Cennete girdiğimizde en büyük arzularımızdan biri Rasulullah (sav) Efendimizi görmek ve Onunla birlikte olmaktır. Ancak Rahmân Sûresi'nin 72. ayetine dayanarak bazı kimseler, cennette haremlik-selamlık olacağını ve kadınların yabancı erkekleri göremeyeceğini söylemektedir. Eğer bu yorum doğruysa, cennetteki kadınlar Rasulullah (sav) Efendimizi göremeyecekler mi?
Mü’min kadınların cennette Rasulullah (sav) Efendimizi görmelerine engel olduğuna dair herhangi bir delil yoktur. Rahmân sûresinin 72. ayeti böyle bir hüküm ifade etmez.
Rahmân sûresinin 72. ayeti kerimesinde, cennet nimetlerinden olan hurilerin iffeti, temizliği ve eşlerine mahsus oluşları anlatılmaktadır.
“Çadırlar içerisinde gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş hûriler vardır.”(Rahman/72)
Bir sonraki ayette de:
"Onlara ne insan ne de cin dokunmuştur."[1] buyrularak onların eşlerine mahsus oldukları ifade edilir.
Bu ayetlerden "Cennette bütün kadınlar yabancı erkekleri göremez." veya "Cennette mutlak anlamda haremlik-selamlık vardır." şeklinde bir hüküm çıkarmak doğru değildir.
Kur'an'da cennet ehli hakkında:
"Orada onların canlarının çektiği her şey ve gözlerinin hoşlandığı her şey vardır."[2]
Yine:
"Orada ne boş söz işitirler ne de günaha sokacak bir söz."[3]
Dolayısıyla cennette, dünyadaki gibi kötü arzular ve günaha sevk eden nefis bulunmayacaktır. Bu sebeple fitne, haram, günah, kıskançlık ve şehvet gibi dünya hayatına ait olumsuz hâller de ortadan kalkacaktır. Dünya hayatındaki mahremiyet hükümleri ve bunlara bağlı sınırlamalar ise imtihanın bir gereğidir. Cennette imtihan sona erdiğinden, bu hükümler Rasulullah (sav) Efendimizi (sav) görmeye ve onunla birlikte olmaya engel teşkil edecek şekilde anlaşılmamalıdır.
Kur'an-ı Kerim’de olsun hadisi şeriflerde olsun "Kadınlar Rasulullah (sav) Efendimizi göremeyeceklerdir." şeklinde hiçbir ifade yoktur.
Aksine, cennette bütün mü’minlerin peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve salihlerle beraber olacakları müjdelenmiştir:
"Kim Allah'a ve Resûle itaat ederse işte onlar; Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir."[4]
Bu beraberlik, cennette peygamberleri ziyaret etmeye, sohbetlerinde bulunmaya ve onları görmeye de delil olarak anlaşılmıştır. Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri başta olmak üzere İslam âlimleri de cennette mü’minlerin peygamberlerle görüşeceklerini ifade etmişlerdir.
Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri;
Allah-ü Teâlâ'nın izni ve lütfuyla cennette Peygamber Efendimiz (sav), diğer peygamberler ve Allah dostlarıyla görüşmek mümkündür.
Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki: "Kişi sevdiğiyle beraberdir."[5] Bu müjde çok büyüktür. Sen bu dünyada Allah'ı, Resûlullah’ı (sav) ve Allah'ın veli kullarını samimiyetle sever, onların yolundan gitmeye gayret edersen, Allah-ü Teâlâ seni ahirette de onlarla beraber eyler.
Kıldığınız namazların, okuduğunuz Kur'ân'ın, yaptığınız zikir ve hayırların sevabını başta Peygamber Efendimize (sav), bütün peygamberlere, ashab-ı kirama, evliyâullaha hediye edin. Kıldığınız namaz arz olunur ve size yedi yüz misli sevap verilir. Siz vefat ettikten sonra size şefaat edilir. Cennet-i Âlâ’da sizleri kendi makamlarına çağırırlar, izzet ve ikramda bulunup şöyle derler; “Allah senden razı olsun! Sen dünyada iken beni hiç görmediğin halde; bana yaptığın ibadetlerinin sevabını hediye ettin. Ben de seni ona karşılık makamıma misafir ettim. Buyur! Gönderdiğin sevap kadar buradan faydalan, derler. Dünyada kendilerini görmeden sevenleri, cennette misafir etmek onların şanındandır, buyurmuşlardır.
Peygamber Efendimiz (sav) hayattayken mescitte kadınlara da hitap eder, onlara bizzat sohbet ederdi. Dünyada kadınların Onu görmesi ve Ondan ilim alması mümkün olduğu gibi, cennette de aynı şekilde görülebileceği belirtilmektedir.
Cennet ortamında dünyevi perdeler ve nefis aradan kalkacağı için kadınlar da Peygamber Efendimizi dünyada görüldüğü gibi cennette görebileceklerdir.
Rabbim bu dünyada da öbür dünyada Peygamber Efendimizi görmeyi nasip etsin inşallah.
[1] Rahmân Suresi 74
[2] Zuhruf Suresi 71
[3] Vâkıa Suresi 25
[4] Nisâ Suresi 69
[5] Buhârî, Edeb 96; Müslim, Birr 165. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 50; Daavât 98