ABDULLAHBABA SORU FORMU
Online Soru Sorma Bölümü
Soru Sor
Tüm Sorular
MESAJLARINIZ
Onay Bekleyen Sorular :(6)
|
|
|
-
slkm.hocam ümmi imamın arkasında bir alim namaz kılmış ya alim ümminin sık sık hatasını ararmış bu hadise kimler arasında geçmişti. Admin Cevap Bu hadiseyi yaşayan zât asıl adı (Mehmed) olan Niyazı Mısri hazretleriyle. Üstadı Ümmi Sinan Hazretleridir. Niyazi Mısri âlim bir zat olup gururlu kibirli bir kimse idi. O zamanlar maneviyatından habersiz olduğu henüz bilmediği ümmi Sinan hazretleri de cihan güneşi Mürşid-i Kamil gönüller tabibi bir sultan idi. |
|
|
|
NAMAZ
slkm.hocam namazın manasını soracaktım.yani iftitihtan selamla namazdan çıkış dahil kıyam kıraat rüku secde selam bunların manen hikmeten bizlere mesajı nasıldır.selam ve dua ile bekir. Admin Cevap Bilindiği gibi namaz; dinin direği ve mü’minin miracıdır. Onun fazilet ve önemi saymakla tükenmez. Namazın içinden ve dışından olan farzlar (adab ve şartlar) vardır. İslami bilgiler veren ilmihal ve el kitaplarında açıklamalı olarak bu farz ve şartlardan biri namaza başlamadan önce insanın dışını ve içini meşgul edecek şeylerden gönlünü arındırmasıdır. Aklı ve kalbi namaza hazır bulundurmalıdır ki, Kur’an’ın “Sarhoşken namaza yaklaşmayın” hitabına hedef olmasın. Namaz mü’minin miracı yani manen Allah huzuruna çıkışı olduğuna göre gönlünü o yüce huzura çıkmaya hazırlamalı, kalbini o yüce huzura çıkmadan önce meşguliyet ve kirlerden temizlemelidir ki, kalb huzuru ile namaz kılabilsin. Namazın ruhu huzurdur. Kalblerini dünya düşüncelerinden arındırma ve Hakk’a hakkıyle yönelmede, ilim sahipleri avamdan daha üst oldukları için onların namazları da daha üstün kabul edilmiştir. Namazda yapılan bütün fiiller bir hale işarettir. İlim erbabının namazın erkanında anladıkları cümlesinden olarak Mevlana Celaleddin şöyle buyurmaktadır: BEYİT (1) “Ey imam, tekbirin manası: <<Ey Allah’ım, biz senin huzurunda kurban olduk>> demektir.” Tekbir “Allah-ü Ekber” demek olup, ilim sahiplerine göre “Allah her şeyden büyüktür” manasına gelmektedir. Muhakkiklere göre de: “Allah, aslı ve zati bilinmekten büyüklerle O’na şerik koşulmaktan büyüktür, münezzehdir” anlamındadır. Mevlana Celaleddin’in onu “İlahi, biz senin huzurunda kurban olduk” diye tefsir etmesi, böyle olması gerektiği kabilindendir. BEYİT(2) “Kurban kestiği vakit “Allah-ü Ekber” dersin, öldürülmeye layık nefsin boğazlanması sırasında da öyle diyorsun.” Kurban kesmekle namaza durmak arasında bir benzerlik, bir münasebet vardır. Kurban esnasında bir hayvan kesilir, kurban edilir. Namaza durulunca da, nefsin boş arzu ve hevesleri öldürülür. Çünkü namaza duran kimse, namazın erkanından başka bir harekette bulunmaz. Bulunmayınca da serbestliğe ve hürriyete alışmış olan nefsin isteği yapılmamış ve öldürülmüş olur. Cabir (r.a.) şöyle rivayet etmiştir. Resulüllah sallallahü aleyhi vesellem hazretleri, mübarek eli ile boynuzlu ve alacalı iki koç kesti. Kesince de “İnni veccehtü...” “Şüphesiz ki ben Allah’ın birliğini tanıyarak yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah’a yönelttim. Ben müşriklerden değilim” mealindeki ayetleri okudu. Enes bin Malik (ra) demiştir ki: Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi vesellem, iki koç kurban etti. “Bismillah, Allah’ü Ekber!” diyerek, hayvanların yüzüne hafifçe basarak kesti. Bu ayet-i kerime İbrahim (a.s.)’ın sözü olup, taraf-ı İlahi’den hikaye buyrulmuştur. Hazret-i İbrahim demiştir ki: “Şüphesiz ki ben Allah’ın birliğini tanıyarak yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah’a yönelttim. Ben müşriklerden değilim.”
Peygamber Efendimize hitab-ı ilahi : “Habibim, de ki:<<Şüphesiz benim namazım, haccım, kurbanım, yaşayışım ve ölümüm, alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı, benzeri yoktur. Ben O’nu bilmek ve bildirmekle memurum, müslüman olanların ilkiyim.>>“ şeklindedir. Dikkat edilirse ayet-i celile’de “salat” kelimesi ile “nüsk” kelimesi yan yana zikredilmiş ve namazın “iftitah/başlangıç” tekbiri ile, kurban tekbiri arasında bir münasebet bulunduğuna işaret edilmiştir. BEYİT(3) “Namaz kılanın cismi İsmail (a.s.), ruhu da İbrahim (a.s.) gibidir ki, ruh “Allah-ü Ekber” deyince cismi kurban etmek (boğazlamak) için tekbir getirmiş olur.” BEYİT(4) “Namazını kılanın cismi, namaza başlarken, “Bismillah” demekle yarı boğazlanmış, sonra da şehvet ve haramlardan arzusu kesilerek ölmüş ve kurtulmuş olur.” BEYİT(5) Mevlana Celaleddin, iftitah (namaza başlangıç) tekbirinden sonra namazdaki erkanı şöyle tarif eder: “Namazdaki bir cemaatin kıyamı (ayakta duruşu), Kıyamet gününde halkın Cenab-ı Hakk’ın huzurunda saflar teşkil etmesi; herbirinin hesap ve münacaata gelmesi gibidir.” Avarif-i Maarif sahibi Şeyh Sühreverdi şöyle diyor: “Ebu Said Harraz’a, namaza nasıl girilir?” diye sordular. Harraz cevap verdi: “Kıyamette Cenab-ı Hakk’a yöneliş ve Hakk’ın huzurunda duruşun gibi. Bu duruş öyle bir duruş ki, seninle O’nun arasında tercüman bulunmayacak. O senin karşında olacak, sen O’na dilekte bulunacaksın ve alemlerin Rabbi’nin huzurunda olduğunu anlayacaksın. BEYİT(6) “Namaz kılan bir cemaat, Cenab-ı Hakk’ın huzurunda göz yaşı dökerek durur. Bu duruş, Kıyamette birden kabirlerinden kalkan halkın Allah’ın huzurunda saf bağlanmalarını andırır.” BEYİT(7) “Allah sana soracak: <<Sana verdiğim mühlet içinde ne yaptın ve şimdi bana ne getirdin?>>“ BEYİT(8) “Ömrünü ne ile tükettin, nimet ve gıdalardan kazandığın güç ve kuvvetini hangi işlerde bitirdin?” BEYİT(9) “Böylece, dertli haber ve soruların yüzbinlercesi O hazretden varid olacaktır.” BEYİT(10) “Kıyamda (ayakta iken) bu şekilde hitaplarla karşılaşan kişi, utancından iki kat olup, rükua varır,” BEYİT(11) “Utancından ayakta duracak hali kalmaz edeb ve haya ile eğilip <<Sübhane Rabbiye’l-Azim>> diyerek tesbihde bulunur.” BEYİT(12) “Allah’dan: Rüku’dan başını kaldır, Hakk’ın suallerine cevap ver, diye ferman gelir.” BEYİT(13) “O işi bozuk, amel ve ibadeti eksik olduğu halde namaz kılan, rüku’dan başını kaldırır, fakat utancından yüz üstüne kapanır. (Secdeye varır)” BEYİT(14) “Tekrar: Secdeden başını kaldır da yapmış olduklarından haber ver, diye ferman buyurulur.” BEYİT(15) “O namaz kılan ikinci defa başını kaldırırsa da utandığından yine yılan gibi yüzü üstüne düşer.” BEYİT(16) “Cenab’ı Hakk ona tekrar buyurur: Başını kaldır ve izah et, yapyıklarını senden birer birer, inceden inceye soracağım.” BEYİT(17) “Hakk’ın heybetli hitabı namaz kılanın ruhuna öyle etki eder ki, ayakta duracak kuvveti kalmaz.” BEYİT(18) “O yükün ağırlığı ile ka’deye oturur. Hazret-i Hakk ona, durumunu açıkla, ortaya koy, konuş diye buyurur.
BEYİT(19) “Namaz kılan zat, selam verirken ( önce ) sağ tarafına, enbiya ve büyük zatlar tarafından yüzünü çevirir.” BEYİT(20) “Ey mana sultanları, şefaat edin ki, bu alçağın ayağı da, kilimi de çamura batmış kalmıştır, der.” BEYİT(21) “Nebiler derler ki: Çare günü gitti. Çare orada yani dünyada idi. Şimdi o çare aleti kayboldu.”
BEYİT(22) “(O namaz kılan bu defa ) yüzünü sol tarafa, hısım ve akrabalarından yana çevirir. Onlar da: Sus! Derler.” BEYİT(23) “Efendi, istediğini Allah’a söyle, biz kim oluyoruz? Bizden elini çek ve ümidini kes.” BEYİT(24) “O zavallı adam, herkesten ümidini kesince iki elini birden duaya kaldırır.” BEYİT(26) “Namazdaki bu hoş işaretleri gör de, kıyamet günü bunların aynen vukua geleceğine yakinen inan.” Hz. Mevlana, buraya kadar namazın sırları ile hakikatinden bahsettikten sonra şöyle diyor: BEYİT(27) “Namaz yumurtasından piliç çıkar; Allah’ın huzurunda olduğunu anlamadan ve tertibe uymadan kuş gibi başını koyup kaldırma.” Mevlana “Namaz yumurtasından piliç çıkar” demekle, sadece onun kendisine mahsus kaidelerini yarım yamalak yerine getirmekle kalma, namazın mü’minin miracı olduğunu hatırla, kıldığı namazla o miraca ermeye çalış, demektir. “Ne kadar namaz kılan var ki, namazından elde ettiği ancak yoğunluk ve meşakkatten ibarettir.” buyurulmuştur. Namazı bütün vücut, kalb huzuru ile beraber kılmalıdır. Yani hatırda Allah’tan başka bir şey bulunmamalıdır. Yine bir Hadis-i şerif’de: “Kalb huzuru ile kılınmayan namaz cezayı (ve azabı) çabuklaştırır.” buyrulmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): - “Size hırsızların en kötüsünü haber vereyim mi?” buyurunca. - “Ya Rasulallah, o kimdir?” diye sordular. O kerem sahibi Nebi: - “Namazından çalanlar.” Buyurdu. - “Namazdan nasıl çalınır?” diye sordular. - “Rüku ve sücudu tamamlamamak suretiyle” cevabını verdiler. Bu hadis-i şerif namazın usul ve erkanına uymanın lüzumunu belirtmektedir. BEYİT(28) “Kainatın önderi, Adem oğullarının efendisi ve kurtuluş müjdesi olan Hz. Peygamberin hadislerinde <<Huzuru kalb ile kılınmayan namaz, namaz değildir>> buyurulmaktadır.” BEYİT(29) “Ey gönül; kinden, pislikten temizlen, ondan sonra “El-hamdü”yü oku ve tembellik etme, çevik ol.” Övme ve yüceltmede kalb temizliği ile doğruluk esastır. Kalbde övgülenene karşı kin ve kötü duygular varken dil ile onu övmek, övmek değil; ikiyüzlülük ve münafıklıktır. Namazda “El-hamdü”yü okumak Allah’ı medh etmek ve yüceltmektir. Dolayısıyla namaza başlamadan önce kalben yüce Allah’ın emrine karşı isteksizlik, tembellik ve önemsiz görme gibi düşünceleri çıkarmalı ve namaza öyle durmalıdır. Fatiha suresini bundan sonra okumalı ki, namaz tam olsun ve kılan münafıklıktan kurtulsun. Mevlana’nın “çevik, tetik ol” buyurması da namazı kılmaya üşenme, edasını geciktirme, hatta kazaya bırakma, tavsiyesi içindir. BEYİT(30) “Dilde Fatiha ‘Elhamdü’ olduğu halde kalbde kötü fikirlerin bulunması dilin hile ve tuzağıdır.”
BEYİT(31) “Sonra Cenab-ı Hakk, ben dışa değil içe bakarım. Buyurmuştur.” Hadis-i Şerif’de: “Allah sizin suret ve amellerinize bakmaz; kalblerinize ve niyetlerinize bakar” buyrulmuştur. Buna göre bütün yapılan işlerde ve özellikle namazda niyetin temiz olması, başkalarına gösteriş için değil, Allah’ın buyruğunu yerine getirmek ve O’na kulluk vazifesini arz etmekten başka düşünce bulunmaması gerekir. BEYİT(32) “Hazret-i Peygamber, namaz kılan bir müraiye: Namazını eda et, çünkü namaz kılmadın, buyurdu.” BEYİT(33) “Bu korkulara çare olmak üzere her namazda “İhdina”denilmesi meşru kılınmıştır.” BEYİT(34) “Ki, ilahi, namazımı sapıklıkta kalmış olanlarla, iki yüzlü (mürai)lerin namazına karıştırma ve benzetme, demektir.” Her namazda ve her rek’atta okunması vacib olan Fatiha suresi, Allah’a hamd ve sena, O’na kulluğu arz etme ve O’ndan avf ve keremini isteme gibi üç bölümden meydana gelmektedir. “Hamd ve sena alemlerin Rabbı, Rahman ve Rahim olan (dünyada iman eden ve etmeyen herkesi, ahirette yalnız iman sahiplerini esirgeyip bağışlayan) Kıyamet gününün sahibi ve hakimi Allah’a mahsustur.” (Fatiha suresi, ayet:1-3) birinci kısımdır. “İlahi, ancak Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım dileriz.” (Fatiha suresi, ayet:4) ikinci kısımdır. “Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanlarınkine, sapıkların sapıklıkta kalmış olanlarınkine değil.” ( Fatiha suresi, ayet:5-7) mealindeki ayetler, üçüncü kısımdır. Bunlar, namazın tam ve kabul olmasına engel olacak şeylerden kurtulmak için yüce Yaradana arz edilen bir duadır. BEYİT(35) “Namaza gel ve Hakk’a yalvarıp yakar, diye her gün beş vakit ezan okunur. Müslümanlar kurtuluşa davet edilir.” BEYİT(36) “Müezzinin “Hayye ale’g-felah: Haydin kurtuluşa” diye daveti o yalvarış ve niyaz içindir.” BEYİT(37) “Bunun için bir mü’min namazda korkusundan: “İhdine’s-sıradal müstagim: Bizi doğru yola, nimet verip kurtuluşa erdirdiklerinin yoluna ilet” der.” BEYİT(38) “Hazreti Peygamber, <<Rüku ve sücud Hakk kapısına vücud halkasını vurmaktır>>, buyurmuştur.” BEYİT(39) “Her kim O kapının halkasına vurursa, onun için bir devlet ve saadet baş gösterir.” Her hadis-i şerif de: “Rüku ve secde ederek namaz kılmakla daima meleklerin kapısını çalın” buyurmuştur. Kim bir kapıyı çalar ve çalmakta ısrar ederse kapı ona açılır. O da içeri girer. Buna göre daima rüku ve secde et. Meleklerin kapısını çalan kimseye hiç olmazsa bir pencere açılır da, oradan devlet ve saadet baş gösterir. BEYİT(40) “Bir kimse rüku ve secdede bulununca, yani namaz kılınca onun secdesi ahiret aleminde bir cennet olur.” BEYİT(41) “Ey delikanlı, o yüksek yolda ilerlemek ümidiyle, mihrab önündeki bir mum gibi ayakta durarak daima namaz kıl.” BEYİT(42) “Herkes bir çeşit ibadetten zevk alır ve ondan kısa bir vakitte olsa ayrı kalamaz.” BEYİT(43) “Yol gösterici alimlerin namazı beş vakittir, fakat Hakk aşıkları devamlı namazdadır.” Bir hadis-i şerif de: “Namazın bir vaktini kılıp diğerini kılmak için vaktin girmesini bekleyen kimse namazın içinde demektir” buyurmuştur. Bir ayet-i kerimede : “Onlar namazlarını muhafaza ederler” mealinde buyrularak devamlı namazda bulunanlara işaret edilmiştir. Onun için insan bir vakit namazını kılınca, gelecek diğer vakit namazını gözlemeli ve hazır olmalıdır.
|
|
|
|
İHLAS
selamünaleyküm.hocam ihlas suresinin ehemmiyeti hakkında bizleri aydınlatırmısınız.nasıl ihlas sahibi olunur.allah razı olsun. Admin Cevap Kur'ân-ı kerimin yüz on ikinci suresi. Tevhîd, Tefrîd, Tecrîd, Necâd, Vilâyet ve Marifet suresi de denilmiştir. İhlâs suresi, Mekke'de nazil oldu. Dört ayet-i kerimedir. Surede; İslâm dinînin tevhîd (Allah-ü teâlâyı bir bilme) inancı en özlü ve en anlamlı şekilde ifade edilmiştir. İhlâs suresinde Allah-ü Teâlâ mealen buyurdu ki: (Yâ Muhammed!) de ki: O, Allah birdir, Sameddir. O doğurmamıştır, doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'nun dengi (ve benzeri) değildir. (Ayet: 1–4) Kim ölüm hastalığında, İhlâs suresini okursa, kabir azabı görmez. Kabrin sıkmasından emin olur. Melekler onu kanatlarıyla taşırlar ve sırattan sür'atli bir şekilde geçirirler. (Hâdis-i şerif-Hâşiyet-üs-Sâvî) Surenin isminden de anlaşılacağı üzere ihlâs suresini okumak kişinin imanda istikamette ihlâsını artıcı özelliğe sahiptir. Şifadır Allah’ın izniyle İhlâs suresinin fazileti pek büyüktür Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:”İhlâs suresini okumak, Kur'an-ı kerimin üçte birini okumaya denktir.”(Tirmizi) Üç defa İhlâs suresini okuyan, Kur'an-ı kerimi hatmetmiş gibi sevaba kavuşur. Bir defa Yasin-i şerif okuyan da on defa Kur'an-ı kerimi hatmetmiş gibi sevaba kavuşur. Kur'an-ı kerimi okuyan da hatim sevabına kavuşur. Hatim sevabı başka, hatmetmiş gibi sevaba kavuşmak başkadır. |
|
|
|
DERS
selamün aleyküm hocam eger cok hastalanırsak ve dersimizi cekemezsek cok günah kazanırmıyız birde hastalığımızda aglarsak allaha asi gitmiş olurmuyuz allah razı olsun Admin Cevap Ağır hastalık geçirildiği dönem farz ibadetlerde dahi özür kabul edilmiştir. Evradı şerife nafile bir ibadettir. Böyle durumlarda vebal olmaz kardeşim. İkinci sorunuza gelince; “Ameller niyetlere göredir” (Hadis) Şöyle ki bir insanın Allah’ın tecellilerine verdiği hastalıklara ve hikmetine itiraz manasında “ağlıyorsa” muhalefet ediyorsa elbette günahı vardır ve büyüktür. Fakat kendisi Allah’ın hikmetini ve rahmetini tenkit anlamında değil de, içini boşaltmak için ağlıyorsa o zaman değişir. İnşallah mesuliyeti olmaz. Fakat böyle olsa bile yine de insan kendisini vicdanen rahatsız eden bu gibi durumlardan uzaklaştırması gerekir. Mesela hasta olduğu zaman ağlayacağı yerde “ affet ya Rabbi!” dese Allah’ı zikretse Allah’tan sabır dilese “Ya Allah Ya sabır” dese, hem içini rahatlatmış olur hem de hastaların duasının makbul olmasından dolayı söylediği bu söz günahlarının affına vesile olur. |
|
|
|
-
hocam ravzada peygamberimizin konulduğu yer nasıl türbe şeklindemi normal kabirmi Admin Cevap Peygamber Efendimiz (S.A.V)Hazretlerinin kabri şerifi türbe şeklinde değil sade bir kabir şeklinde olduğu kaynakçalarda belirtilmiştir. Ravza, bahçe ve cennet anlamlarına gelir. Ravza-i Mutahhara geniş anlamıyla, âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed (s.a.s)'in medfün bulunduğu yer ve Mescid-i Nebi demek ise de, özel manasıyla Mescid-i Nebi'nin içinde Hz. Peygamber (s.a.s)'in kabr-i saadetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısım demektir. Bu yer 10 m. genişliğinde ve 20 m. uzunluğunda 200 m2 lik bir sahadır. Bu alanın fazileti ile ilgili olarak Allah Resulu şöyle buyurur: "Evimle minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir" (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IV, 268).
|
|
|
|
-
slkm.hocam hacı ahmet babanın hayatı nasılmış? Admin Cevap Hacı Ahmet Baba’nın hayatı hakkında elimizde kaynak mevcut değil kardeşim. |
|
|
|
-
slkm.hocam 24 saatte bir çekilen dersimizi namazların sonunda okuyacaklarımızı yazmanızı istiyorum değişen yerler yada eklenen varmı selamette kalın allah razı olsun Admin Cevap MEVLEVİ DERSİ
3 İhlas-ı Şerife 1 Fatiha Şerife Peygamber Efendimiz Hz.MUHAMMED MUSTAFA (SAV)’in ve Adem (AS) ile arasında geçen bütün Peygamber Efendilerimizin mübarek ruhu şeriflerine ve Melaike-i Kiramların ruhaniyetlerine hediye eyledim. Cihar-ı Yar-ı Güzin Ebu Bekir-i Sıddık, Ömer-ül Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Aliyel Murteza (KS) ve bütün Ashab-ı Resul Efendilerimizin ruhlarına, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin ve 72 Şühedanın ruhlarına da hediye eyledim, sen vasıl eyle Ya Rabbi. 3 İhlas-ı Şerife 1 Fatiha Şerife İmamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli (RA) Hazretlerinin ruhlarına, Pirimiz Şah-ı Mevlana Celaleddin-i Rumi (KS), Esseyyid Abdulkadir-i Geylani, Esseyyid Ahmed-i Kebir-i Rufai, Esseyyid Ahmed-i Bedevi, Esseyyis İbrahim Dusuki, Şeyh Hasan Ebu-l Şazeli, Şah-ı Nakşibendi Mehmed-i Bahaeddin (KS), Şah-ı Hacı Bektaşi Veli, Şah-ı Hacı Bayramı Veli ve 12 Piran Hz.’lerinin ruhlarına, Üçler, Yediler, Kırklar ve Rica-ül Gayb erenlerinin de ruhaniyetlerine hediye eyledim sen vasıl eyle Ya Rabbi. 3 İhlas-ı Şerife 1 Fatiha Şerife Büyük üstadımız El-Hac El-Hafız Ebu Bekir Babanın, Hacı Ali Efendimizin, Hacı Ali Haydar Efendimizin, Büyük Üstadımız Çorumlu Hacı Mustafa Efendimizin ruhu şeriflerine, Hassaten Mevlevi Üstadı HACI ABDULLAH GÜRBÜZ (KS) Efendimizin ruhu şeriflerine hediye eyledim. Turuk-i Aliyemizden ve Akraba-i Taallukatımızdan bütün geçenlerin ruhlarına da hediye eyledim, sen vasıl eyle Ya Rabbi. 24 Saatte Bir Defa Çekilir. 100 Besmele-i Şerife 100 Subhanallahi vebihamdihi subhanallahil azim vebihamdihi estağfirullah. 100 Allahümme Salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin ve sahbihi ve sellim. 12 İhlas-ı Şerife. 12 Ayet-el Kürsi. 100 Lailahe illallah. (Sonunda Muhammed-ür Resulullah), denecek.
Not: Her namazın sonunda; 166 Tevhid-i Şerif. 33 Ya Allah-u. 100 Ya Mü’min. 100 Ya Latif. 33 Selamun Gavlen mirrabbirrahim. (Tesbihatları çekilecektir.)
|
|
|
|
TESLİMİYET
slkm.hocam ahzab 56.ayetin açıklamasını anlatırsanız memnun kalırız.allah sizlerden razı olsun.dua buyurun. Admin Cevap Çünkü Allah ve melekleri Peygamberi hep salat eder dururlar. Allah Teâlâ rahmet ve nimet vermesi ile, melekler istiğfarları ile ve hizmetleriyle Peygambere daima ikram etmektedirler. Bu sayede yukarda "Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, üzerinize melekleriyle beraber rahmetini gönderen Allah'tır." (Ahzab, 33/43) buyurulduğu üzere müminlere ilâhî feyz inmektedir. Ey iman edenler! Sizler ona salat ve selam getirin, selamlayarak teslim olun. gibi dualarla onun üzerine Allah'ın salavatını, rahmetini ve bereketlerini niyaz edin. Ve selam vererek ona hürmet edin. Ve bir mânâya göre, hiç incitmeyerek teslim olun, boyun eğin.Bu âyet gösterir ki Peygamber'e salavat getirmek farzdır. Ancak tekrarına değinilmemiştir. Sahih olan budur ki, ismi zikrolundukça vacip olur. Bu hususta birçok hadisler rivayet olunmuştur. Bu cümleden omak üzere Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki: "Yanında adım zikrolunup da bana salavat getirmeyen kimsenin burnu sürtülsün." Yine buyurmuştur ki: "Allah Teâlâ benim için iki melek görevlendirmiştir. Ben bir müslümanın yanında anıldım da bana salavat getirdi mi, mutlaka o iki melek ona 'Allah seni bağışlasın' derler. Allah Teâlâ ve diğer melekleri de o iki meleğe cevap olarak 'Amin' derler. Bir müslümanın yanında adım zikrolunduğunda da bana salavat getirmedi mi, mutlaka o iki melek: 'Allah seni bağışlamasın' derler. Yüce Allah ve öteki melekleri de o iki meleğe cevaben 'Amin' derler." Bazıları Resulullah'ın adı tekrar tekrar anılsa bile bir mecliste bir kez vacip olur demişlerdir. Nitekim Secde ayetinde de böyledir. Bunun gibi her duanın başında ve sonunda da vaciptir. Namazda diye salavat okumak biz Hanefilerce vaciplerden değil, sünnettir. İbrahim Nehai'den rivayet edilmiştir: "Sahabeler, teşehhüddeki ile yetinebilirlerdi" demiştir. Fakat Şafiî Hazretleri: "Namazın caizliği için salâvat şarttır, vaciptir demiştir. (Elmalı tefsiri) Bütün peygamberlerden efdaldir, üstündür. •diğer peygamberler belli kavimlere gönderilirken, bizim peygamberimiz (SAV) tüm cinlere ve insanlara gönderilmiştir. •son peygamberdir. •bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.' (Enbiya suresi:107) •getirdiği kanunlar kıyamete kadar devam edecektir. Peygamberler birçok hususta müşterek evsafa sahip olsalar da bazı özellikleri itibariyle birbirlerinden ayrılırlar. ‘‘Biz, bilinen bu peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık.’’ (Bakara Suresi, 2/253) mealindeki ayet-i kerime bu hususu açıkça ifade etmektedir. Bütün enbiya içinde ulü’l-azm peygamberler –ki onlar Ahzab Sûresi’nin yedinci âyetinde ifade edildiği üzere Hazret-i Muhammed (SAV) Hazret-i Nûh, Hazret-i İbrahim, Hazret-i Musa ve Hazret-i İsa (AS)dan ibarettir– bunlar içinde de bizim peygamberimiz Hazret-i Muhammed (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) diğerlerine üstün kılınmıştır. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) pek çok cihetten diğer peygamberlerden üstündür; üstündür zira O, Kur’ân’ın sarîh ifadeleriyle Allah’ın insanlığa gönderdiği en son elçi yani Hâtemü’n-Nebiyyîn’dir. Kur’ân-ı Kerim, pek çok âyet-i kerimede Allah’a itaatle Resûlüne itaati her zaman aynı kare içinde zikretmiş, Allah’ı sevme emaresinin ve O’nun tarafından sevilme ve yarlığanma vesilesinin yine Peygamber Efendimiz’e ittiba olduğunu ifade etmiştir “GELMİŞ VE GELECEK İNSANLARIN EN YÜCESİ HAZRETİ MUHAMMED MUSTAFA’DIR (SAV)” Ka’b İbnu Ucre'den gelen bir rivayet şöyledir: Rasulullah (s.a.v) yanımıza gelmişti: "Ey Allah'ın Resulü, dedik, sana nasıl selâm vereceğimizi öğrendik. Ama sana nasıl salât okuyacağız?" dedik. Şöyle söyleyin dedi: "Allahümme salli alâ Muhammed'in ve alâ âli Muhammedin, kemâ salleyte alâ İbrahime, inneke hamîdun mecîd. Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ bârekte alâ âli İbrahime, inneke hamîdun mecîd." (Allahım! Muhammed'e ve ailesine rahmet kıl, tıpkı İbrahim'e rahmet kıldığın gibi. Sen övülmeye lâyıksın, şerefi yücesin. Muhammed'i ve ailesini mübarek kıl, tıpkı İbrahim'i mübarek kıldığın gibi. Sen övülmeye lâyıksın, şerefi yücesin) (Buhârî) “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala âli seyyidina Muhammedin vessahbihi vesellim” yahut da “Sallallahü aleyhi ve sellem” diyerek de salâvat getirilir. Ayinedir Bu Âlem Her şey Hakk ile Kaim Mir’at-ı Muhammed’den Allah görünür Daim. Cennet mekân Üstadımız Öyle derdi: “İnsanlar, Peygamber (sav) Efendimizi tanımıyorlar, bilmiyorlar. O da bir beşerdir, diyorlar. Evet, O da beşerdi. Ancak O ‘Hayru’l-beşer’di”. Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri hiçbir enbiyasına, hiçbir evliyasına, melaike-i kiramına ve insanlara, O’na vermiş olduğu değer ve kıymeti vermemiştir. Her şeyi O’na hizmetçi eylemiştir. Ayetinde “O’na Selat-ü Selam Getirin”(Ahzab /56) buyurmuştur. Onun için; Efendimiz’i (sav) seven Sultan olur; sevmeyen ise Zelil olur. Rasululallah (sav) Efendimiz sevilmedikçe, Allah-ü Teâlâ Hz.leri sevilemez.” Allah-ü Teala hazretleri cümle ümmet-i Muhammedi Rahmetiyle yarlıgayıp. Varlığımızın yegâne sebebi, Rahmeten-lil alemiyn Muhammed-ül Mustafa’nın (S.A.V)şefaati uzmalarına nail eylesin bizleri hem bu dünya’da hem de Ahirette Efendimizin (S.A.V) izinden yolundan ve sünnetinden ayırmasın.
|
|
|
|
-
selamünaleyküm.hocam kabre gömüldükten sonra ki durumlar neler olacak Admin Cevap Hadis-i Şerifte buyrulduğu üzre “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da Cehennem çukurlarından bir çukurdur” Cennet ve Cehennemin kendisi değil şuasıdır yansımasıdır. Cennet mükâfatı ve Cehennem azabı Ahiret günü hesaplar görüldükten sonra olacaktır. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm şöyle buyurmuştur: “Kabir, âhiret konaklarından ilkidir. Eğer insan ondan kurtulursa, gerisi kolaydır! Şayet kurtulamazsa, gerisi daha ağırdır.”(Tirmizi- Zühd) Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir. İnsan öldükten sonra kabre konulunca, Münker ve Nekir adında iki melek, kendisine gelerek; "Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir? Dinin nedir?" diye sorarlar. İman ve güzel amel sahipleri bu gibi sorulara doğru cevap verirler. Bu gibi ölülere cennet kapıları açılır ve Cennet kendilerine gösterilir. Kâfir veya münafık olanlar ise bu sorulara doğru cevap veremezler. Onlara da Cehennem kapıları açılır, oradaki azap kendilerine gösterilir. Müminler nimet içerisinde, sıkıntısız ve huzurlu yaşarken, kâfir ve münafıklar ise kabirde azap göreceklerdir (bk. ez-Zebîdî, Tecrîdi Sarih, terc. Kamil Miras, Ankara 1985, IV 496 vd.). Kabirde azap ve nimetin varlığını gösteren birtakım ayet ve hadisler vardır. Bir ayet-i kerimede; "Firavun ve adamları sabah-akşam ateşe atılırlar. Kıyametin kopacağı gün de denilir ki; Firavun hanedanını ateşin en şiddetlisine sokun" (el-Mümin, 40/46) buyurulur. Buna göre kıyamet kopmadan önce de yani kabirde de azap vardır. Peygamber efendimiz; "Allah, iman edenlere bu dünya hayatında ve ahirette, o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder" (İbrahim, 14/17) ayetinin kabir nimeti hakkında indiğini açıklamıştır (Buhârî, Tefsîr, sure: 14). Kabir azabı ile ilgili hadis kitaplarında pek çok hadis-i şerif zikredilmektedir. Bunlardan bir kaçı şöyledir: Hz. Peygamber (s.a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur" (Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26) buyurmuşlardır. Hz. Peygamber diğer bir hadislerinde şöyle buyururlar: "Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur" (Tirmizî, kıyamet, 26). Başka bir hadiste de şöyle buyurur: "Ölü mezara konulunca, birine Münker, diğerine Nekir adı verilen siyah mavi iki melek gelir; ölüye derler ki: "Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" O da şöyle cevap verir. "O, Allah'ın kulu ve Resuludur. Ben şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur, Muhammed de O'nun kulu ve elçisidir. Bunun üzerine melekler; Biz senin böyle diyeceğini zaten bilmekte idik", derler. Sonra onun mezarını yetmiş arşın genişletirler. Daha sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır ve aydınlatılır. Daha sonra melekler ölüye: " Yat ve uyu " derler. O da; "Aileme gidin de durumu haber verin" der. Melekler ona; "Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi mahşer gününe kadar sen uyumana devam et" derler. Eğer ölü münâfık olursa, melekler şöyle der: "Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" Münâfık da şöyle cevap verir: "Halkın Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi konuşmuştum. Başka bir şey bilmiyorum. Melekler ona; "Böyle diyeceğini zaten biliyorduk" derler. Daha sonra yere "Bu adamı alabildiğine sıkıştır" diye seslenilir. Yer de sıkıştırmaya başlar. Öyle ki o kimse kemiklerini birbirine geçmiş gibi hisseder. Mahşer gününe kadar bu sıkıntı devam eder" (Tirmizi Cenâiz 70). Bedenler genellikle çürüyüp toprak olduğu ve ruhlar baki kaldığı için "ruhlar âlemi" de denilen ölümden sonraki hayat ki buna Berzah âlemi denir. O âlemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Mümin olan ruhların berzah âleminde bir birleriyle görüştüklerini Peygamberimizin hadislerinden anlamaktayız. Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler. Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kâfirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azapla meşguldürler. Hapsolunmuşlardır. Kur'an'da şehitlerin kabir hayatıyla ilgili olarak şöyle buyurulur: "Allah yolunda öldürenleri, sakın ölüler sanmayın. Bilakis onlar diridirler. Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar" (Âlu İmran, 3/169), "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilakis onlar dirildirler. Fakat siz farkında değilsiniz." (el-Bakara, 2/154). Öyleyse -bütün gaybi (Yani Allah’ın ilminde saklı) konular da olduğu gibi kabir hayatı ve kabirdeki azap veya nimetin keyfiyeti hususunda da akıllı insana yakışan, o âlemi Allah'ın lütfuyla bizzat idrak etmiş olan Peygamberimiz (S.A.V) in haber verdiklerini olduğu gibi kabul etmektir. |
|
|
|
ADET
adetliyken saç yada tırnak kesilir mi? Admin Cevap Kadınların bu günlerde tırnak ve saç kestirmesi gibi durumları tehir edip. Temizlendikten sonra yapmaları uygun olur. İnsan mükerremdir ve onun mükerrem olan bütün azalarına itina ve saygı gösterilmelidir. Bu, tırnak da olsa, ait olduğu bedenden kirlilik halindeyken ayrılmamalıdır
|
|
|
|
VASİYET
sa.hocam abdullah babamın bize vasiyeti ne idi.bende yok ama bazı arkadaşlarımın elıne gecmış, herkezinde öğrenmesini istiyorum.niye obur aleme intikal ettıkten 4 yıl sonra vasiyetinin bulunduğu kağıtlar dağıtıldı yada önceden vardıda ben mi yeni gördüm.sagolun.allah razı olsun. Admin Cevap Değerli kardeşim Üstadımız Cennet Mekân Hadim-ül Fukara Hacı Abdullah Gürbüz (KS) Aziz hazretlerinin mübarek hayatlarının anlatıldığı ve 2004 yılında yayınladığımız “Abdullah Babanın hayatı-şahsiyeti-fikirleri İrşadı-“ adlı eserde vasiyeti mevcuttur. Yeni değildir, her halde kitap sizde olmadığından dolayı vasiyet bölümünü okuyamadınız. Biz bu sene program aktivitesi içerisinde yenilik yapıp sadece aynı vasiyetini afiş boyunda bastırdık ki insanlar evlerinde bunu çerçeve yapıp assınlar diye.
|
|
|
|
VİTİR NAMAZI
selamun aleyküm hocam vitir namazında üçüncü rekatte tekbirden sonra kunut duaları okunuyorya bilmeyenler öreninceye kadar hangi duaları okuya bilir şimdiden allah teala razı olsun Admin Cevap Değerli kardeşim inşallah en kısa zamanda kunut dualarını öğren bu süre içerisinde aşağıda ki dualardan her hangi birini okuyabilirsin. Kunut duasını bilmeyen:1- Yalnız “Rabbena Âtinâ” (Bakara suresi, 201. ayet) ayet-i kerimesini okuyabilir. 2- Üç defa “Allahümme’ğfirli” de diyebilir. 3- Üç defa “Ya Rabbi” demesi de caizdir. (Ömer N. Bilmen, Büyük İslam İlmihali, s. 160) |
|
|
|
SALATİN TÜNCİNA
selamın aleyküm hocam salaten tüncina duası farz namazından sonramı yoksa tespihattamı okunur.allah razı olsun... Admin Cevap Vakit sınırlaması yoktur. Genelde sabah namazlarının farzından sonra ve bazı vakitlerde imam efendiler farzlardan sonra veya dua esnasında okurlar. Okunması güzeldir, okunmadığında da bir sakınca yoktur. |
|
|
|
SLMUNALEYKÜM
hocam benim bi sorum var. kizlarin karete/bix yapmalarinda bi sakinca varmi? Admin Cevap Geçler bu tür sporları öğrenebilir. Ancak spor yaparken örtülmesi gereken yerleri örtmek, harama girmemek, erkek kadın karışık yapmamak ve özellikle farz ibadetlere dikkat etmek gerekir. Bu ölçülere dikkat edilirse uygun olur. Ancak İslâm uleması yine insanın huzuru ve rahatı için şu hususlara dikkatimiz çekmiştir: Oynarken ve seyrederken kötü sözlerin söylenmesine meydan verilmemeli. Oynayanların ve seyredenlerin eğitimlerini ve zaruri işlerini terk etmeye varacak kadar zaman israfına yol açmamalı. Oynanan oyunlar hiçbir şekilde (sportoto, sporloto ve altılı ganyan gibi) kumara alet edilmemeli. Namaz ve oruç gibi farz ibadetlerin zamanında yapılmasına engel olmamalı. Ölümüne sebep olacak kadar tehlike arz etmemeli. Çevreyi rahatsız edecek kadar aşırılıklara meydan vermemeli. Kıyafet ve sair noktalarda, Kur’ân ve sünnetle ruhsat verilen ölçülerin dışına çıkmamalı. |
|
|
|
-
slkm.hocam nahl suresi 90.ayetini anlatmanızı istiyorum.allah razı olsun. Admin Cevap Şüphesiz ki Allah adaleti iyiliği ve özellikle akrabalara yardım etmeyi emreder ve hayasızlıktan fenalıktan ve azgınlaktan nehyeder. ADİL: Her şeyi layık olduğu yere yerleştirmek, hakkı yerine koymaktır ki, azgınlığın, başka bir ifade ile haksızlık ve zulmün zıddıdır. Adalet, insaf ve haklılık ve doğruluk mânâlarını kapsayan bir denkleştirmedir ki, terazinin dili gibi aşırılık ve ihmalkarlık arasında bir birleştirme noktası ve istikamet olarak iki tarafında denklik denilen bir denkleşme mânâsına gelir. Ve bundan dolayı adalete ve adalet düsturlarına mizan da denilir. Çünkü "Ve onlarla beraber Kitabı ve adalet ölçüsünü indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler" (Hadid, 57/25) buyurulmuştur. Yani adalet, kâinatın nizamıdır. Amel ve ibadette vacib gibi sayılan ahlâkî bir fazilettir. Şüphe yok ki her hakkın başı yüce Allah'ın hakkı olan ilâhlık haklarıdır. İlâhlık haklarının birincisi ise Allah'ın birliğine inanmaktır. Çünkü ortak ve benzeri bulunanın son derece saygı ve yüceliğe hakkı olamaz. Bundan dolayı adaletin başı Allah'ın birliğine inanmaktır. Çünkü bu âyetin tefsirinde İbnü Abbas'dan: "Adalet, Allah'tan başka ilâh olmadığına şehadet etmektir; adalet, ortak ve benzerleri ortadan kaldırmaktır; adalet, Allah'ın birliğine inanmaktır." diye rivayetler yapılmıştır. "İHSAN" kelimesi de lugatta iki şekilde kullanılır. Birisi dur ki, bir şeyi güzel yapmak demektir. Birisi de dir ki, ona iyilik etti demektir. Türkçede ihsan bu ikinci mânâda meşhurdur. Âyette ise iki mânâya da gelmesi muhtemeldir. Ve her ikisi ile de tefsir, rivayet olmuştur. Birincisi yaptığını güzel yapmak demek olur. Bu mânâ ile ihsan, peygamberimizin hadisinde "Sanki görüyorsun gibi Allah'a ibadet etmen" diye tefsir olunmuştur. Yani bu şekilde ihsan, "görevi en güzel şekilde yapmak" demektir. Yine bu mânâdan olarak Peygamber (s.a.v): buyurmuştur ki "Allah Teâlâ her şey üzerine ihsanı (güzel bir şekilde muamele yapmayı) yazdı. Bundan dolayı öldürme ve kesmeyi bile güzel şekilde yapınız. Her biriniz bıçağını iyi bilesin ve boğazlayacağı hayvanı rahat ettirsin" demektir. İkincisi insanlara iyilik yapmak demek olur. Bu mânâ ile ihsan da "kendin için sevdiğini kardeşin için de sevmen" hadis-i şerifi ile tefsir edilmiştir. Akrabalara muhtaç oldukları hususlarda bahşiş vermek ve iyilik yapmak ile yakınlarla ilişki sürdürmek ve ikramda bulunmaktır. Bu aslında ihsan içinde bulunuyorsa da şanına verilen önemden dolayı özellikle zikredilmiştir. Peygamber (s.a.v.)den rivayet edilmiştir ki, şöyle buyurmuştur: "Sevabı en çabuk olan taat yakın akrabaları gözetmektir" yani yakınlara iyilikte bulunmak suretiyle ilişkileri kuvvetlendirmektir. FAHŞÂ: Çirkinlikler, zina gibi şehvetlere uymada ifrat (aşırılık) ile ilgili olan günahlardır ki, Türkçede edepsizlikler diye ifade edilir ve bunlar, insanların en çirkin durumlarıdır. MÜNKER: Ne şeriatte, ne âdette tanınandır. Çünkü şeriat ve âdette uygun görülmeyen fiiller hoş görülmez. Öfkeyi tahrik eder, red edilir ve hoş karşılanmaz. Yani hakkı olmayan şeyi istemek, başkasının haklarına tecavüz etmektir ki, adaletin zıddı, yani zulümdür. Sahabe büyüklerinden biri olan Osman b. Maz'un-ı Cumahî (r.a.)den rivayet edilmiştir ki: "Ben başlangıçta yalnız Muhammed (s.a.v) den utandığım için müslüman olmuştum. İslâm henüz kalbimde yerleşmemişti. Bir gün Hz. Peygamberin huzuruna vardım. Benimle konuşuyordu. Konuşurken gördüm ki gözünü göğe dikti, sonra da sağından aşağı indirdi. Sonra bunu bir daha tekrar etti. Sebebini sordum, O buyurdu ki: 'Seninle konuşurken birden bire Cebrail sağımdan indi ve 'Ey Muhammed! 'Allah, adalet ve ihsanı emrediyor' adalet 'Allah'tan başka ilâh olmadığına şehadet etmek', ihsan , farzları yerine getirmek yani akrabalığı olana iyilik yapmak, zina, ne şeriatta, ne sünnette tanınmayan başkasının hakkına tecavüz etmektir' dedi". İşte bunun üzerine adı geçen Osman dedi ki: "Kalbime iman yerleşti. Vardım Ebu Talib'e haber verdim. O da şöyle dedi: 'Ey Kureyş topluluğu! Yeğenime tabi olunuz, doğru yolu bulacaksınız. Şüphesiz o, size güzel ahlâktan başka bir şey emretmiyor.' Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v): 'Ey amcacığım! İnsanların bana uymalarını emredersin de kendini bırakır mısın?' buyurdu ve uğraştı. Fakat o, şehadet getirmekten kaçındı. Bunun üzerine "Ey Resulüm! doğrusu sen, her sevdiğine hidayet veremezsin" (Kasas, 28/56) âyeti indirildi. Hz. Ali'den rivayet edilmiştir ki, o şöyle demiştir: "Yüce Allah, Peygamberine kendisini Arap kabilelerine arzetmesini emretti. Bunun üzerine yüce Peygamber çıktı, ben ve Ebu Bekir de beraberinde idik. Bir mecliste durduk ki, üzerlerinde onur vardı. Ebu Bekir, bu toplum kimlerden diye sordu? Şeyban b. Sa'lebe'den dediler. Bunun üzerine Resulullah onları iki şehadet kelimesini getirmeye davet etti. Ve Kureyş Peygamberi yalanladığı için kendisine yardım etmelerini teklif etti. Bu teklifi edince Makrun b. Amir 'Ey Kureyşli! Bizi davet ettiğin şey nedir?' dedi. Resulullah âyetini tilavet etti. Bunun üzerine Makrun b. Amir, 'Vallahi, sen güzel ahlâka ve güzel amele davet ediyorsun. Seni yalanlayan ve senin aleyhinde hareket etmek isteyenler yemin ederim ki, iftira ediyorlar' dedi." İbnü Mesud (r.a) demiştir ki: "Kur'ânda iyilik ve kötülüğü en fazla toplayan âyet budur." Demişlerdir ki, eğer Kur'ânda bu âyetten başka bir şey olmasaydı ona yine "Her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde" denmesi doğru olurdu. "Allah daha iyi bilir." Bunun âyetinden sonra getirilmesi buna dikkat çekmek içindir. Böyle emir ve yasak, iyilik ve kötülüğü açıklamak ve birbirinden ayırmakla Allah size vaaz ediyor ki düşünüp öğüt alasınız. Belleyip tutasınız. Dolayısıyla bu öğütü dinleyiniz, bu emir ve yasağı tutunuz. (Elmalı Tefsiri) |
|
|
|
-
slkm.hocam babanın rahmetullahialeyh hak esmasında vefat edişinin hikmeti ne idi.hak esması müride nezaman telkin edilir. Admin Cevap Üstadımız Cennet Mekân Razı olduğu halde Allah’a teslim olmuştur. Oda Haktır. Hak cemi bir isimdir. Tasavvufta ise nefsin beşinci makamının esmasıdır. Yani Nefsi Radiyye makamının. |
|
|
|
SORU
slkm.hocam fatihanın sırrı ne demek.anlamadım allah sizlerden razı olsun. Admin Cevap Fatiha Suresi Kur’an-ı kerimin ilk suresi. Mekke-i mükerremede nazil oldu (indi). Yedi ayet-i kerimedir. Kur’an-ı kerime onunla başlandığı için Fatihat-ül-kitab denmiştir. Fatiha suresi veya yalnız olarak El-Fatiha yahut Fatiha da denir. Başka isimleri de vardır. Kur’an-ı kerimin aslı olduğu için Ümmü-ül-Kur’an; Kur’an-ı kerimdeki bütün manaları içerisinde bulundurduğu için El-Esas; bu kadar derin ve geniş manaları taşıdığı için Suret-ül-Kenz, Suret-ül-Vafiye, Suret-ül-Kafiye; içerisinde hamd, şükür ve dua bulunduğu için, Suret-ül-Hamd, Suret-üş-Şükr, Suret-üd-Dua da denir. Yine namazın her rek’atinde okunduğu için Suret-üs-Salât, şifa olduğu için Suret-üş-Şafiye, Suret-uş-Şifa, yedi ayet-i kerime olduğu için de Es-Seb-ül-Mesani denilmiştir. Ehl-i Tasavvuf Nefsin yedi mertebisine de fatiha’da işaret buyrulduğunu ve bu mertebeler geçildikten sonra Allah-ü Tela Fani olunduğunu beyan ederler. Bu sebeple Onun sırrına ulaşmak demek Allah’a ulaşmak Onun (CC) sıfatlarında fani olup Ona (CC) dost olmak demektir. |
|
|
|
-
slkm.hocam peygamberimizin çocuklarının isimlerini büyükten küçüğe öğrenmek istiyorum allah razı olsun. Admin Cevap 1) Kasım: Rasûl-i Ekremin ilk çocuğu Kasım idi. Bu sebepten künyesi: Ebül-Kasım (Kasımın babası) oldu. 2) Zeyheb: Peygamberimizin en büyük kızıydı. Kasımdan sonra doğmuştu. Zeyneb doğduğu zaman, Rasûl-i Ekrem otuz yaşındaydı. Mekke'de doğmuş olan Zeyneb, Hicretin sekizinci senesi Medine'de vefat eyledi. Otuz yaşında bulunuyordu. 3) Rukayye Rasûl-i Ekremin ikinci kızıydı. Doğduğu zaman Hazreti Peygamber Efendimiz, otuz üç yaşında bulunuyordu. 4) Ümmü Gülsüm: İslâmiyet gelmeden önce doğdu. Annesi hazret-i Hatice’dir. 5) Fâtıme: Rasûl-i Ekremin en küçük ve fakat en sevgili kızıydı. İlâhî vahiy ilk geldiği zaman, Mekke'de doğdu. 6) Abdullah: Hicretten önce, on birinci senesi Mekke'de doğdu: Üç ay yaşadı. Küçükken öldü. "Tâhir ve Tayyeb" Abdullahın diğer isimleriydi. 7) İbrahim: Rasûl-i Ekremin en küçük çocuğu ve en küçük oğluydu. Hicretin sekizinci senesi Medine'de doğdu.
Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin vessahbihi vessellem |
|
|
|
-
slkm.hocam teslimiyet mevzusunu öğrenmek istiyorum.üveysilik yolunda olan tek cemaat şuan bizmiyiz Admin Cevap Peygamber efendimiz (SAV) veya evliyanın ruhları ile rabıta (hal) veya rüya yoluyla terbiye edilene üveysi denir. Tasavvufta buna üveysilik yolu denir. Hazreti Peygamber (S.A.V) efendimizi gözleri ile görmediği halde müthiş bir aşkla bağlı olan Veysel Karani (ks) bu aşk ve bağlılığıyla ulvi makamlara ulaşmıştır. Öyle ki Efendimiz (SAV)’in “Üveysi karni ihsan ve iyilikte tabiinin hayırlısıdır” övgüsüne mahzar olmuştur. Üveysilik denince şu dört zümre anlaşılır. 1- )Peygamber Efendimizin ruhaniyetinden feyz almak 2- )Veysel Karani Hazretlerinin ruhaniyetinden feyz almak 3- )Birde Hızır (a.s) aracılığı ile irşad olanlar Bu meselenin kısa izahı 4- )Mürşid-i Kâmilin ruhaniyetinden feyz almak Allah kendisinden razı olsun Abdullah Babam (Kuddise sırruh) vefatından önce evladım bizi andığınız yerde yanınızda oluruz. Elhamdülillah Rabbim bize böyle bir ruhsatı lutfeyledi kınından çekilmiş kılıç gibi oluruz. Buyurdular. Mürşidi Kâmilin bedeni ölür, ruhu ölmez. Mürşidi Kâmilin ruhu, kınındaki kılıca benzer. Ölümünden sonra ise cismani alakalardan soyulduğu için kınından çıkmış kılıç gibi olur. Ruhaniyetleri anıldığı yerde hazır olur. Bu konuyla ilgili Efendim Abdullah babama şöyle bir soru sormuştum. - Efendim Mürşid-i Kamil vefat ettiğinde derviş ne yapmalı? - Efendi Hazretleri cevaben; - Evladım istihareyle bir başka üstada gitmeli - Efendim kalırsa ne olur? Diye sordum - Cevaben buyurdular ki; - Evladım kalacak kimsenin rabıtasında üstadına soru sorup cevap alacak durumda olabilmeli ancak üstadı vefatından sonrada kendilerini sağlığındaki gibi himaye edeceğini taahhüt ederse sağ halinden daha etkili olur. Buyurdular. Ebul Hasan Ali Şazeli Hazretleri de şöyle der: “evliyadan bazıları vardır ki, sadık müride, vefatından sonra, hayattayken olduğundan daha fazla menfaat eriştirir. Yine evliyadan bazılarının, ruhaniyetleri vasıtasıyla ilahi emirleri takip ve tatbik ettirdiği kimseler vardır. İsterse o veli kabrinde meyyit olsun… Kabrinde iken müridini yetiştirir. Müridi kabrinden onun sesini işitir.” |
|
|
|
SORU
slkm.hocam duanın kabulü için gerekli adabları öğrenmek istiyorum. Admin Cevap
“Kullarım Beni sana
soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım.
Muhterem Üstadımız Abdullah Baba Hazretleri duaya çok önem verirlerdi Sevgili Peygamberimizin "Dua bir ibadettir".(Tecrid-i Sarih, c. 12, s. 360). "Dua, mü'minin silahıdır, dinin direğidir, göklerin ve yerin nurudur. Dua, ibadettir. Darlık zamanında Allah'ın kendisine yetişmesini isteyen kimse, genişlik zamanında çok dua etsin. Genişlik zamanında dua etmek kadar Allah 'a hoş gelen bir şey yoktur. Allah fazl 'u kerem sahibidir. Bir adam ellerini Ona kaldırırsa, onları boş olarak geri çevirmekten utanır" Emri mucibince hareket ederdi; Üstadımız namazını kıldıktan sonra, Allah-ü Teala hazretlerine hamd eder. Habibi edibine ve âline ve ashabına salât ve selam eder, yaptığı ibadetin sevabını silsile-i saadete hediye ederdi.(makamlara bağışlardı) kendisi için dua etmez ümmet-i Muhammed için dua ederdi. Dualarında Hak katında kıymet arz eden başta Rasulullah Efendimiz olmak üzere diğer mübarek zatları ve mübarek mekânları vesile ederdi aşkla dua eder gözyaşı dökerdi sonunda da yine Efendimiz Muhammed’e (AS) salât ve selam ederek duasını bitirirdi. |