Aşk Şiiri Yazmanın Hükmü Nedir?
Tarih:11.01.2026
Okunma Sayısı:321
Aşk şiiri yazmanın hükmü nedir? Birini uzaktan severek ona şiir yazmak dinen nasıl değerlendirilir? Bir kıza veya bir erkeğe şiir yazmanın hükmü nedir? Üstadımız, canım Abdullah (Gürbüz) Babamız bu konuda herhangi bir açıklama yapmış mıdır?

Sorunuzun hem genel İslamî bakış açısı hem de gönül dünyamızın kıymetli isimi Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.lerinin bu konudaki yaklaşımı çerçevesinde ele alınması faydalı olacaktır.

İslam hukukunda şiir, başlı başına bir amaç değil, bir araçtır. Dolayısıyla hükmü, içerdiği manaya ve yönlendirdiği duygulara göre değişir. İçeriği edep sınırları içinde kaldığı, ahlaksızlık ve fuhşu tasvir etmediği ve kişiyi Allah’tan uzaklaştırmadığı sürece şiir yazmak mubahtır. Fakat şiir; şehveti tahrik eden tasvirlere yer veriyorsa, yabancı bir kadını veya erkeği teşhir ediyorsa yahut mahremiyet sınırlarını ihlal ediyorsa uygun görülmez.

Peygamber Efendimiz (sav); şair sahabeleri teşvik etmiş, güzel sözün ve mananın değerini övmüştür.

Bu iltifatın en bariz örneği, İslam tarihinde "Banet Suâd / Kaside-i Bürde" olarak geçen hadisede saklıdır. Şöyleki:

Cahiliye döneminde Ka‘b b. Züheyr, Rasulullah (aleyhissalâtü vesselâm) Efendimize yönelik hiciv içerikli şiirler kaleme almış; bu şiirlerde edep ve saygı sınırlarını aşan, hakaretamiz nitelikte ifadelere yer vermiştir. Bu sebeple Mekke’nin Fethi’ne kadar ciddi bir toplumsal tepki toplamış ve Rasulullah Efendimize karşı düşmanca tutum sergileyen şairlerden biri olarak tanınmıştır.

Mekke’nin Fethi esnasında, yaklaşık on bin kişilik İslam ordusu kente girerken genel bir güven ve asayiş telkin edilmiş, intikam ve misilleme uygulamalarına müsaade edilmemiştir. Bununla birlikte, klasik kaynaklarda belirtildiğine göre dokuz kişi, işledikleri ağır suçlar ve Rasulullah Efendimize karşı tutumları nedeniyle istisna tutulmuş ve bunlar “görüldüğü yerde öldürülecek kimseler” arasında zikredilmiştir. Ka‘b b. Züheyr de bu listede yer almıştır.

Vahşi b. Harb’in dahi affedildiğine dair bilgilerin yayılması üzerine birçok kişi Rasulullah Efendimizin huzuruna yönelmiş, bu durum Ka‘b b. Züheyr’in de dikkatini çekmiştir. Ka‘b, Vahşi’nin affedilmesini öğrendikten sonra benzer bir bağışlanma umuduyla fırsat kollamış ve gizlice, kılık değiştirerek Mekke’ye girmiştir. Rasulullah Efendimiz, sahabe efendilerimizle birlikte geniş bir çadırda otururken Ka‘b içeri girerek selam vermiş ve kimliğini gizlemek amacıyla, dışarıda bulunduğunu iddia ettiği Ka‘b b. Züheyr’in affedilmek ve iman etmek istediğini ifade etmiştir.

Rasulullah Efendimizin olumlu yaklaşımı üzerine Ka‘b, gerçek kimliğini açıklamış ve “Ka‘b benim.” demiştir. Bu itirafın ardından bazı sahabeler tarafından kılıçlar çekilmiş, ancak Rasulullah Efendimizin müdahalesiyle ortam sakinleştirilmiştir.

Bunun ardından Ka‘b, Rasulullah Efendimizin huzuruna diz çökerek meşhur kasidesi “Bânet Suâd”ı okumaya başlamıştır. Bu kaside altmış beyitten oluşmakta olup Rasulullah Efendimizin kasidenin belirli bölümlerinde, özellikle aruz vezninin ritmine uygun şekilde başını salladığı nakledilmektedir. Kasidenin en dikkat çeken beyitlerinden birinde Ka‘b, Rasulullah Efendimizi “Şüphe yok ki Rasulullah, doğru yolu gösteren bir nurdur. Kötülükleri yok eden Allah’ın keskin ve yalın bir kılıcıdır.”[1] şeklinde tasvir etmiş ve bu ifade Efendimiz Aleyhissalatü vesselam tarafından özellikle beğenilmiştir.

Rivayetlere göre, Rasulullah Efendimiz bu beyte müteakip üzerindeki cübbeyi (bürdeyi) çıkararak Ka‘b’ın üzerine atmış ve bu jest Ka‘b’ın hem affedildiğini hem de imanını tasdik ettiğini göstermiştir. Böylece Ka‘b, yalnızca affedilmekle kalmamış, aynı zamanda sahabe statüsüne ulaşmış ve “Bürde Hadisesi” olarak bilinen sembolik bir onura mazhar olmuştur. [2]

Olayın ardından bazı sahabelerin kendi aralarında değerlendirme yaptıkları, özellikle Hazreti Ömer (radıyallahu anh)’ın şu ifadesinin nakledildiği belirtilmektedir:

“Yıllardır önünde kılıç sallarız fakat iki beyitle hırkayı şair aldı.”

Bu hadiseden de anlaşılacağı üzere şiir, muhtevası İslamî ölçülere aykırı olmadığı müddetçe meşrudur.

Öte yandan içkiyi, zulmü, ifsadı, nefsâni arzuları öven şiirler haramdır. Aşk şiirleri de, mahrem olmayan bir kadını ya da erkeği belirgin biçimde tasvir ettiğinde aynı hükme girer.

Aşk, insan fıtratının en güçlü duygularından biridir. Şiir ise bu duygunun ince ve estetik bir ifade yoludur. Birini uzaktan severek ona şiir yazmak, tasavvufi dilde genellikle “mecazi aşk” kapsamında ele alınır. Tasavvufta mecazi aşk, kimi zaman ilahi aşka giden bir köprü olarak görülse de, Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri başta olmak üzere maneviyat önderleri tarafından bu tür dünyevi meşgaleler itibar görmemiştir.

Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri, karşı cinse duyulan hislerin şiirle ifade edilmesini uygun bulmaz; bu tür mecazi aşk şiirlerinin kalbi meşgul ederek kulun Rabb’ine olan muhabbetini perdeleyebileceğini ifade ederdi.

Mevlânâ Hazretlerinin şu sözü bu yaklaşımı destekler niteliktedir:

“Aşk seni Allah’a götürüyorsa haktır, nefsine götürüyorsa puttur.”

Üstadımız, bir müminin kaleminin ve gönlünün iki ana istikamette akması gerektiğini sıkça belirtirdi:
       • Allah-ü Teâlâ’ya karşı duyulan aşk ve muhabbet,

  • Rasulullah Efendimize (sav) yazılan naat-ı şerifler.

Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri, gönlü “nazargâh-ı ilahi” olarak tarif eder ve kalbin muhabbetini fanilere değil, bâki olana yönlendirmek gerektiğini vurgulardı. Ona göre karşı cinse yazılan şiirler, kalbi asıl sevgili olan Rabb’inden uzaklaştırabilir ve nefsani duyguları harekete geçirerek kişiyi manevi zayıflığa sürükleyebilir.

Bu nedenle Üstadımız, dünyaya ait mecazi aşkın insanı tüketen bir meşgale hâline gelmemesi için uyarılarda bulunurdu. Bu durumu şöyle açıklamak mümkündür:

“Güneşin ışığını doğrudan görmek mümkünken, bir aynanın yansımasına takılıp kalmanın anlamı yoktur. Ayna kırıldığında geriye karanlık kalır. Hakiki nur ise daimdir ve kulun hedefi o olmalıdır.”

Fıkhi açıdan da yabancı bir kıza veya erkeğe aşk şiiri göndermek caiz değildir. Nişanlılar dahi nikâh gerçekleşene kadar birbirlerine yabancı hükmündedir ve karşılıklı sevgi izharı uygun görülmez. Bu tür ifadeler, fitneye yol açma ve harama kapı aralama ihtimalinden dolayı sakıncalıdır. Mahrem olan kişilere, yani eşe veya cinsel yakınlık ihtimali bulunmayan kimselere yazılan sevgi içerikli sözler ise farklı değerlendirilir.

Sonuç olarak aşk şiiri yazmak, niyetine ve içeriğine göre hükme bağlanır. Şehveti körükleyen, mahremiyeti ihlal eden, kişiyi meşru dairenin dışına çıkaran sözler –şiir de olsa– uygun değildir. Mümin, fıtratında var olan sevgi duygusunu Allah’ın rızasına uygun şekilde yönlendirmeli; helal dairede, temiz ve edebe uygun bir biçimde ifade etmelidir.

 

[1] Sîre, 4:147-156; İbn-i Kesîr, Sîre, 3:701-705; Uyunü'l-Eser, 2:209-212

[2] Mevahibü'l-Ledünniye, 2:222; İnsanü'l-Uyûn, 3:240

Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Veri Politikamızı / Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.