SORULAN SORU

Abdullah Baba (ks) Hz.leri “ firavun bir yönetim geleceğini bu yönetimle birlikte çok büyük sıkıntılar olacağını” haber vermektedir. Önümüzdeki dönemlerde ne yapmamız, nasıl bir yol izlememiz lazım? Abdullah Baba Hazretleri bugünler için Müslüman kimliği taşıyan bizlere ne gibi tavsiyelerde bulunmuştur?

CEVAP

Allahu Teâlâ, Sûre-i Zâriyât, Âyet 58’de şöyle buyurmaktadır:

″Şüphesiz rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.″[1]

Kâinatın ve kâinatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, mutlak kuvvet ve kudret, Hüküm ve Hikmetin sahibi Allahu Teâlâ Zülcelal Hazretleridir. Yüce Allah'ın iradesi ve kudreti taalluk etmeden kâinatta hiçbir şey vuku bulmaz.

Allahu Teâlâ Zülcelal Hz.leri;

“Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.” [2] Buyurmaktadır.

Gerek iyilik, gerek kötülük olsun, her işin,   Allah’a bakan bir yönü olduğu gibi insana bakan bir yönü de vardır. İnsan cüzî iradesiyle sebep, vesile olma durumunda iken; Allah küllî iradesiyle, her şeyi yaratan Yaratıcı durumundadır.

 “Bir toplum, kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe, Allah da onlara verdiği nimeti değiştirmez. Şüphesiz Allah işitendir; bilendir.” [3]

Allah Teâlâ bir kavme, bir topluma ihsan ettiği nimeti durup dururken değiştirecek değildir. Ta ki onlar kendilerindekini değiştirinceye kadar…

Yani onlar bir nimete eriştiklerinde kendilerinde o nimete sebep ve vesile olan ahlâkı ve güzel amelleri, kendileri bozup değiştirinceye kadar, Allah'ın o nimeti değiştirmesi Allah'ın âdetlerinden değildir. İyiden kötüye doğru bir değişim olursa bu değişimin sonucunda oluşan boşluğu, ilahi bir ceza dolduracaktır.

Hz. Ali (kv) bir duasında “Elimizde ki güzel nimetleri değiştirecek, düşmanı bize galebe çaldıracak, gökyüzünden yağmurun yağmasına mani olacak, haram kıldığın şeylerin perdesini yırtan, Senin intikamını gerektirecek günahlardan sana sığınırım” niyazında bulunarak bizim eksikli cümlelerimizin şerhini yapmıştır adeta…

Necip Fazıl merhumun dediği gibi “Ne gelirse başımıza Hak'tandır; fakat geliş sebebi, Hak'tan ayrılmaktandır." 

Eğer bir millet var olmalarının hikmetini unutup, İslami kanunları dinlemez bir hale gelirse birçok imtihana maruz kalacağı gibi yöneticileri ile de imtihan edilir ve aşağıdaki ifadelerin muhatabı olur;

“Kemâ tekûnû yuvella aleyküm”

“Siz nasıl olursanız yöneticileriniz de öyle olurlar.”

“A’malüküm ummalükum”

Amelleriniz yöneticilerinizdir, onlar sizlerin eseridir.[4]

Şunu unutmamalıdır ki; Her toplum, layık olduğu şekilde yönetilir. Kendileri iyi olurlarsa yöneticileri de iyi olur, kötü olurlarsa yöneticiler de kötü olur. Zira yöneticiler halkın içinden çıkarlar ve onların bir parçasıdırlar..!

Rabbimiz;

En’am, suresinin 129. Ayetinde;

“Davranışları sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer kısmına yönetici yaparız.”  buyuruyor!

Kötü toplumun yöneticisi kötülerden olurken, iyi toplumun yöneticisi de iyilerden olur..!

Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri de vefatından önce mevcut iktidarla ülkemizin müreffeh bir zaman dilimi geçireceğini, nimette bolluk yaşanacağını ancak ardından firavunca bir yönetim sergileyecek olan bir güruhun ülkemizde iktidar olacağını ifade etmiştir.

Hükümetin değişmesiyle birlikte firavunca bir yönetim sergileyecek olan bu topluluk çok kısa zaman da ülkeyi darmaduman edecek. Özellikle inanan insanlar üzerine çok baskı yapılacak öyle ki 28 Şubat sürecini insanlar mumla arayacaklardır. İrticai faaliyetler adı altında türlü ezalara, cefalara insanları duçar edeceklerdir.

Aynı Peygamber Efendimiz (sav)’in, sahabe-i kiram efendilerimizin çektikleri gibi sıkıntılara maruz kalınacaktır sadece imanlarına mukayyet olanlar kurtuluşa ereceklerdir. Bu duruma şu ayet-i kerime ile işaret edilmektedir;

“Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine yoksulluk ve sıkıntı çekmişler, öyle sarsılmışlardı ki peygamber ve yanındakiler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” demeye başladılar. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.”[5]

Böyle sıkıntılı bir süreç yaşanacak sonunda da huzura kavuşulacaktır biiznillah…

Bizler ahir zamanın en şiddetli günlerini yaşadığımız ve daha da artarak yaşayacağımız bir zaman diliminin arifesindeyiz.

Huzeyfe (ra) Hazretleri buyuruyorlar ki:

“Allah’ın Resulü (sav) sabah namazını kıldırdı ve bize sohbet etmek için minbere çıktılar. Ta ki öğle vakti girene kadar Efendimiz Aleyhissalatü vesselam sohbet ettiler. Sonra bize namazı kıldırdılar. Sohbete kaldıkları yerden devam ettiler. İkindi vakti girdi. Tekrar namazı kıldırdılar ve ümmetinin başına kıyamete kadar gelecek bütün hadiseleri tek tek anlattılar.

Bizde kendisine dedik ki:

“Ya Rasulullah, bahsetmiş olduğunuz bu felaketler bu sıkıntılar ümmetin başına ne zaman gelecek?”

Efendimiz aleyhissalatü vesselam “Gününüzden arta kalan kadardır.” Buyurdular.

Biz güneşe baktığımızda nerdeyse dağın arkasına doğru geçmek üzereydi.” Hadis-i şerifi adeta bu günleri anlatmaktadır.

Cennet Mekan Abdullah Baba (ks) Hz.leri;

Öyle günler gelecek ki; sokaklarda gezerken sırf sakallı olduklarından dolayı insanları durduracaklar, derdest edecekler. Hangi örgütün adamısın, hangi örgütün üyesisin, diyerek sorgu suale çekecekler.

Bunlar daha önce ki dönemlerde de yaşandı ancak unutuldu ne yazık ki…

Yeniden çetin imtihanlara tabii tutulacağımız günlere erişirsek ne yapalım sorusuna Cennet Mekan Abdullah Baba (ks) Hz.leri;

Ebu Ümeyye eş-Şa’bani diyor ki;

"Ey Ebu Sa'lebe, dedim, şu ayet hakkında ne dersin?"

"Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça sapıtmış olanlar size zarar vermez..."[6]

- Bana şu cevabı verdi:

"Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasulallah (sav)'a sormuştum:

Buyurmuştu ki:

"Ma'rufa[7] sarılın, münkerden de kaçının!

Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir heva, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahede edersen[8], o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak.

Zîra (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir.

O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır.  O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir." [9]

Bu derece bozulan insanlara emr-i bil maruf fayda vermez, zararı daha da artırır manasında olmak üzere Aleyhissalâtu vesselâm, kişiye, cemiyeti terk etmesini, kendini kurtarmayı düşünmesini tavsiye etmektedir. Çünkü arkadan sabrın övüleceği sıkıntılı günler gelecektir.

Rasulallah (sav) şöyle buyurmuştur:

"Yakın gelecekte birtakım fitneler çıkacaktır. Fitne zamanında (ona karışmayıp) oturan kişi, ayakta durandan daha hayırlıdır.

Ayakta duran da, yürüyenden daha hayırlıdır.

Bu yolda yürüyen ise bilfiil fesada çalışandan daha hayırlıdır.

Fitneden sakınmayıp, kendini ona maruz bırakmak suretiyle gözünü ona dikecek olursa, muhakkak onun kahrına uğrar. Her kim ondan iltica edip, sığınacak bir yer bulursa hemen sığınsın. "[10]

Takva güzel ahlaktır. Muhammedi ahlakın kişinin üzerinde vücut bulmasıdır. Ne güzel söylemiş Yunus Emre Hz.leri

Dervişlik olaydı taç ile hırka

Biz dahi alırdık otuza kırka.

Dervişlik dedikleri, hırka ile taç değil

Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil.

Bu sıkıntılı zamana erişirseniz sakallarınızı uzatmayanız. Üzerinize haydari giymeyiniz, sarık sarmayınız. Kadınlar ve erkekler dikkat çekecek kıyafetlerden ve hareketlerden uzak durunuz, Nazargâh-ı ilahi kalptir. Allah (cc) kalbe nazar eder. Şekle, soya, saça, sakala, sarığa, cübbeye, bakmaz. Kimin kalbi güzel ise ona bakar. Hiç kimse cübbesiyle, sarığıyla, sakalıyla cennete gitmez ancak güzel ahlak ile cennete gidilir. Fitne zamanında sıkıntıya düşmeyin. Bu zaman diliminde Allah’ın zikrini sakın bırakmayın, Allah rızası için çalışmalarınıza devam edin.

Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.lerinin bu hususlarda tembihleri vardır. Burada detayları açamadığımız ve açmanın sakıncalı olduğu ifade ederek bu kadarıyla iktifa ediyoruz.

Yukarda da izah etmeye çalıştığımız gibi belki bugün değil ama yarın, sabır günleridir.

Kim bu sabır günlerin gelmesine yaşayışıyla, hareketleriyle, oyuyla vesile olursa firavun güruhunun yaptığı bütün işlerden hissesine düşeni kat ve kat alacaktır. Huzuru mahşerde de bütün yaptıklarından sorumlu tutulacaktır.

Merhum Mehmet Zahit Kotku (ks) Hz.leri:

"Seçim zamanı kullandığımız reyler bizim hangi tarafın adamı olduğumuzu açıkça göstermektedir. Hiçbir Müslüman açlıktan öleceğini bilse, bir Allahsıza, bir dinsize, bir masona ve bir caniye katiyyen rey veremez." Buyurmaktadır.

Mevcut koşullar ne olursa olsun veya rüzgâr hangi yöne doğru eserse essin, daima Hakkın, İslam’ın, edebin ve ahlâkın tarafındayız. Sel gelir, kumu götürür. Muhkem taşlar gibi bizler, daima yerimizde kalırız.

Mesele bizim için iktidar olma, iktidar nimetlerinden yararlanma meselesi değildir.

Davamızın, meselemizin yanında kim duruyorsa bizde onun yanındayız. Merhum Necip Fazıl Kısakürek’inde ifade ettiği gibi:

"Gayemiz şahıs değil, şahısta tecelli eden davadır.”

Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri:

“Müslümanın duyarlı olması lazım.

Davasının müdafaasın da olması lazım.

Biz hayatımızın her devresinde buna ihtilalleri de katarsak sonunda ölüm bile olsa davamızı savunduk.” Buyurmuşlardır.

Dava, niteliksiz çokluklarla, kuru kalabalıklarla değil. Dava adamlarının çokluğuyla ayakta kalır, hedefe ulaşır.

Dava adamı bir guruba dâhil olmak değil, bir duruşa sahip olmaktır.

Dava adamı, zor zamanların adamıdır. Ahde vefa sahibidir, vefakârdır.

Ey Müslüman!

Gayri Müslimlerin, Münafıkların, fasıkların, şeytanın ordusuna katılma, Rahman'ın safında yerini al, kime hizmet ettiğini, hangi amaca âlet edildiğini iyi anla;

bozguncuya, yıkıcıya, fitneciye, kâfire, müşrike, münafıka, nefsine uyanlara, gayri milli olanlara yar ve yardakçı, destekçi, yardımcı olma, Allah'tan kork. Cenab-ı Mevlâ'ya tam tevekkül eyle ki; O müminlerin dostu ve yardımcısıdır.

"Şeref, kuvvet ve galibiyet Allah‘ındır. Peygamberinindir, müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler."[11]

Oylarımızı;

Birlik-beraberliğimizi tehdit eden terör örgütlerine intisaplı olanlara değil,

Okyanus ötesinden emir alıp 252 şehidimizin failleriyle beraber olanlara değil,

Kumandaları yurt dışındaki ortaklarında olan piyonlara değil,

Tarikatları, cemaatleri, vakıfları, Kuran kurslarını kapatacağız diyenlere değil,

Neslimizi ve aileyi yok etmeyi hedefleyen projelere destek çıkanlara değil,

Oylarımızı;

Yerli ve milli olan,

Ayasofya Kebir camisinin ibadete açılmasına vesile olan,

Kamuda, üniversite, her yerde başörtüsü serbestliği getiren,

Vatan topraklarının bölünmez bütünlüğünü savunan,

Vatan savunması için her türlü mücadeleyi veren,

İslâm coğrafyasındaki mazlum Müslümanları korumayı amaçlayan,

Tüm dünyada mazlumlara yardım eden ve yardım edenlerinde önünü açan,

Dinî, millî ve ahlâkî değerlere sahip çıkmaya çalışan, CUMHUR ittifakından yana kullanmayı doğru buluyoruz.

Derdi bu kutsal değerler değil de patates soğan olanlara da; Hz. Ali’nin şu sözü ile cevap vermek isteriz.

“ İnsanlar dünyalarını düzene sokmak için dinlerine ait bir şeyi terk ettiler mi Allah onları ondan daha zararlı bir şeye uğratır.”

OY KULLANMAK CAİZ MİDİR?

Derslerimizde teberruken bağışlama yaptığımız, 4 mezhep fıkhında müftü Ahıskalı Ali Haydar Efendi Hz.leri:

" Oy kullanmayan, küfre oy kullanmıştır. " buyurmaktadır.

Oy kullanmak caizdir. Oy kullanmamak ise (daha kötüye faide sağlayacağı için) caiz değildir.

Ne güzel sözdür. Firavunun karşısında olmak yetmez Musa’nın yanında durmak gerekir.

Cennet Mekân Abdullah Baba (ks) Hz.leri;

İnsanlar atmış oldukları oyun ve bu oylardan dolayı nelere sebebiyet verdiklerini bir anlamış olsalardı, giderler oylarını muhakkak kullanırlardı. Kullandığımız bu oyların ne anlama geldiğini yarın mahşer günü yüce divan kurulduğunda çok iyi anlayacaklar, görecekler.

BİR MÜSLÜMAN OYUNU HANGİ NİYETLE VE NASIL KULLANMALIDIR?

1. Kişinin niyetinde her zaman, Allah'ın kanunları gelsin temennisi olmalıdır ve bu düşüncelerle oy kullanmalıdır.

Müminlerin şevki, dinin menfaatlerini her aman için kendi menfaatlerinden üstün tutmalarından anlaşılır.

2. Mecelle-i Ahkâm Adliyenin [12] dört önemli maddesine göre oyunu kullanmalıdır.

Bunlar 26.27. 28. 29. Maddelerdir.

26. Madde: "Umumi zararı gidermek için, hususi zarar tercih edilir.”

27. Madde: “Şiddetli zarar, daha hafifi ile izale edilir.”

28. Madde: "İki fesat teâruz edince (çakışınca), hafif olanı yapmakla, zarar bakımından büyüğü gözetilir.”

29. Madde: " iki şer bir araya gelince en hafifi tercih edilir "

“Ey kendisinden başka ilah bulunmayan, bizi düşmanlarına karşı galip kıl ” duası ile Rabbimize emanet olunuz…

 



[1] Zâriyât Suresi 58. Ayet

[2] Nisâ Suresi 79. Ayet

[3] Enfal Suresi 53. Ayet

[4] Acluni, I / 146; II / 127

[5] Bakara Suresi 214. Ayet

[6] Maide Suresi 105. Ayet

[7] Maruf: güzel kabul edilen, meşru olan, şeriatın yapılmasını tecviz ve teşvik ettiği her şeydir

[8] Rey  sahiplerinin kitaba, sünnete, icma-ı ümmete, sahabe  akvaline bakmadan kendi görüşünü beğenip ona tabi olması.

[9] Ebu Davud, Melahim 17, (4341); Tirmizî, Tefsir, Mâide, (3060); İbnu Mace, Fiten 21, (4014)

[10] Kitabu’l-Fiten 2308 

[11]  Münafikun Suresi 8

[12] Osmanlı Devleti’nde 1868-1876 yılları arasında hazırlanan ve daha çok borçlar, eşya ve yargılama hukuku esaslarını içeren kanun.





Okunma Sayısı : 2343

Soru Tarihi: 4/9/2023

Yorumlar
Muhammed Ali

Abdullah Baba ne anlattıysa hepsini yaşadık gördük. Bizim işlediğimiz hatalardan dolayı Allahın vereceği bu imtihanlardan Allah'a sığınırız. Böyle bir şey yaşanacaksa, Allah göz açıp kapayıncaya kadar geçirmeyi nasip etsin.

Seyfullah

Abdullah Babam Hz.leri bu konu hakkında seçime girecek kazancak, seçime girecek kazanacak demiştir. Bu seçim mi? Bir sonraki seçim mi bildirilmemiştir. Belki bundan sonrakidir ama duyumuma göre diye defalarca söylemiş sonunda seçime girecek kaybedecek demiştir. İnşallah bu seçim değildir.

İbrahim Karaboğa

Allah'ım halim olanı nasip kılsın inşallah 🤲🤲

Bir Yorum Yazın
Adı Soyadı *
E-Posta *
Yorum *