Hakiki aşk nedir? Nasıl elde edilir ve nasıl muhafaza edilir? Bazen gönlümde güçlü bir manevi aşk ve iştiyak hissediyor, bazen de bu hâlin kaybolup dünya meylinin arttığını görüyorum. Bunun sebebi nedir?
Aşk, sevginin seven kimseyi bir sarmaşık gibi sarıp kavraması; kişinin kendisini tamamen sevdiğine teslim etmesi ve sevgilisinden başka güzel görmeyecek kadar ona düşkün olmasıdır.
Tasavvufi açıdan “Aşk-ı Hakiki” ise Allah-ü Teâlâ’yı her şeyden çok sevmek ve Ona kavuşma arzusuyla yanıp tutuşmaktır. Bu aşk, sadece geçici bir duygusal coşku veya heyecan dalgası değildir. Kulun kalbinin, aklının, ruhunun ve bütün varlığının kayıtsız şartsız Allah’a yönelmesidir. Kulun kendi beşerî sıfatlarından sıyrılarak ilahi sıfatların nuruyla ahlaklanması, âşığın Maşuk’ta yok olup Onun dışındaki her şeyden (masivadan) geçmesidir.
Hazreti Mevlânâ bu sırrı ne güzel ifade eder:
“Aşk, kişinin kendi varlığını terk edip, Sevgili’nin varlığında diri olmasıdır.”
Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri aşkın iki boyutu olduğunu belirtir:
Mecazi Aşk: Dünyevi bir tutku veya şehevi bir cazibeye tutulmaktır. Ancak bu aşkın dahi "hakiki aşka" giden yolda aklın ötesinde bir boyut olduğunu gösteren yönleri vardır.
İlahi Aşk: Kâinattaki tüm güzelliklere (dağlara, çiçeklere, mahlûkata) bakarak onları yaratan gerçek güzellik sahibi Nakkaş’ı (Allah’ı) sevmek ve Ondan bir an ayrı kalmak istememektir.
Aşk Nasıl Bulunur ve Nerede Aranır?
Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hazretleri; aşkın, kulun kendi çabasıyla elde ettiği bir kazanç (kesbî) değil, doğrudan doğruya Allah-ü Teâlâ’nın kuluna hususi bir lütfu ve hibesi (vehbî) olduğunu şöyle açıklar:
"Aşkı insana Allah verir. Aşk, insanın cüzî iradesiyle bir şeye yönelmesi ve Allah-ü Teâlâ'nın o yöneldiği şey üzerindeki samimiyetini görmesiyle ortaya çıkan hâldir. İşte tam o anda Allah-ü Teâlâ'nın tecellisiyle; yani kulun samimiyetinin bir neticesi olarak, Allah-ü Teâlâ ona sevgiyi, muhabbeti ve aşkı ihsan eder. Aşk, bu manadadır."
Bu ulvî hâli, mecazi aşklarla karıştırmamak gerekir. Leylâ ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin gibi kıssalar; aşkın insan dimağında ve gönlünde nasıl bir tesir bıraktığını anlatmak için verilmiş küçük birer şerh, birer remizden ibarettir. Hakikatte aşk, Allah'ın kuluna hususi bir ikramıdır.
Hakikatte aşk, Allah'ın bahşettiği bir lütuftur; vehbîdir, kesbî değildir. İnsanın bir şeye yönelmesi, onu sevmesi ise kesbîdir (kazanımla ilgilidir).
Ancak kulun bu ilahi hibeye ve aşka layık olabilmek için yapması gerekenler, müracaat etmesi gereken vesileler vardır:
Resûlullah (sav) Sevgisi ve Sünnet-i Seniyye: Allah'ı sevmenin ve Onun aşkına ulaşmanın yolu Muhammed-ül Mustafa (sav)'yı sevmekten ve Onun sünnetlerini ihya etmekten, tam manasıyla Ona tabi olmaktan geçer. Onun ahlakıyla ahlaklanmak ve sünnetini hayatın her alanında ihya etmek şarttır. Efendimize tam manasıyla tabi olmayan bir kimsenin, imanının kemale ermesi ve hakiki aşka ulaşması mümkün değildir.
Hakiki aşka ulaşmanın tek yolu Muhammed-ül Mustafa’yı (sav) sevmekten geçer. Onu canından, malından ve nefsinden fazla sevmeyen kişinin imanı kemale ermez.
Mürşid-i Kâmil'e Teslimiyet: Ruhun terbiyesi ancak ehil bir rehberle mümkündür. Derviş, mürşidinin elinden tutarak tövbe eder, iradesini teslim eder ve onun muhabbetiyle gönlünü besler. Aşk ateşi, üstadın sohbetindeki feyz ile korlanır. Tek başına kitap okuyarak aşk-ı ilahiye ermek zordur. Bu ateş, bir üstadın nefesinden kalbe düşer.
Bu zamanda aşkın en kestirme yolu mürşidi sevmekten geçer. Mürşidin dervişi, dervişin mürşidi sevmesiyle aralarında "Nur-u Muhammedi" doğar ki müridi maksada ulaştıracak olan budur.
İhlas ve Samimiyetle Yönelmek: İnsan cüzi iradesini kullanarak Allah’a veya Onu hatırlatan bir kapıya samimiyetle yönelirse, Allah-ü Teâlâ, o gayret nispetince kulun gönlüne ilahi aşk tecellisini bahşeder.
Zikir ve Sohbet Meclisleri: Âşık insan Allah'ın zikir meclislerini, Allah'ı konuşanları ve Ona muhabbet edenleri arar. Bu ortamlarda aşkını tazeler.
Riyazet ve Mücahede: Nefsin arzuladığı çok uyuma, çok yeme, makam, şöhret ve mal sevgisi gibi dünyevi hırslar terbiye edilmelidir. Nefis tezkiyesi olmadan aşkın gönle misafir olması zordur. Çünkü aşk son derece zarif ve ince bir duygudur. Nefis ise kaba ve karanlıktır.
Sadakat: Âşık olmak bir iddiadır. Mühim olan, bu iddiada sadık kalabilmektir. Sadık âşık, gönül dünyasındaki mevsimler ne olursa olsun (daralma/kabz veya ferahlama/bast hallerinde) yerinden sarsılmayan, nefsine geçit vermeyen kimsedir.
Tasavvuf büyüklerinin ifadesiyle, "Aşk, iddia ile değil; itaat, teslimiyet ve devamlılık ile ispat edilir." Bu sebeple hakiki âşık, sadece manevi lezzet aldığı zaman değil; gönlü daraldığında da Rabbinin kapısından ayrılmayan kimsedir.
Zaman zaman gönülde meydana gelen manevi coşkunun azalması ise tasavvuf yolunda karşılaşılan bir hâldir. Bu durum, kulun samimiyetini, sabrını ve sadakatini ortaya çıkaran bir imtihan olabilir. Mühim olan, manevi zevk ve hâller geldiğinde şükretmek; kaybolduğunda ise gevşemeden ibadet ve zikre devam etmektir. Çünkü Allah'a kulluk, hâllere göre değil, sadakat üzere yapılır.
İstikamet: Hakiki aşk, gelip geçen bir heyecan değil; istikamet üzere yaşamaktır. Aşkın devamı, zikrin devamına, ibadetin devamına ve nefsin terbiyesine bağlıdır. Kul, her gün kalbini dünya meşguliyetlerinden temizlemeye gayret etmeli, Allah-ü Teâlâ'yı çok zikretmeli, Kur'ân-ı Kerîm ile meşgul olmalı, salihlerin sohbetinden ayrılmamalıdır. Kalp, ilâhî feyizle beslendikçe dünya meyli zayıflar, Allah sevgisi ise kökleşerek daimî bir hâl alır.
Hakiki aşk, nefsin arzularını takip etmekle değil; tövbe, ihlâs, zikir, murakabe, ibadet, salihlerle beraber olmak ve bir mürşid-i kâmilin terbiyesine teslim olmakla kuvvet bulur. Kalp, Allah'ı zikrettikçe pasından arınır. Dünya sevgisi azaldıkça ilâhî muhabbet gönülde yerleşmeye başlar.
Dalgalanmanın Temel Sebepleri ve Yaşanılan Gel-Gitler Sebepleri
Zaman zaman gönülde hissedilen manevi coşku ve iştiyakın azalması, yerini dünya meyline bırakması tasavvuf yolunda her dervişin karşılaşabileceği tabii bir imtihandır. İçimizdeki aşk ateşinin bazen parlayıp bazen küllenmesi şu manevi hikmetlere dayanır:
Manevi Tekâmül Süreci: İnsanoğlu sürekli tekâmül (olgunlaşma) halindedir. Allah, kulunu dengede tutmak, korku ve ümit arasında (havf ve reca) terbiye etmek için bu halleri sırayla yaşatır.
Nefisle Mücadele (Cihad-ı Ekber): Manevi yolda ilerleyen dervişin önüne nefis ve şeytan sürekli engeller çıkarır. Derviş, kalbinin daraldığı (kabz) anlarda mücadeleyi ve zikri terk etmezse ruhen daha da yükselir. Eğer gevşerse, nefsani ve dünyevi arzular kalbe hükmetmeye başlar.
Gaflet ve Amellerdeki Kusurlar: Manevi coşkunun kaybolmasının pratik sebeplerinden biri de kulun farkında olmadan haram-helal sınırlarında gevşeklik göstermesi, kul hakkına dikkat etmemesi veya salihlerin meclisinden uzaklaşıp gaflet ehliyle bir arada bulunmasıdır.
Dünya Meyli ve Vesveseler: Kalp Allah’ın zikrinden ve murakabesinden uzaklaştığında, boş kalan gönül hanesine dünya sevgisi ve nefsani hevesler hücum eder. Bu durumda şeytan güç kazanarak vesvese vermeye başlar. Kul yeniden zikrullaha döndüğünde ise şeytan oradan kaçar.
Nefis Muhasebesi (Kendini Hesaba Çekmek): Eğer aşk ateşi sönüyorsa veya Resulullah (sav)'ın manevi kokusu duyulmuyorsa, kişi kendini sîgaya çekmelidir:
“Bugün ben kimi incittim? Maddeyi mi, ailemi mi, yoksa dünya makamını mı Allah ve Resulünden çok sevdim?” diyerek tövbe etmeli ve kalbini düzeltmelidir.
Aşkın durgunluk halleri olduğu gibi coşkulu anları da olur. Ancak aşığın asıl sermayesi olan bu duygu, aşkını tamamen yitirmediği sürece tükenmez. Şeytan, “Bak aşkın gitti, demek ki sen riyakârmışsın” der. Buna meyil verilmemelidir.
Özetle; aşkı bulmak için Allah'a ve Onun dostlarına tam bir teslimiyet ve ihlasla yönelinmelidir. İçindeki ateş azaldığında bu bir imtihan veya bir gaflet perdesi olabilir. Böyle anlarda zikri artırmak, salihlerin sohbetine sarılmak ve "İlahi ente maksudi ve rızake matlubi" (Allah'ım, maksadım Sensin, isteğim Senin rızandır.) diyerek yola devam etmek gerekir.
İlgili Video:
İlahi Aşkı Kazanmak İçin Ne Yapmalıyız? | Abdullah Baba (ks) Hz.leri
İlgili Soru Cevap:
Manevi aşkımız zaman zaman artıp azalıyor. Sebebi nedir ve nasıl artırabiliriz?