ABDULLAHBABA SORU FORMU
Online Soru Sorma Bölümü
Soru Sor
Tüm Sorular
MESAJLARINIZ
Onay Bekleyen Sorular :(6)
|
|
|
VASİYET
sa.hocam abdullah babamın bize vasiyeti ne idi.bende yok ama bazı arkadaşlarımın elıne gecmış, herkezinde öğrenmesini istiyorum.niye obur aleme intikal ettıkten 4 yıl sonra vasiyetinin bulunduğu kağıtlar dağıtıldı yada önceden vardıda ben mi yeni gördüm.sagolun.allah razı olsun. Admin Cevap Değerli kardeşim Üstadımız Cennet Mekân Hadim-ül Fukara Hacı Abdullah Gürbüz (KS) Aziz hazretlerinin mübarek hayatlarının anlatıldığı ve 2004 yılında yayınladığımız “Abdullah Babanın hayatı-şahsiyeti-fikirleri İrşadı-“ adlı eserde vasiyeti mevcuttur. Yeni değildir, her halde kitap sizde olmadığından dolayı vasiyet bölümünü okuyamadınız. Biz bu sene program aktivitesi içerisinde yenilik yapıp sadece aynı vasiyetini afiş boyunda bastırdık ki insanlar evlerinde bunu çerçeve yapıp assınlar diye.
|
|
|
|
VİTİR NAMAZI
selamun aleyküm hocam vitir namazında üçüncü rekatte tekbirden sonra kunut duaları okunuyorya bilmeyenler öreninceye kadar hangi duaları okuya bilir şimdiden allah teala razı olsun Admin Cevap Değerli kardeşim inşallah en kısa zamanda kunut dualarını öğren bu süre içerisinde aşağıda ki dualardan her hangi birini okuyabilirsin. Kunut duasını bilmeyen:1- Yalnız “Rabbena Âtinâ” (Bakara suresi, 201. ayet) ayet-i kerimesini okuyabilir. 2- Üç defa “Allahümme’ğfirli” de diyebilir. 3- Üç defa “Ya Rabbi” demesi de caizdir. (Ömer N. Bilmen, Büyük İslam İlmihali, s. 160) |
|
|
|
SALATİN TÜNCİNA
selamın aleyküm hocam salaten tüncina duası farz namazından sonramı yoksa tespihattamı okunur.allah razı olsun... Admin Cevap Vakit sınırlaması yoktur. Genelde sabah namazlarının farzından sonra ve bazı vakitlerde imam efendiler farzlardan sonra veya dua esnasında okurlar. Okunması güzeldir, okunmadığında da bir sakınca yoktur. |
|
|
|
SLMUNALEYKÜM
hocam benim bi sorum var. kizlarin karete/bix yapmalarinda bi sakinca varmi? Admin Cevap Geçler bu tür sporları öğrenebilir. Ancak spor yaparken örtülmesi gereken yerleri örtmek, harama girmemek, erkek kadın karışık yapmamak ve özellikle farz ibadetlere dikkat etmek gerekir. Bu ölçülere dikkat edilirse uygun olur. Ancak İslâm uleması yine insanın huzuru ve rahatı için şu hususlara dikkatimiz çekmiştir: Oynarken ve seyrederken kötü sözlerin söylenmesine meydan verilmemeli. Oynayanların ve seyredenlerin eğitimlerini ve zaruri işlerini terk etmeye varacak kadar zaman israfına yol açmamalı. Oynanan oyunlar hiçbir şekilde (sportoto, sporloto ve altılı ganyan gibi) kumara alet edilmemeli. Namaz ve oruç gibi farz ibadetlerin zamanında yapılmasına engel olmamalı. Ölümüne sebep olacak kadar tehlike arz etmemeli. Çevreyi rahatsız edecek kadar aşırılıklara meydan vermemeli. Kıyafet ve sair noktalarda, Kur’ân ve sünnetle ruhsat verilen ölçülerin dışına çıkmamalı. |
|
|
|
-
slkm.hocam nahl suresi 90.ayetini anlatmanızı istiyorum.allah razı olsun. Admin Cevap Şüphesiz ki Allah adaleti iyiliği ve özellikle akrabalara yardım etmeyi emreder ve hayasızlıktan fenalıktan ve azgınlaktan nehyeder. ADİL: Her şeyi layık olduğu yere yerleştirmek, hakkı yerine koymaktır ki, azgınlığın, başka bir ifade ile haksızlık ve zulmün zıddıdır. Adalet, insaf ve haklılık ve doğruluk mânâlarını kapsayan bir denkleştirmedir ki, terazinin dili gibi aşırılık ve ihmalkarlık arasında bir birleştirme noktası ve istikamet olarak iki tarafında denklik denilen bir denkleşme mânâsına gelir. Ve bundan dolayı adalete ve adalet düsturlarına mizan da denilir. Çünkü "Ve onlarla beraber Kitabı ve adalet ölçüsünü indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler" (Hadid, 57/25) buyurulmuştur. Yani adalet, kâinatın nizamıdır. Amel ve ibadette vacib gibi sayılan ahlâkî bir fazilettir. Şüphe yok ki her hakkın başı yüce Allah'ın hakkı olan ilâhlık haklarıdır. İlâhlık haklarının birincisi ise Allah'ın birliğine inanmaktır. Çünkü ortak ve benzeri bulunanın son derece saygı ve yüceliğe hakkı olamaz. Bundan dolayı adaletin başı Allah'ın birliğine inanmaktır. Çünkü bu âyetin tefsirinde İbnü Abbas'dan: "Adalet, Allah'tan başka ilâh olmadığına şehadet etmektir; adalet, ortak ve benzerleri ortadan kaldırmaktır; adalet, Allah'ın birliğine inanmaktır." diye rivayetler yapılmıştır. "İHSAN" kelimesi de lugatta iki şekilde kullanılır. Birisi dur ki, bir şeyi güzel yapmak demektir. Birisi de dir ki, ona iyilik etti demektir. Türkçede ihsan bu ikinci mânâda meşhurdur. Âyette ise iki mânâya da gelmesi muhtemeldir. Ve her ikisi ile de tefsir, rivayet olmuştur. Birincisi yaptığını güzel yapmak demek olur. Bu mânâ ile ihsan, peygamberimizin hadisinde "Sanki görüyorsun gibi Allah'a ibadet etmen" diye tefsir olunmuştur. Yani bu şekilde ihsan, "görevi en güzel şekilde yapmak" demektir. Yine bu mânâdan olarak Peygamber (s.a.v): buyurmuştur ki "Allah Teâlâ her şey üzerine ihsanı (güzel bir şekilde muamele yapmayı) yazdı. Bundan dolayı öldürme ve kesmeyi bile güzel şekilde yapınız. Her biriniz bıçağını iyi bilesin ve boğazlayacağı hayvanı rahat ettirsin" demektir. İkincisi insanlara iyilik yapmak demek olur. Bu mânâ ile ihsan da "kendin için sevdiğini kardeşin için de sevmen" hadis-i şerifi ile tefsir edilmiştir. Akrabalara muhtaç oldukları hususlarda bahşiş vermek ve iyilik yapmak ile yakınlarla ilişki sürdürmek ve ikramda bulunmaktır. Bu aslında ihsan içinde bulunuyorsa da şanına verilen önemden dolayı özellikle zikredilmiştir. Peygamber (s.a.v.)den rivayet edilmiştir ki, şöyle buyurmuştur: "Sevabı en çabuk olan taat yakın akrabaları gözetmektir" yani yakınlara iyilikte bulunmak suretiyle ilişkileri kuvvetlendirmektir. FAHŞÂ: Çirkinlikler, zina gibi şehvetlere uymada ifrat (aşırılık) ile ilgili olan günahlardır ki, Türkçede edepsizlikler diye ifade edilir ve bunlar, insanların en çirkin durumlarıdır. MÜNKER: Ne şeriatte, ne âdette tanınandır. Çünkü şeriat ve âdette uygun görülmeyen fiiller hoş görülmez. Öfkeyi tahrik eder, red edilir ve hoş karşılanmaz. Yani hakkı olmayan şeyi istemek, başkasının haklarına tecavüz etmektir ki, adaletin zıddı, yani zulümdür. Sahabe büyüklerinden biri olan Osman b. Maz'un-ı Cumahî (r.a.)den rivayet edilmiştir ki: "Ben başlangıçta yalnız Muhammed (s.a.v) den utandığım için müslüman olmuştum. İslâm henüz kalbimde yerleşmemişti. Bir gün Hz. Peygamberin huzuruna vardım. Benimle konuşuyordu. Konuşurken gördüm ki gözünü göğe dikti, sonra da sağından aşağı indirdi. Sonra bunu bir daha tekrar etti. Sebebini sordum, O buyurdu ki: 'Seninle konuşurken birden bire Cebrail sağımdan indi ve 'Ey Muhammed! 'Allah, adalet ve ihsanı emrediyor' adalet 'Allah'tan başka ilâh olmadığına şehadet etmek', ihsan , farzları yerine getirmek yani akrabalığı olana iyilik yapmak, zina, ne şeriatta, ne sünnette tanınmayan başkasının hakkına tecavüz etmektir' dedi". İşte bunun üzerine adı geçen Osman dedi ki: "Kalbime iman yerleşti. Vardım Ebu Talib'e haber verdim. O da şöyle dedi: 'Ey Kureyş topluluğu! Yeğenime tabi olunuz, doğru yolu bulacaksınız. Şüphesiz o, size güzel ahlâktan başka bir şey emretmiyor.' Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v): 'Ey amcacığım! İnsanların bana uymalarını emredersin de kendini bırakır mısın?' buyurdu ve uğraştı. Fakat o, şehadet getirmekten kaçındı. Bunun üzerine "Ey Resulüm! doğrusu sen, her sevdiğine hidayet veremezsin" (Kasas, 28/56) âyeti indirildi. Hz. Ali'den rivayet edilmiştir ki, o şöyle demiştir: "Yüce Allah, Peygamberine kendisini Arap kabilelerine arzetmesini emretti. Bunun üzerine yüce Peygamber çıktı, ben ve Ebu Bekir de beraberinde idik. Bir mecliste durduk ki, üzerlerinde onur vardı. Ebu Bekir, bu toplum kimlerden diye sordu? Şeyban b. Sa'lebe'den dediler. Bunun üzerine Resulullah onları iki şehadet kelimesini getirmeye davet etti. Ve Kureyş Peygamberi yalanladığı için kendisine yardım etmelerini teklif etti. Bu teklifi edince Makrun b. Amir 'Ey Kureyşli! Bizi davet ettiğin şey nedir?' dedi. Resulullah âyetini tilavet etti. Bunun üzerine Makrun b. Amir, 'Vallahi, sen güzel ahlâka ve güzel amele davet ediyorsun. Seni yalanlayan ve senin aleyhinde hareket etmek isteyenler yemin ederim ki, iftira ediyorlar' dedi." İbnü Mesud (r.a) demiştir ki: "Kur'ânda iyilik ve kötülüğü en fazla toplayan âyet budur." Demişlerdir ki, eğer Kur'ânda bu âyetten başka bir şey olmasaydı ona yine "Her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde" denmesi doğru olurdu. "Allah daha iyi bilir." Bunun âyetinden sonra getirilmesi buna dikkat çekmek içindir. Böyle emir ve yasak, iyilik ve kötülüğü açıklamak ve birbirinden ayırmakla Allah size vaaz ediyor ki düşünüp öğüt alasınız. Belleyip tutasınız. Dolayısıyla bu öğütü dinleyiniz, bu emir ve yasağı tutunuz. (Elmalı Tefsiri) |
|
|
|
SORU
slkm.hocam fatihanın sırrı ne demek.anlamadım allah sizlerden razı olsun. Admin Cevap Fatiha Suresi Kur’an-ı kerimin ilk suresi. Mekke-i mükerremede nazil oldu (indi). Yedi ayet-i kerimedir. Kur’an-ı kerime onunla başlandığı için Fatihat-ül-kitab denmiştir. Fatiha suresi veya yalnız olarak El-Fatiha yahut Fatiha da denir. Başka isimleri de vardır. Kur’an-ı kerimin aslı olduğu için Ümmü-ül-Kur’an; Kur’an-ı kerimdeki bütün manaları içerisinde bulundurduğu için El-Esas; bu kadar derin ve geniş manaları taşıdığı için Suret-ül-Kenz, Suret-ül-Vafiye, Suret-ül-Kafiye; içerisinde hamd, şükür ve dua bulunduğu için, Suret-ül-Hamd, Suret-üş-Şükr, Suret-üd-Dua da denir. Yine namazın her rek’atinde okunduğu için Suret-üs-Salât, şifa olduğu için Suret-üş-Şafiye, Suret-uş-Şifa, yedi ayet-i kerime olduğu için de Es-Seb-ül-Mesani denilmiştir. Ehl-i Tasavvuf Nefsin yedi mertebisine de fatiha’da işaret buyrulduğunu ve bu mertebeler geçildikten sonra Allah-ü Tela Fani olunduğunu beyan ederler. Bu sebeple Onun sırrına ulaşmak demek Allah’a ulaşmak Onun (CC) sıfatlarında fani olup Ona (CC) dost olmak demektir. |
|
|
|
-
slkm.hocam peygamberimizin çocuklarının isimlerini büyükten küçüğe öğrenmek istiyorum allah razı olsun. Admin Cevap 1) Kasım: Rasûl-i Ekremin ilk çocuğu Kasım idi. Bu sebepten künyesi: Ebül-Kasım (Kasımın babası) oldu. 2) Zeyheb: Peygamberimizin en büyük kızıydı. Kasımdan sonra doğmuştu. Zeyneb doğduğu zaman, Rasûl-i Ekrem otuz yaşındaydı. Mekke'de doğmuş olan Zeyneb, Hicretin sekizinci senesi Medine'de vefat eyledi. Otuz yaşında bulunuyordu. 3) Rukayye Rasûl-i Ekremin ikinci kızıydı. Doğduğu zaman Hazreti Peygamber Efendimiz, otuz üç yaşında bulunuyordu. 4) Ümmü Gülsüm: İslâmiyet gelmeden önce doğdu. Annesi hazret-i Hatice’dir. 5) Fâtıme: Rasûl-i Ekremin en küçük ve fakat en sevgili kızıydı. İlâhî vahiy ilk geldiği zaman, Mekke'de doğdu. 6) Abdullah: Hicretten önce, on birinci senesi Mekke'de doğdu: Üç ay yaşadı. Küçükken öldü. "Tâhir ve Tayyeb" Abdullahın diğer isimleriydi. 7) İbrahim: Rasûl-i Ekremin en küçük çocuğu ve en küçük oğluydu. Hicretin sekizinci senesi Medine'de doğdu.
Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin vessahbihi vessellem |
|
|
|
-
slkm.hocam teslimiyet mevzusunu öğrenmek istiyorum.üveysilik yolunda olan tek cemaat şuan bizmiyiz Admin Cevap Peygamber efendimiz (SAV) veya evliyanın ruhları ile rabıta (hal) veya rüya yoluyla terbiye edilene üveysi denir. Tasavvufta buna üveysilik yolu denir. Hazreti Peygamber (S.A.V) efendimizi gözleri ile görmediği halde müthiş bir aşkla bağlı olan Veysel Karani (ks) bu aşk ve bağlılığıyla ulvi makamlara ulaşmıştır. Öyle ki Efendimiz (SAV)’in “Üveysi karni ihsan ve iyilikte tabiinin hayırlısıdır” övgüsüne mahzar olmuştur. Üveysilik denince şu dört zümre anlaşılır. 1- )Peygamber Efendimizin ruhaniyetinden feyz almak 2- )Veysel Karani Hazretlerinin ruhaniyetinden feyz almak 3- )Birde Hızır (a.s) aracılığı ile irşad olanlar Bu meselenin kısa izahı 4- )Mürşid-i Kâmilin ruhaniyetinden feyz almak Allah kendisinden razı olsun Abdullah Babam (Kuddise sırruh) vefatından önce evladım bizi andığınız yerde yanınızda oluruz. Elhamdülillah Rabbim bize böyle bir ruhsatı lutfeyledi kınından çekilmiş kılıç gibi oluruz. Buyurdular. Mürşidi Kâmilin bedeni ölür, ruhu ölmez. Mürşidi Kâmilin ruhu, kınındaki kılıca benzer. Ölümünden sonra ise cismani alakalardan soyulduğu için kınından çıkmış kılıç gibi olur. Ruhaniyetleri anıldığı yerde hazır olur. Bu konuyla ilgili Efendim Abdullah babama şöyle bir soru sormuştum. - Efendim Mürşid-i Kamil vefat ettiğinde derviş ne yapmalı? - Efendi Hazretleri cevaben; - Evladım istihareyle bir başka üstada gitmeli - Efendim kalırsa ne olur? Diye sordum - Cevaben buyurdular ki; - Evladım kalacak kimsenin rabıtasında üstadına soru sorup cevap alacak durumda olabilmeli ancak üstadı vefatından sonrada kendilerini sağlığındaki gibi himaye edeceğini taahhüt ederse sağ halinden daha etkili olur. Buyurdular. Ebul Hasan Ali Şazeli Hazretleri de şöyle der: “evliyadan bazıları vardır ki, sadık müride, vefatından sonra, hayattayken olduğundan daha fazla menfaat eriştirir. Yine evliyadan bazılarının, ruhaniyetleri vasıtasıyla ilahi emirleri takip ve tatbik ettirdiği kimseler vardır. İsterse o veli kabrinde meyyit olsun… Kabrinde iken müridini yetiştirir. Müridi kabrinden onun sesini işitir.” |
|
|
|
SORU
slkm.hocam duanın kabulü için gerekli adabları öğrenmek istiyorum. Admin Cevap
“Kullarım Beni sana
soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım.
Muhterem Üstadımız Abdullah Baba Hazretleri duaya çok önem verirlerdi Sevgili Peygamberimizin "Dua bir ibadettir".(Tecrid-i Sarih, c. 12, s. 360). "Dua, mü'minin silahıdır, dinin direğidir, göklerin ve yerin nurudur. Dua, ibadettir. Darlık zamanında Allah'ın kendisine yetişmesini isteyen kimse, genişlik zamanında çok dua etsin. Genişlik zamanında dua etmek kadar Allah 'a hoş gelen bir şey yoktur. Allah fazl 'u kerem sahibidir. Bir adam ellerini Ona kaldırırsa, onları boş olarak geri çevirmekten utanır" Emri mucibince hareket ederdi; Üstadımız namazını kıldıktan sonra, Allah-ü Teala hazretlerine hamd eder. Habibi edibine ve âline ve ashabına salât ve selam eder, yaptığı ibadetin sevabını silsile-i saadete hediye ederdi.(makamlara bağışlardı) kendisi için dua etmez ümmet-i Muhammed için dua ederdi. Dualarında Hak katında kıymet arz eden başta Rasulullah Efendimiz olmak üzere diğer mübarek zatları ve mübarek mekânları vesile ederdi aşkla dua eder gözyaşı dökerdi sonunda da yine Efendimiz Muhammed’e (AS) salât ve selam ederek duasını bitirirdi. |
|
|
|
SORU
slkm.hocam seferilikte sünnetler terkedilmez bunu biliyorum.sünnetlerin terkedilebileceği durum ve sebebler varmıdır.varsa öğrenmek istiyorum. Admin Cevap Özellikle vaktin dar olduğu zamanlarda namazların kazaya kalma riski varsa, farz namaz kazaya kalmasın diye sadece farzlar kılınabilir. Ya da yolculuklarda zaman sıkıntısı varsa sünnetler terk edilebilir. Bu günah değildir. Ancak büyük sevabın kaybı söz konusudur. |
|
|
|
ISLAM
selamun aleykum hocam.. bir sorum vardi.. ıslamıyet nezaman dunyaya hakim olacaktir ? Admin Cevap İnsanların kalbinde imanı yaratacak olan Allah’tır. Bunun vuku olacağı zamanı ancak Allah bilir. Bizler elimizden geldiği kadar İslam’ı özümüzde, sözümüzde her halimizde yaşayıp çevremize de anlatmaya çalışcağız hidayete erdirecek olan Allah Azze ve Celle… |
|
|
|
ACİL CEVAP
selamun aleyküm benim acilen cevaplırılması gereken bi sorum var.duyduğuma göre salatı tefriciye okunurken peygamberimiz yerinden kalkıp allaha dilenen dileğin gerçekleşmesi için dua edermiş.bu yüzden onun yorulmaması için.tefriciyenin en fazla 1haftada bitmesi gerekiyormuş.beni aydınlatırsanız sevinirim.salatı tefriciye okunduğu zaman melekler veya peygamberler bişey dermi Admin Cevap Böyle bir şeyin aslı yok kardeşim. Sizin istediğinizi kabul edecek olan Allah-ü Zülcelâl’dan başkası değildir. Bizim size tavsiyemiz Halisane olaraktan duanızda ısrarcı olun Allah-ü Teala dua edenleri sever ancak sebeplere fazla takılı kalıp Hikmeti unutmayın. Bütün kuvveti kutsiye Allah’ın elindedir bir kuluna bir şeyi murad ettiyse olur, etmediyse de hiçbir şey vücut bulmaz. |
|
|
|
HELAL- HARAM
selamun aleyküm hocam hocam arkadaşım kumardan para kazanmıştı. o para ile 3-5 kişi bir şey alırken o da kattı. ve bizde onun kattığı paranın haram olduğunu biliyorduk. birşeyler aldık yedik. bunda bir haramlık var mıdır? ve o para ile bize olan borcunu ödeye bilir mi? biz o paranın haram olduğunu bilir iken allah razı olsun Admin Cevap Gayr-i meşru olarak kazanılan para ile bir yiyecek satın alınsa, satış akdi yapılırken meşru olmayan paraya işaret ederek şu para ile bu yiyeceği bana sat denilmiş, yiyecek sahibi de kabullenmiş ise o yiyeceği yemek haramdır. Haram paraya işaret etmeden şu kadar para ile şu yiyeceği bana sat demiş, yiyecek sahibi de kabullenmiş ise, o yiyeceği yemek haram değildir(1) Çünkü o yiyeceğin bedeli müşterinin zimmetinde kalmıştır. Haram para onun bedeli sayılmaz. 1-el-Hediyetül 'Alâ'iyye s. 27 Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar I. 356 Buna göre, bizzat haram olan paranın kendinden “size şu haram paradan alıp yedirip içiriyorum”, derse yemek ve içmek haramdır. Ancak paranın ismini ve özelliklerini söylemeden harcama yaparsa o zaman size haram olmaz sadece o paranın sahibine haram olur. Haram olduğunu bildiğimiz bir malı ve parayı yemesek daha iyi olur. Bu parayı almaya mecbursanız öncelikle yemek içmek gibi masrafların dışında bir şeye sarf ediniz.
|
|
|
|
CİHAD
s.a. allah cc dostları nefisleriyle aslanlar gibi cihad ettiklerinden dolayımı allah cc dostu oluyorlar.onlarada nefisleri her türlü vesveseyi veriyormu?ikinci sorum bir mescidin mescid hükmü nasıldır? Admin Cevap Allah dostlarının asırlardır İslam toplumundaki şerefli yeri ve faziletleri, pek yücedir. Rabbimiz (cc) buyurur ki: “Dikkat ediniz! Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar” (Yunus /62)emr-i ilahiyesine müjdesine mazhar olmuş seçilmiş zatlardır. Allah dostları zatlar nefisleriyle çetin bir mücadeleye girmişler, Nefsi emmarenin heva ve heveslerinden kurtulup Kulluk makamına ermişlerdir. Elbette bu zor yolculuk esnasında nefis ve şeytanın onlar üzerinde de çok farklı türden baskı ve etkileri olmuştur. Tasavvuf tarihini incelediğimiz de büyük Allah dostu zatların nefislerini terbiye ile meşgul oldukları dönem içerisinde yaşadıkları imtihanları bizzat kendileri nakletmişlerdir. Bir yerin mescid olabilmesi için;1- Oranın özel mülkiyetten (sözle de olsa) çıkarılması (ifraz), 2- Halkın orada namaz kılmasına izin verilmesi gerekir. İfraz edilmesi de oraya müstakil bir kapı ayrılmasıyla olur. Böylece ifraz edilip, namaz kılmaya izin verildikten sonra artık orası mescid olmuş, kişinin mülkiyetinden çıkmış, satılamaz ve varis olunamaz hale gelmiş olur. Mescidlerin üstü sonsuza kadar mescid sayılacağı için, artık mescidin üzerine ev yapılamaz. Ancak üstünde ve altında ev ya da bodrum olan bir ara kat mescid yapılırsa İmameynin zarurete binaen verdikleri fetvaya göre orası da mescid olur ve mescid hükmünü alır. Altı ve üstü de ne ise yine o şekilde kullanılmaya devam eder. (Merginâni, el-Hidâye NI/19; Fetavay-i Hindiye N/454, 457)
|
|
|
|
SORU
slkm.hocam kibirli bir insana kibirle karşılık vermek sadaka diye duydum doğrumudur.dervişleri dergahımızı hafife alıp bizi hakir görenlere karşı tutumumuz nasıl olmalıdır.barlara girip insanlara hakkı anlatmayı istiyorum.ama başaramayacağımı da tahmin ediyor geride duruyorum.bu konuda dua buyurun.insan kendi özgüvenini nasıl yakalayabilir.nefis nasıl sultani olacak.teslimiyetteki korkuyu üzerimizden nasıl atacağız.dua dua dua ediversinler.tahkiki hayat yaşamamız dualarımla.hüdaverdi. Admin Cevap Evet, böyle bir hadis vardır. Fıtrî bir sermaye olan kibir temayülünü kullanmanın caiz, hatta gerekli olduğu durumlar da vardır. Nitekim bunlardan biri olmak üzere; "Kibirliye karşı kibir, sadakadır." (Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, IV, s. 366/5299) buyrulmuştur. Mü’min kibirlenmez. Fakat izzetini yere de düşürmez. Mü’min gerektiği yerde tevazu sahibi, gerektiği yerde izzet ve onur sahibidir. Cenab-ı Hak, “Muhammed Allah’ın Resulüdür. Beraberinde olanlar kâfirlere karşı çetin ve izzetli, birbirleri arasında merhametlidirler”(Fetih/29) buyuruyor. Yine Allah’ın övdüğü mü’minler topluluğu, “mü’minlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetli”dirler(Maide:54)buyrulmuştur. “kibre karşı kibir sadakadır” hadisi mü’minin mü’min karşısındaki duruşunu değil, kâfir karşısındaki duruşunu tanımlıyor. Yani mü’min kâfirin kibrine kibirle, heybet ve azametle cevap verir. Fakat mü’minden kibir de görse, kibirle karşılık veremez. Mü’mine karşı tevazudan ayrılmaz. İkinci sorunuza gelince; Nefsanî anlamda orada bulunman uygun değildir. Allahın haram kıldığı yerlerde melekler olmaz maneviyat olmaz nur olmaz bu tarz yerlere gitmen doğru değildir. Ancak zorunlu bir sebep üzerine girip çıkmasında sakınca yoktur. İrşad tabiî ki her mü’min üzerinde haktır insanların doğru yola gitmesine vesile olmak güzeldir. Lakin Hidayet Allah’tandır. Burada itidal yolunu tercih edip düzelmesine ihtimal verdiğiniz arkadaşlarınız var ise onları kazanmak adına onları oradan çıkartıp sohbet etmeniz güzel olanıdır kardeşim. Rufai Hazretlerine soruyorlar -Efendim derviş kime denir? Rufai Hazretleri; -Derviş İslam’ın yaşayan temsilcisine denir, buyuruyor. Bu sebeple kişi önce neyi temsil ettiğini, nerde durduğunu iyi bilecek Allah ve Resulünün yolunda üstadımız Abdullah Baba’mın himmet ve nazarıyla gayret ettikçe Allah-ü Teala ferasetini, basiretini genişletir nerde nasıl davranması gerektiğini öğretirler. Dualar tarafeyn kardeşim sizde dua edin inşallah Allah’ım cümlemizi seveceği gibi eylesin. Baki selam… |
|
|
|
KABİR AZABI
s.a hocam farzı misal bundan 100 yıl önce ölen bir insan düşünürsek kıyametinde bugün koptugunu düşünürsek 100 yıl önce ölen insanın çektigi kabir azabıyla kıyamet günü ölen insan arasında nasıl bir adalet saglanacak allah razı olsun hakkınızı helal edip bizlere duacı olun inşaallah Admin Cevap Allah-ü Teala Adil-i mutlaktır. Bunun hükmünü biz veremeyiz. Ancak şu kadarını diyebiliriz ki, kabre erken veya geç gitmek kişiye, günahına ve durumuna göre değişebilir. Azabın şiddeti değişik olabilir. Bir volt ile milyon voltun derecesi bir olmadığı gibi, mum ateşiyle güneş ateşi de bir değildir. Kabirde de herkesin durumuna göre ayrı ve çeşitli azaplar olabilir. Kabire geç giden birisi çok kısa zamanda şiddetli azap ile erken giden birisi kadar ceza çekebilir. |
|
|
|
GUSÜL ABDESTİ
s.a.hocam.düşünürken izlerken yada konuşurken birden bire aklına gelince insanın düşünüyor ya hani yada resimleri görüor izlior bu sırada yada bi kaç dakka içinde gelen sıvı için gusül abdesti gerekir mi?şimdiden teşekkür ediyorum allah a emanet olun... Admin Cevap Cinsel temas sonunda haz ve heyecan içinde, fışkırarak gelen yapışkan sıvıya meni (meni)sperm denir. Bu gelirse gusül gerekir. Cinsel duygu, heyecan, tenle temas vb. sonunda meni değil de daha az, açık renkli, yapışkan ve fışkırmayan bir sıvı gelirse buna (mezi) denir; meziden dolayı gusül gerekmez, yalnızca abdest alınır. İdrardan sonra veya başka zamanlarda cinsel etkilenme, haz, uyanma söz konusu olmadan gelen açık renkli, fışkırmayan, yapışkan ve az miktardaki sıvıya da (vedi) denir, bu da yalnızca abdesti bozar |
|
|
|
İÇ SIKINTISI
s.a hocam. allahu tealayı sürekli zikreden bir insan yine de iç sıkıntısından kurtulamıyorsa ne yapmalıdır? okuduğum bir kitapta insaniyet makamına gelemeyenlerde iç sıkıntılarının zuhur ettiği yazıyordu. bu durumdan kurtulmak için ne yapmak lazımdır?. allaha emanet olun inşaallah. Admin Cevap “Allah (cc) daraltır da, genişletir de. O’na (cc) döndürüleceksiniz. (Bakara /245) “Allahu yakbidu ve yebsut “Kabzı veren de bastı veren de Allah’tır” hakikatince bu Allah’ın elinde bir şeydir. Her şeye rağmen insan vefayla, sadakatle sürekli o kapıya teveccüh etmelidir. Kabz (iç darlığı) halindeki zaman dilimleri uzun ya da kısa sürebilir. Bu bazen Allah’tan uzaklaşma ile gelmiş bir küsuftur. Tövbe ve istiğfar ederek sabır ile Allah’tan yardım dilemelidir kardeşim. |
|
|
|
SELAMUN ALEYKÜM HOCAM
bayanların erkeklerle konusmaması mı gerekiyor ben okuyorum arkadaslarım var ne yapmam gerekiyor kardes olarak gördügüm arkadaslarımda var ders aldıktan sonra uzaklasmak istedim olmadı bizim sınıf geneli erkek piknige gidilecek ne yapayım kızlarda olacakmış bazılarını yola getirdim yani nefisimle cok mücadele ediyorum ama insallah ben yenecegim ve derviş olacagım insallah beni anlamısınızdır cünkü ben bile kendimi anlamıyorum allah razı olsun Admin Cevap Dini konularda, ehliyetli ilmi bilgi ve yetkiye sahip sorularına Kur’an ve sünnet üzere cevap alabileceği bir yere soru sormasında konuşmasında, ya da çalıştığı kurumdan dolayı iş anlamında konuşması gerekiyor ise veya öğrenci ise dersleri hakkında bir diyolağa girdiyse bunlarda bir sakınca yoktur. Aksi takdirde kendisine nikâh düşen bir kişiyle keyfi olarak malayani boş gereksiz diyaloglara girmek günahtır. Şeytanın vesvesesi ve nefsin heva ve hevesleri böyle durumlarda derhal devreye girer. Nefsimize hiçbir zaman güvenmeyeceğiz Allah ve Resulü bize neyi emrettiyse öyle davranacağız kardeşim. Allah-ü Teala bizim yaptıklarımızı her an görendir...
|
|
|
|
ISRAR
s.a hocam ben namazlarda gevşek davranıyorum.2 veya 3 ay kadar nefsimle sürekli uğraşarak namazlarımı kaçırmadan kılmaya çalışıyorum. ama sonuçta nefsim allem ediyor kallem ediyor beni namazdan uzaklaştırıyor. sonra 2 3 ay kadar namaz kılamıyorum. bi bırakıp bi başlamak tövbe edip tekrar bozmak nefsime yenilmek beni kahrediyor. kendimden iğreniyorum. himmet istiyorum dua ediyorum yinede kurtulamıyorum. bu nefsim neden benimle bu denli uğraşıyor.namazlarımda ısrar etmem için ne yapmam lazım. tövbemde sözümde durmam için bu iradesiz insanın ne yapması lazım. allah rızası için bana yardım edin. şimdiden allah razı olsun cümlenizden... Admin Cevap Kulun işlemiş olduğu günahından pişmanlık duyması kendini levm etmesi (kınaması) güzeldir. Ancak bu pişmanlığı duyduktan sonra tekrar o hata işlenmez ise güzeldir. Bulunduğunuz yerde muhakkak sohbetlerinize devam ediniz. Sürekli abdestli dolaşmak, Allah-ü Teala’yı her an zikretmek insanı muhafaza eden faktörlerdir. Bunlarında kişide yerleşmesi için zikir ve sohbet meclisine devam etmesiyle olur. Ayrılık insana Hayır değil zarar verir. Cemaatte rahmet vardır. O rahmetten nasipdar olursak o zaman hata ve kusurlarımızın azaldığını görürüz. Çevremizde bulunan insanlar bize Allah ve Resulünü anlatan hayır konuşan boş maleyane işler ile uğraşmayan insanlar olmasına dikkat edelim. “İsin yanında is, Misin Yanında mis Kokarsın” hadis-i şerifini aklımızdan çıkarmayalım,. Kulun günah işleyip hemen arkasından pişman olması Rabbine yönelip ona sığınması gerekir. Bu Kulluğun nişanesidir, Yaratandan affını talep etmesi Her ne olursa olsun, burada nefse uyup daha kötüye gitmemelidir. Nasıl olsa benden bir şey olmaz, ben adam olmam diyerek nefsin fısıltılarına kulak asmamak lazım. Dinimizi sağlam kaynaklardan öğrenip ilmimizi arttırmamız lazım. Üstadımız Abdullah Baba Hazretleri bizlere şöyle nasihat ederdi; “Zikrullah bir nurdur. Onu sönmekten koruyan cam fanus ise sohbet ve ilimdir. Eğer ilminizi geliştirmezseniz, iki ayaklı bir şeytan nurunuzu üfleyip söndürür” Bunun için sohbet meclislerine devam edeceğiz. Birde ÖLÜM’ü çok düşüneceğiz. Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselam Hazretleri "Lezzetleri alt üst eden ölümü çokça hatırlayınız.". Bir başka Hadis-i Şeriflerin de ise Siz eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız!.. Rahat yataklarınızda yatamayıp "Allah, Allah" diye bağırarak dağlara kaçardınız!” buyurmuştur.
İnsanın bu hayatı geçicidir, asıl âlem ise ölüm ile başlayan kabir hayatı ile devam eden kıyamet koptuktan sonra ebedi olarak mücazat veya mükâfatın görüleceği ahiret hayatıdır. İşte ebedi bir hayata giderken asıl vatana giderken yanımızda ne götüreceğimizi iyi düşünüp ona göre yaşayacağız ve tefekkür edeceğiz. “O diriltir ve öldürür; ancak ona döndürüleceksiniz. (Yunus suresi:56) (Ey Muhammed!) “Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı) dır. (Yunus suresi: 61) Allah’ın bizi her an gördüğünü, duyduğunu, her halimize vakıf olduğunu düşünüp ihsan üzere yaşamak, Edeb üzere yaşamak “EDEBLİ OL “HU” OLAN ALLAH SENİ GÖRÜYOR” sırrına ermek gerek. Bir gün Sahabe-i Kiramdan bir zat Peygamber Efendimizin yanına gelerek Ya Rasulullah dün sakallarınız simsiyahtı bugün ise birkaç tane ak çıkmış bunun hikmeti nedir diye sordu; Rasulullah Efendimiz; şöyle buyurdular; Beni Hud suresi yaşlandırdı, Nedir? Ya Rasulallah; “EMROLUNDUĞU GİBİ DOS DOĞRU OL”
|