|
NEFIS MERATIPLERI
Tarikatlarin bir kismi ruh yoluyla bazisi da
nefis yoluyla gitmektedir. Ruhun ne oldugunu daha önce
açiklamistik. Simdi ise nefis kavramindan bahsedecegiz. Nefisle
cihad dinimizin önem verdigi konulardandir. Tarikatlarin açik
(cehri) zikir yapanlari nefsi ön plana alarak egitimini
yaparken, kapali (hafi) zikir yapan tarikatlar da ruhu öne alan
metodu uygulamislardir. Nefsi egitimi öne alan tarikatlara
“Tarik-i nefsaniyye” denir. Iste bu tarikatlar nefsi yedi
mertebeye ayirmislardir.
1.Emmare, 2. Levvame, 3. Mülhime, 4.
Mutmainne, 5. Radiye, 6. Merdiye, 7.Safiye
Bu yedi nefis mertebesinin her biri ayet ile
sabittir.
“Nefsimi temize çikarmiyorum. Çünkü
nefis asiri sekilde kötülügü emreder ”(Yusuf/ 53)
ayetinde Allah Teâlâ Hazretleri Nefsi Emmare den bahsetmektedir.
“Kendini kinayan (pismanlik duyan)
nefse yemin ederim ”(Kiyamet /2) ayetinde ise Nefsi
Levvame den bahsetmektedir.
“Ona (Nefse) bozuklugunu ve
korunmasini (isyanini ve itaatini) ilham edene yemin olsun”(Sems
/8) ayetinde Nefsi Mülhime den bahsetmektedir.
Mutmainne, Radiye ve Merdiye den ise toplu
olarak söyle bahsedilmektedir.
“Ey huzura kavusmus nefis (insan) !
Sen Ondan hosnut, O da senden hosnut olarak Rabbine dön.
(Seçkin) kullarim arasina katil ve cennetime gir .”(Fecr
/.27.30)
Mürsidi Kamiller bu yedi nefsin her birini
bir Esma ile terbiye ederler.
NEFSI EMMARE
Kulu, Rabbinden uzaklastirarak kötülükleri
islemeye tahrik eden en süflî durumdaki isyankâr nefstir. "Emmâre"
çok emredici demektir. Bu sifati haiz olan nefsin yegâne maksadi,
hevâ ve heveslerini ölçüsüzce tatminden ibarettir. Sehvetin
esiri, seytanin avânesi olmus; keyfine, zevkine, günaha düskün
olan nefstir.
Nefsin düskünlükleri ve asiri istekleri demek
olan sehvetlere karsi her hangi bir mücadele göstermemek, onun
arzularina tâbi olarak seytanin yoluna uyup gitmek de, nefs-i
emmâre seviyesinde bulunan kimselerin ahvali cümlesindendir.
Aslinda nefs-i emmâre, sahibine karsi
seytandan bile tehlikeli olabilmektedir.
Iste bu nefsi emmarenin kötü ve çirkin
sifatlari ehli tasavvufun görüsüne göre yedi tanedir.
• Hevâ'dir(Arzu, heves, ihtiras, muhabbet,
nefsin haz ettigi seyler)
• Gazap (Öfke, hiddet, kizma)
• Sehvettir
• Hirstir
• Buhül'dür (Cimrilik, hasislik)
• Ucup'dur (Kendini çok sevme yaptiklarini
begenme bencillik, gurur, baskalarini hor ve hakir görme)
• Kibir'dir.
Nefsi emarenin bu yedi kötü ve çirkin
sifatlarini gidermeye de, asagida sayacagimiz yedi sey sebeptir.
Bu sayacagimiz yedi sey, bütün ehli Islam'in gözlerini ve
gönüllerini açan yedi hayirli ve faydali istir.
• Açliktir
• Susmaktir
• Az uyumaktir
• Halk içine lüzumundan fazla karismamaktir
• Daima LA ILAHE ILLALLAH demektir
• Mürsid-i Kamile erismek, elini tutmak ve
tövbe edip ona teslim olmaktir.
• Mürsid-i Kâmilin iradeti altinda olmak ve
onun emri altinda bulunmaktir (Onun her emrine itaat etmektir)
Bu yedi sey yukarida sayilan yedi çirkin ve
kötü sifati gidermege, yani nefsi emmarenin fenaliklarini
iyilige, iyi ve güzel ahlâka çevirmeye sebeptir.
Gavsul Azam Hazretleri:
“ Seytan, bir günde yetmis türlü sekilde
yetmis kere hacca davet etti” buyurdular. Iste Nefsin ve
Seytanin vesvesesi ile ruhu sultaninin hükmü tamamen ortadan
kalkan ve Nefsi Emmare de bulunan salik, Mürsidi Kamil elinde
olursa, onun Kutsi kuvveti bereketiyle kisa zamanda nefsi
levvamaye tebdil olur. Salik mürsidinin sözünü dinler verdigi
dersi çekerse ona “KELIME-I TEVHIDI” telkin
ederler.
NEFSI LEVVAME
Nefs-i emmâresini pismanlikla hesaba çekip,
onun çirkin hâl ve hareketlerinden kurtulmak için gayret
gösterenler, nefs-i levvâmeye dogru mesafe alirlar. Böyle
kimseler, nefs-i emmâredeki gibi "nasil olsa Allah affeder"
düsüncesiyle avunma gafletinden nispeten arindiklari için,
kendilerini teselli edemezler. Bu sebeple de nefislerini kinar,
pismanlikla tövbe-istigfar ederler.
Levm etmek, kinamak ve ayiplamak demektir.
Nefs-i levvâme; yaptigi kötülüklerden, Allah'in emir ve
yasaklarina karsi gösterdigi ihmal ve kusurlardan pismanlik
duyarak vicdani muazzeb olan ve bu sebeple de kendisini siddetle
kinayan nefstir. Bu mertebede olan kisi, nefs-i emmâredeki
fiillerin bazilarindan tövbe edip kurtulmustur. Yani gafletten
bir nebze siyrilmis ve günah arzusu azalmistir. Ancak bu hisler
yeterince olgunlasmadigi için dayanamayip tekrar günahlara
düsmekten de kendini kurtaramaz.
Bu kimselerin, Allah Teâlâ'nin emirlerine
baglilikta ve Salih amellerinde çogalma görülür. Amelleri
ekseriyetle Allah içindir. Ancak ilâhî ilhamlarin bahsettigi
huzur ve sükûna tam manasiyla kavusamadiklarindan, Allah için
yaptiklari salih amellerinin halk tarafindan bilinmesini de
içten içe isterler. Yani nefs-i emmârenin bazi kötü huylari
devam etmekte, ancak kul bu hâlinden dolayi kendini kinamaktadir.
Nefsin vasil oldugu bu merhalenin ismi,
Kur'ân-i Kerim'deki:”
Levvâme (pismankâr)
nefse kasem ederim..." (Kiyamet / 2) ayetinden
gelmektedir.
Insanin kendi nefsini levm etmesi, yani onu
siddetle kinamasi, sirf kuru sözlerle vuku buluyorsa, bunun
umulan neticeyi hâsil etmeyecegi asikârdir. Zira “levvâme” ve
“emmâre” mertebeleri arasinda gayet hassas ve ince bir sinir
vardir. Kisinin, nefsini azicik levm etmesi (kinamasi) sebebiyle
içinde bir kibir hâli beliriyorsa, orada hâlâ gizli de olsa nefs-i
emmârenin hükümranligi devam ediyor demektir.
Ayet-i kerimede Cenab-i Hak:
"Andolsun ki insani biz yarattik;
nefsinin kendisine fisildadiklarini da biliriz. (Zira)
Biz ona sah damarindan daha yakiniz." (Kaf /16)
buyurmaktadir.
Bu itibarla insan, nefsini levm ederken bile,
nefs-i emmârenin gizli desiselerinden ve kendisini emniyette
hissetmek gafletinden siddetle ictinâb etmelidir.
Tövbede sebatkâr olup kötü fiillerden
arinabilmek, ancak manevî terbiye ile mümkündür. Levvâme
mertebesindeki nefs, sayet manevî terbiye altinda ve salihlerle
birlikte bulunuyorsa, kötü fiillerden kurtulur. Firsat bulunca
bunlara tekrar dönmez. Ancak kalpte, kin, hased, kibir gibi bazi
kötü huylar kalir.
Teveccühü artar ise seyhini müsahede eder
hatta peygamberimizi de müsahede eder. Nefsine uyar da gerilerse
belki seyhini görür ama daha önceki aldigi lezzeti ve tadi
bulamaz. Bu halini devam ettirirse sifati mülhimeye geçer. Fakat
bu nefis mertebesi emmareye yakin oldugu için ona atlamak da çok
kolaydir. Bu nefis ikiyüzlüdür bir yüzü emmareye diger yüzü
mülhimeye bakmaktadir.
Levvamede bulunan salikin esmasi sayet üstadi
verirse ismi “CELAL” dir.
Levvame ve mülhimede bulunan saliklere
tecelli ihsan olunur bu tecelli sebebiyle üstadlarini ve
peygamberimizi rüyalarinda görürler. Ancak hakiki tecelli nefsi
mutmainne de olusur Daha sonra zikre devam ettikçe Nefsi
Mülhimeye çikar
NEFSI MUTMAINNE
Bu makam dervislik makamidir. Manen kisi bu
makama kadar insan degildir. Bu mertebeye erince insanlik sifati
onda olusur. Züht ve takva ehlinin ulasacagi en yüksek mertebe
sifati mülhimedir. Burada tarikat ehli haricindeki insanlari
kötüleme yoktur. Sifati mülhime'nin öyle bir noktasi vardir ki,
o da çok yüksek bir makamdir. Fakat burada tarikat ehlinin hakli
oldugu bir durum vardir ki oda nefsi mutmainneye mürsidi kâmil
olmadan çikilmaz oldugudur. Çünkü insanin nefisle mücadelesi
ancak burada kemale erer. Bu noktadan sonra bir mürsidi kâmilin
terbiyesi gerekmektedir .
Bu söylediklerime delil sudur ki, daglarda
kendi kendine yetisen agaçlarin meyveleri yenmez. Yense bile
lezzeti olmaz. Ham ahlât gibi yiyenin bogazina durur. Fakat bir
bahçivan onlari yerinden sökerek, kendi bahçesine dikse, budayip
asilasa öyle bir meyve agaci olur o kadar lezzetli meyveler
verir ki, ilk hali ile arasinda büyük farklar olur. Iste onun
gibi bir mürsidi kâmilin elinde olanda böyle degisir.
Nefsi mutmainne de dervise ismi “HAY”
telkin olunur. Dervis bos kaldigi zaman sürekli bu
zikri yapar. Bu makamda kisi gayet cömert olur. Dost yoluna
bütün mülkünü vermeye razi olur. Seyhine, ölü yikayicisinin
elindeki ölü gibi teslim olur. Ilahi ask günden güne artar
günden güne artar. Kalp rikkati artar, her an dost izini gözler
gözyasi adeta su gibi olur. Bütün fiilleri iyilik ve güzellik ve
ahlaklari da üstün ve temiz ahlak ile belli olur. Tarafi
Ilahiden öyle bir hal ihsan buyurulur ki, islerini iradesiz
olarak Hak'ka teslim etmislerdir. Ibadetleri itaatleri Allah-ü
Teâlânin rizasi içindir. Allah ile beraber olma anlamina gelen
“Huzuru maallah” kisiye hal olur .“Iyi bilin ki, Allah u
Teâlâ'nin Velileri (Dostlari) için hiçbir korku yoktur. Onlar,
mahzun da olacak degillerdir ” ayeti kerimesi ile
tebsir olunur.
Iste bu makama geldiginde Allah-u Zülcelâl
Hazretlerinin dostu olur, “Îrci” hitabina mahzar olur.
Bu mertebede kötü ve çirkin vasiflar, yerini
güzel ahlâka terk etmistir. Davranis olgunlugunda zirveyi teskil
eden ve bütün beseriyete numune olan Hazret-i Peygamber(sav)
yüksek ahlâki, tarifsiz bir zevk ile güzelce yasanmaktadir.
Kulun kalbi, sabir, tevekkül, teslimiyet ve riza ile
taçlanmistir.
Böyle kimselerin gönülleri daima Hakk'in
zikriyle mesguldür. Ahkâmi Ser'iyyenin batinina da vâkif
olmuslardir. Imam-i Rabbanî Hazretleri:
“Nefs-i mutmainneye kadar yapilan ibadetler
ve kulluk taklididir. Nefsi mutmainne'de ise bunlar taklitten
tahkike dönüsür.” buyurmustur.
NEFSI RADIYE
Daima Hakk'a yönelmek suretiyle Allah (cc)
ile beraber olma suuruna erismis, hikmetine ve hükmüne ram
olarak Rabbinden razi ve hosnut hâle gelmis olan nefstir. Bu
mertebeye yükselen kul, kendi iradesinden vazgeçip Hakk'in
iradesinde fani olmustur. Kur'ân-i Kerim'deki:
“ Sen O'ndan, O da senden razi olarak
Rabbine dön!” (Fecr /28) ayetindeki
“Sen O'ndan razi olarak”
hükmünün bu makama isaret ettigi beyan olunmaktadir. Bu riza
hâli, Hak'tan gelen bütün çileli imtihanlara karsi sabir
göstermek ve bu hususta O'nun iradesini can u gönülden
kabullenmektir. Ayet-i kerimede buyurulur;
“ Andolsun sizi biraz korku, biraz
açlik, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden
noksanlastirmakla imtihan edecegiz. Sabredenleri müjdele!”
(Bakara /155)
Bu ayet-i kerimede ifade buyrulan
“sabredenler” zümresinden olabilmek, ancak Cenab-i
Hakk'in takdirine velev ki o takdir, umuldugu ve beklendigi gibi
tecelli etmese bile- razi olmak ve asla isyana düsmemekle
mümkündür.
Iste nefs-i râdiye de, ilâhî iradenin hayir
veya ser olarak tecelli eden bütün kaza hükümlerine tereddütsüz
teslim olup riza gösterenlerin, asla sikâyet etmeyenlerin
makamidir. Bu makamin imtihanlari öncekilere nisbetle daha
agirdir. Zira insan manen yükseldikçe iptilâlar artar.
Nitekim Allah Resulü(sav) söyle buyurmustur:
“ Insanlar içinde en siddetli
iptilâlara ugrayanlar peygamberlerdir. Sonra da onlara yakinlik
derecesine göre diger kimselerdir. Insan dindarligi ölçüsünde
iptilâlara maruz kalir.” (Tirmizî)
Bu nefisteki kisiler eger zikirlerine devam
ederlerse ruhu hayvan ruhu sultanin haliyle bir derece daha
hallenir. Bunun alameti ise ruhu hayvana kötü ve güç gelen
seyler, onlara güzel ve kolay gelmeye baslar. Gayet halim selim
olur. Bütün mahlûkat onun elinden ve dilinden emin olurlar. Her
nereye varsa iradesiz tazim ederler. Halk arasinda son derece
sevilir ve sayilir. Kendisi de kaza ve kaderinde olanlarin
hepsine razi olur ve bir an bile Allah'in rizasindan ayrilmazlar.
Keder ve sürur müsavi olur. Zaten bundan dolayi bu nefse Radiye
denmistir.
Salik, manada bütün mevcudati yok olmus
görür. Yalniz, bir beyaz veya kizil yahut baska bir renkte nur
içinde kalir. Bazilari o halde:
“ yeryüzünde her sey fanidir. Azamet
ve ikram sahibi olan Rabbin zâti bakidir” (Rahman
/26,27) ayeti kerimesi ile ihsan olunur.
Bu Makamda olan kisiye Üstadi Tarafindan ismi
“HAK” telkin olunur
NEFSI MERDIYE
Râdiye mertebesinde bulunanlarin, bu
mertebenin bütün füyûzâtindan istifade edebilmeleri için, Cenab-i
Hakk'in da onlardan razi olmasi icâb eder. Yani kulun Allah'tan
razi olmasi yetmeyip, kâmil bir terakki için Allah'in da
kulundan razi olmasi gerekir. Diger bir ifadeyle Hak'tan rizamiz,
O'nun yüce rizasina mazhar olabilecek bir kivam ve güzellikte
olmalidir. Bu gerçeklestigi takdirde “merdiyye” sifati Allah'a
râci olmasina ragmen, kulun bunu temine medar olan amelleri
bereketiyle bu makam kula da izafe edilmistir. Buna göre râdiye,
Allah'tan razi olanlarin; merdiyye ise Allah'in da kendisinden
razi oldugu kimselerin makamidir.
Cenab-i Hakk'in bizzat razi ve hosnut oldugu
bir nefs olan merdiyyede kötü huylar yok olmus, güzel huylar ve
ahlâkî meziyetler inkisaf etmistir.
Öyle ki; Yaratan'dan ötürü yaratilanlara
sefkat, merhamet, sevgi, cömertlik, affedicilik ve hassasiyet
onda bir lezzet halindedir. Bu mertebedeki bir mümin, nefsini en
güzel bir sekilde muhasebe ve murakabe eder. Her nefeste varlik
ve benlik keyfiyetlerini gözeterek seytani hilelere karsi bos
bulunmaktan sakinir.
Yine bu mertebede kul, her halükârda ve bütün
mevcudiyetiyle Hakk'a teslim olmustur. Allah'tan gelen kahir
veya lütuf tecellilerinin her ikisine de gösterdigi riza
bereketiyle ebediyet âlemine göçerken, ilâhi riza ile
müjdelenerek kendisine cennet hil'ati giydirilmistir.
Yukarida da zikredilen:
“Sen O'ndan, O da senden razi olarak
dön Rabbine!” (Fecr/28) ayetindeki “ Rabbin de
senden razi olarak” hükmü, bu hâli ifade etmektedir.
Ayrica Beyyine Suresi'nin 8. ayetindeki
“... Allah onlardan hosnut olmus,
onlar da Allah'tan hosnut olmuslardir...” beyani da bu
hakikatin diger bir ifadesidir.
Bu hâl ve hakikatlere nail olan bir kul,
artik hâdisati “hakke'l-yakin” mertebesinden seyretmektedir.
Allah'in izniyle bazi gaybi sirlara vâkif olabilir.
Yani nefs-i râdiye makaminda müsahede ettigi
kemâlat tecellilerini, simdi bizzat nefsinde tatmakta ve o
hâllerle hallenmektedir. Sabir, tevekkül, teslimiyet ve riza
gibi hasletler, onun davranislarinin hâkim vasfi durumundadir.
Salik bu makamda Cenabi Hak ile keyfiyetsiz
müsahede ve mükâleme eder. Bundan sonra dervise “ Ya
Kayyum ” ismi telkin olunur. Bununda kelime-i tevhide
verecegi mana “Öyle ise bil ki, Allah-u Teâlâ'dan gayri
hiçbir ma'bud yoktur.” (Muhammed /19) olur.
Halleri, seriata uymak ve geregini yerine
getirmek ve bütün davranislarinda Peygamber Efendimize uymak
olur ki:
“Allah-u Teâlâ'nin ahlaki ile
ahlaklaniniz.
Allah-u Teâlâ'nin sifati ile
sifatlaniniz”
Hadisi Serifi sirrinca Rasulullah
Efendimizin(sav) sünnetlerini icra ile ve Efendimizin ahlaki ile
ahlaklanir. Kendileri daima Allah'in huzurunda olurlar. Bu
makamda olanlar Allah'in hizmeti ile memurdurlar. Irsat veya
memleketler tasarrufunda olur. Ehlullahin erginlerinin hepsi
nefsi merdiye'de olurlar. Bu makam, makami vahdettir. Herkes bu
makama varamaz. “Ölmeden önce ölünüz” sirrina mahzar olmuslardir.
Allah (cc) bu kimseye tayin olunan kiramen
kâtibin meleklerinin ellerinden o zatin amel defterini alir,
gelmis geçmis, büyük küçük, en ufak hataya varincaya kadar bütün
kusurlarini affeder ve masumiyet hilatini giydirerek kiramen
kâtibin melekelerine buyurur ki: Ey meleklerim bunca zamandir
sizleri bu kulumun hizmetlerine vekil tayin etmistim. Simdi ben
bu kulumdan raziyim. Sizler de razi misiniz? Onlar da sahitlik
eder ve: “Ya Rab bizler bu kuluna hizmet edeliden beri zerre
kadar rizana aykiri bir halde bulunmadi” derler. Allah bundan
sonra söyle buyurur. “Ey meleklerim ben de sizi bu görevden azât
ettim ve bu kulumdan razi oldum” buyurur.
NEFSI SAFIYE
Nefs-i Safiye tezkiye neticesinde arinmis,
saf, berrak, ulvî ve olgun nefstir. Bütün marifet sirlarinin
tahsil edildigi ve ancak Cenâb-i Hak tarafindan vehbî olarak
lütfedilen bir makamdir; Hak vergisidir, sirf çalismakla elde
edilmez. Kader sirrina mebni, ilâhî bir ihsandir.
Nefs-i Safiyyeye erisenlere umumiyetle irsad
hizmeti tevdi edildiginden bu makama ayni zamanda “irsad makami”
da denilir. Cenab-i Hak, bu makamdakilerin hâl ve
davranislarindaki mükemmellikle, insanlari gafletten ikaz edici
bir tesir halk eder. Böyle zâtlar, bir Fâsik ile görüsseler, o
fâsigin hâlini anlar, kalbî hastaliklarinin ilâcini, hâl
lisaniyla kendilerine bildirirler. Fâsik, eger kalbi
mühürlenmemisse insafa gelir ve pismanlikla gafletten uyanir.
Üstadimiz Nefsi Safiye Makami için söyle
buyurdular;
Nefsin yedinci mertebesidir. Diger bütün
mertebeleri kapsar. Safa makamidir. Kisi bu makama geldiginde
mana âleminde, önce derisini yüzerler, etlerini keserler ve
parçalarlar. Kemiklerini kendisi görür. Ondan sonra, onlari
kiyma makinesine verirler, kiyma makinesinde çektikten sonra
firina götürürler ve pisirirler, onu alip cehennem atesi ile
sicak kavururlar. Et, simsiyah olur, o eti getirirler her
tarafini silindir ile ezerler. Gayet toz haline getirip, bunu
alir götürürler ve Allah-u Teâlâ Hazretlerine arz ederler. Iste
bu, senin için yok olacak kül, o külü 18 bin âlemin her tarafina
savururlar. O her tarafta kendi zâtini görür, her tarafta yok
olur. Fenafillâh olur, Cenabi Zül Celal Hz.lerinin zâtinda degil
sifatlarinda fani olur, Yedi nur berzahini asar, Sekiz kat
cenneti geçer fani olur, Yokluk oldugundan dolayi vekil oluyor,
digerleri ise ham oluyor.
Bir insaninda Mürsid-i Kamil olmasi için
diger bir sartta Rasulullah efendimizin bizzat görev vermesidir.
Böyle olunca varisi nebi olduklarindan sekline ve suretine
seytan giremez. Müridine son nefeste bizzat yetisir, kefil olur.
Safiye ehli olanlar gönüllerine ilham edilen her manayi
Allah'tan bilir ve ortaya çikan her hali Kur-an'in özündendir
diyerek kabul ederler. Hatta kendilerini yok addederek gönül
hanesinden bir adim disari çikmazlar. Sufiler hiçbir engel
tanimayan miraci manevinin zuhur ettigi bu mertebeyi “hal, kal
ile bilenmez” diyerek ehlinin anlayislarina havale ederler.
|