ayakları üzeri durabilen, iki eli ile her işi görebilen, Allah’ın ayetlerini işitsinler diye kulaklar, Yaradan’ın kudretini eserlerinde görsünler diye gözler bahşedilen,  zikretsinler diye diller, sevsinler ve iman etsinler diye yürekler, fikretsinler, şükretsinler diye akıl lütfedilen insan adı verilen varlıklar yaşarmış. O insanlara “kullarım” diye seslenirmiş Hz. Allah.

Allah, gökleri ve yeri onlar için yaratmış. Güneş'i ve Ay'ı, gökteki yıldızları, geceyi ve gündüzü de insanların emrine vermiş. Gökten su indirip onunla aynı topraktan rızıklansınlar diye bin bir türlü ürünler çıkartmış. Yüzmeleri için denizleri, deniz üstünde gezebilsinler diye koca dağlar gibi yükselen gemileri insanların emrine amade kılmış. Tatlı su içsinler, ekinlerini sulasınlar diye ırmakları insanların hizmetine sunmuş. Bir kısmına binek edinsinler, bir kısmından da faydalansınlar diye hayvanları dahi onlar için yaratmış.  Velhasıl; insanı eşref-i mahlûkat kılmış ve yarattığı cümle mahlûkatı da onun emrine vermiş.

İnsan denilen bu varlıklar yeryüzü denilen bu yeri birbirleri ile paylaşmak zorundaymışlar. Toprağı, suyu, topraktan elde edilen mahsulü, havayı, aşı ekmeği yani verilen tüm nimetleri.

Hayatlarını devam ettirebilmeleri için de çalışmaları gerekirmiş insanların. Bu sebeple değişik işler yaparlarmış kimi eker, kimi biçer, kimi satar, kimi taşırmış. Yani çok önemli işler yaparlarmış; daha doğrusu öyle olduğunu zannederlermiş. Onların önemli dediği işler hep var olacaklarını sandıkları dünya hayatı içinmiş.

Bir karış toprak için savaşırlar, para denilen kâğıt parçası için yarışırlar, komşuları açken kimileri enfes sofralarda artık dediklerini çöplere doldururlarmış. Ana ata bilinmez, konu komşu sevilmez bir hal almış. Tok açın halinden anlamaz, zengin fakiri kollamaz, büyük küçüğü sevmez, küçük büyüğü saymaz olmuş yeryüzünde.

Gün be gün yaradılış gayelerini unutmuş insanlar ve

“Ben insanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım” ayeti çıkıvermiş akıllarından.

Sabah erkenden uyanan halk, işbaşı yapar; akşama kadar işinin başından ayrılmazmış. O yüzden, ne doğarken, ne de batarken; onları hiç ilgilendirmezmiş güneş. Ne bahar geldiğinde kırlarda açan papatyalar, ne sonbaharda dökülen yapraklar dokunurmuş yüreklerine. Kıyıda köşede kalmış hastalar, fakirler ve yaşlılar unutulmuş gitmiş. Gerçek şu ki, insanlar pek zalim ve pek de nankör olmuşlar. Kısacası hak hakikat unutulmuş,  insanın bir tek adı kalmış yadigâr.

 

Bir yanda yürekleri katılaşmış, dünya derdi her yanlarını sarmış, hakkı hakikati unutmuş insanlar varmış amma Allah’ın iyi kulları da yok değilmiş dünya da;

"Allah'tan ümit kesilmez!" demişler. “Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah'tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.” Ayet-i celilesini düstur edinmişler kendilerine, el açıp yalvarmışlar dua ve niyazda bulunmuşlar;

“Yok mu bize bir yol gösterecek, Rabbimiz bizi unutmaz, o kullarına karşı çok merhametlidir “ deyip günlerce ah-u feryat etmişler. Ümitlerini yeşerterek beklemeye başlamışlar. Bu güzel ve anlamlı bekleyiş, ben diyeyim 10, siz deyin 11 ay, devam etmiş.

Bir gün, ülkenin sınırlarından içeriye yaşlı bir adam girmiş. Yaşlı dediysem, asası olanlardan değil, gözü ve gönlü yaşlı olanlardan. Lâkin kimse bilmezmiş gözünden akan yaşları, gönlündeki sızıyı.  O, dimdik, dupduru gezmeye başlamış, Allah'ın yol verdiği bu yerde.

Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Geçtiği dereler, tepeler şenlenmiş. Yol boyu ağaçlar, serçeler ve karıncalar fark etmiş bu adamda bir başkalık olduğunu.

Ağır ağır yürüyormuş adam; karmakarışık bir hayata alışık insanlara inat, her âna anlam katıyormuş. O yürüyor, ardından bir huzur rüzgârı bırakıyormuş efil efil.        

Böyle bir huzura alışık değilmiş insanlar. Ve onlar da durup derin derin içlerine çekmişler huzur rüzgârını.

Katılaşmış kalpler yumuşayıvermiş sanki. İnsan özüne dönmeye başlamış yavaş yavaş. Gönül yorgunlukları dinmiş, gözpınarları yeniden kavuşmuş gözyaşlarına.

Hayat yavaşlamış yeryüzünde. Bir adam, tek başına nasıl değiştirebilirmiş bunca şeyi, sessiz, kelâmsız?

Şaşırmışlar... Nihayet; yolunu kesip adını sormuşlar. Durmuş pir-i fani, tebessüm etmiş: 

"Benim adım RAMAZAN..."  demiş.

“Uyanın ey erenler Ramazan’dır bu gelen
Gönle sürur, kalbe nur, cisme candır bu gelen
Gökleri aralayan ses duyulur meçhulden
Hem zikirdir, hem Kur’an hem ezandır bu gelen”
  mısraları yankılanmış sanki yeryüzünün her bir köşesinde.

İnsanlar daha ilk görüşte çok sevmişler, bu uzaklardan gelen meçhul kişiyi;

“Kendini bir tanıtsan bizlere,” demişler. Ramazan şöyle başlamış sözlerine;

“30 gün misafir olacağım sizlere.  30 gün unutturup bu dünyayı, hakkı anlatacağım sadece.

Allah’ın kelamı ile şenlenecek kulaklarınız, geceniz kıyam ile geçecek, gününüz oruç ile.

30 gün ezan ile başlayacak gününüz ve ezan ile bitecek yine.

İlk 10 gün rahmet dağıtırım sizlere, sonra ki 10 gün mağfiret dağıtmaktır işim,

son 10 gün ise Hak Teâlâ cehennemden azat eder sizleri, beni vesile eder sadece.”

“Aman efendim sizi, kim gönderdi bizlere” diye sual edilince

“Kim mi gönderdi beni? Yedi kat semavatın, yedi kat arşın ve üzerinde yarattığı cümle mahlûkatın tek ve yegâne sahibi merhametlilerin en merhametlisi, kullarını affetmek için nice güzel günler, nice güzel geceler yaratan Hz. Allah” diye cevap vermiş Ramazan.

Hoş geldiniz öyleyse!   Hamdolsun sizi bizlere gönderene, demişler hep bir ağızdan yeryüzü ahalisi!  

Hoş geldin ey vahyin nâzil olduğu mübarek Kur’an ayı,

Hoş geldin ey bir ömre bedel bir geceye ev sahibi olan gufrân ayı,

Hoş geldin ey rahmet, mağfiret ve cehennemden kurtuluşa vesile olan, sınırsız ihsân ayı,

Hoş geldin ey günahların hazan mevsimi, sevapların harman ayı,

Hoş geldin ey gönülleri nûra doyuran, yüreklere “Gül” kokuları duyuran Ramazan ayı,

Hoş geldin yeryüzüne, hoş geldin hanelerimize, hoş geldin günahkâr gönüllerimize hoş geldin.

 

 

Günün Ayeti
"Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvâya erersiniz." (Bakara Suresi/183)
Günün Hadisi
Ebû Hureyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah sallalllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır." (Buhârî, Tirmizi, Müslim)
Günün Sözü
“Oruç sadece yemekten içmekten uzak durmak değildir; dilini, kalbini ve bütün azalarını da günahtan korumaktır.” Abdülkadir Geylâni Hazretleri
Mesneviden
“Oruç, bedenin zekâtıdır; açlıkta yüzlerce hikmet gizlidir.” Mevlana Celaleddin Rûmi Hazretleri
Günün Duası
Allahummec’ al siyami fihi siyam’ es ve giyami fihi giyam’ el gaimin ve nebbihni an nevmet’ il- ğafilin ve heb li curmi fihi ya ilah’ el- alemin ve’ fu anni ya afiyen an’ il- mucrimin.

Allah’ım! Bugün de tuttuğum orucu gerçek oruç tutanların orucu gibi ve ibadetimi gerçek ibadet edenlerin ibadeti gibi kıl; bugün de beni gafillerin uykusundan uyandır; suçumu bugün de bağışla, ey âlemlerin ilahı! Affet beni, ey suçları affeden Rabbim!
Günün Videosu
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.