MEVLANA CELALEDDIN-I RUMI
MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİNİN HAYATI
Hz. MUHAMMED
ŞEMS-İ TEBRİZİ
MEVLANA HAZRETLERİNİN ŞEMS-İ
TEBRİZİ İLE İLK KARŞILAŞMASI
ŞEMS HAZRETLERİ VAZİFESİNİ
YERİNE GETİRMEK ÜZERE YOLLARA DÜŞÜYOR
HAZRETİ ŞEMS
SEMA
MESNEVİ MANEVİNİN YAZILIŞI
MEVLANA HAZRETLERİNİN GÜZEL
SÖZLERİ
HZ.MEVLANA'NIN KERAMETLERİ
MEVLANA HAZRETLERİNİN ESERLERİ
HAZRET-İ MEVLANA'NIN BAKİ
ALEME GÖÇÜSÜ
HAZRET-I MEVLANA'YA YEŞİL
KUBBE
HZ. MEVLANA'YA TÜRBE VE
SANDUKA
MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİNİN HAYATİ
“Biz gidince, arama
türbemizi baska yerde,
Ehli dil sinelerinde yeri var kabrimizin.”
(Hazreti Mevlana Muhammed Celaleddin-i Rumi)
Islam Tasavvuf tarihinin
müstesna bir ferdi, Hazreti Mevlana Celaleddin-i Rumi, hazretlerinin
dogumu, yedinci hicret asrinda Rebiu'l-evvel ayinin 3. günü ki, bu tarih
miladi olarak 27 eylül 1207 yilina rastlar.
Asil adi Muhammed olup,
lakabi Celaleddin'dir. Belh sehrinde dogdugundan dolayi oraya nisbetle
Belhi, ömrünün büyük bir kismini Anadolu'da geçirdigi için, ayni zamanda
kendisine Anadolu'lu anlamina gelen ‘Rumi' lakabi verilmis ve bununla meshur olmustur.
Bu büyük insana,
Hüdavendigar (hükümdar), Hünkar (padisah), Sultanü'l-asikin (asiklarin sultani),
Sultanü'l-mahbubin (muhabbet edenlerin sultani), Mollayi Rum (rum diyarinin alimi), yahut Pir-i Rumi
(rum diyarinin öncüsü) gibi sifatlar da verilmistir. Mevlana lakabini kendisine ilk defa veren, Seyh Sadreddin-i Konevi hazretleridir.
Yine Mevlana hazretlerine
Sultan ünvani Konya'da bulunan Selçuk Sultani Alaeddin Keykubat tarafindan
verilmistir. Öyleki: “Sultan ben degilim, sensin”
diye hitab ederdi. Babasinin yüce iltifatlari sebebi ile de; Hüdavendigar
diye vasiflanmistir. Muhterem babasi, ‘Sultanü'l-Ulema' ünvani
ile taninan, Hüseyin Hatibi'nin oglu Muhammed Bahauddin Veled'dir.
Kendisine Sultanü'l-Ulema ünvaninin verilmesi manevi bir isaretle olmustur
ki; Belh sehrinin önde gelen üçyüz tane alimi rüyalarinda Resulullah
(sav)'i görürler ve:
“Bu günden
itibaren Baha Veled'e, ‘Sultanü'l-Ulema' deyiniz”
talimatini alirlar. Ertesi gün sabah namazinda O'nun medresesine giderler
ve rüyada bildirileni bizzat orada hazir bulunanlara söyler ve oradakiler:
“Allah ve Resulü sahittir ve bizler de sahidiz ki, sen bundan böyle
‘Sultanü'l-Ulema'sin” dediler.
Bahaeddin Veled
hazretlerinin, soy kütügü Hazreti Ebu Bekir (ra)'a dayanmaktadir. Serefli
neseb silsilesi su halka ile Hazreti Ebu Bekir (ra)'e ulasir: Mevlananin
babasi Sultanül Ulema Muhammed Bahaeddin Veled, o'nun babasi; Hüseyin
Hatibi, o'nun babasi Ahmed Hatibi, o'nun babasi Mahmud, o'nun babasi (Mevlüt)
Mevdud, o'nun babasi Müseyyeb, o'nun babasi Mudahhar, o'nun babasi Hammad,
o'nun babasi Abdurrahman, O'nun babasi Hazreti Ebu Bekir Siddik (r.a)'dir.
Bu hesaba göre Mevlana Hazretleri, Hazreti Ebu Bekir Siddik (r.a)'in on
birinci torunudur.
Hazreti Siddik-i Ekber
neslinden gelen Mevlana'nin anne tarafindan da soyu, on dördüncü göbekte
Hazreti Muhammed Mustafa (sav)'in torunu Hazreti Hüseyin (ra)'e
uzanmaktadir. Söyleki; Ecdadindan Ahmed-ül Hatibi Semsül Eimme Ahmet'i
Serahsinin kizi Firdevs hatunu almis Mevlananin ceddi (dedesi) Hüseyin el
Hatibi ondan dogmustur. Semsül Eimme ise sülalei Nebeviyye den
(peygamber sülalesinden) idi. Yine ecdadindan meshur Ibrahim
Edhem'in atasi Mevlana Hüseyin Hatibi de Harzem Sahi Alaeddin'in kizini
almis olduklari için, o nesebi kerime (o büyük soy) tertemiz devam edip gelen bir asaletde karismistir.
Hz. MUHAMMED ŞEMS-İ TEBRİZİ
Başa Dön
Sems'i Tebrizi diye
taninan bu büyük evliyanin gerçek adi ve künyesi ‘Melik Dad oglu Ali oglu
Muhammed Semseddin' dir.Yüksek kabiliyetlerle mücehhez hakikat ve mana
erenlerinden ve evladu rasulden olup seyyitlerdendir. Hicretin altinci
yüzyilinda Tebriz'de M.1153 tarihinde dogmustur. Henüz çocukluk yaslarinda
iken bile yasitlarindan çok farkli bir anlayis düsünüs ve yasayisa sahip
bulunan Sems o günlerini söyle anlatir;
“Henüz ergenlik çagina
girmemistim. Ask deryasina daldim mi, 40-45 gün hiçbir sey yemezdim;
istekten kesilirdim. Günlerce açliga, susuzluga katlanirdim. Bir gün babam
bana çikisti:
“Oglum dedi, ben senin bu
halinden bir sey anlamiyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranislar
seni felakete götürecek.”
Ben ona su cevabi verdim:
- Baba! Seninle benim
babalik ve evlatlik iliskilerimiz neye benzer bilir misin? Bir tavugun
altina tavuk yumurtalariyla karisik bir de kaz yumurtasi koymuslar. Vakti
gelipte civcivler çiktigi zaman bunlar hep birlikte analarinin arkasina
düser giderler, yolda bir göl kenarina rastlarlar. Kaz yumurtasindan çikan
civciv hemen kendini suya atar; bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum
bogulacak der; çirpinmaya baslar.Halbuki kaz yavrusu nese içinde suda
yüzmektedir.
- Iste seninle benim
aramdaki fark da böyledir.
Sems'i Tebrizi hazretleri
ilk nasibini Kadiri tarikati üstadi olan Seyh Ebu Bekir Sillaf (sepetçi
Ebu Bekir) adindaki bir Mürsid'i Kamilden almistir.
Aradigini, özledigini
onda bulmustur.Uzun yillar bu mübarek zatin hizmetinde bulunarak manevi
olarak hayli yol almistir. Bu mübarek zatin vefatindan sonra yine kadiri
üstadi Baba Hacendi Hazretlerine intisap etmis ve seyri sülükünü burada
tamamlamistir.
Üstad Semseddin Tebrizi
Hazretlerinin tavir ve hareketleri onun hiç kimseye ihtiyaci olmadigini
gösterirdi. Maddi menfaat için hiç kimseye tenezzül etmez, hiç kimseye
boyun egmez, çok vakarli ve oldukca heybetli bir kisi idi. Apacik
kerametleri olan ve olgunluklari herkesce bilinen bu aziz ve muhterem zat
çok hassas idi. Istidat sahibi olan ve kabiliyetli kimseleri irsat etmeye
ehil bir zat idi. Mübarek zatin pek çok kerametleri vardi.
MEVLANA HAZRETLERİNİN ŞEMS-İ TEBRİZİ ILE ILK KARŞILAŞMASI
Başa Dön
Mevlana hazretleri
Sam'da iken bir gün pazar yerine girmis, dalgin dalgin dolasirken,
kalabalik insan toplulugu arasinda acaip kilikli bir kimse kolundan tutup
yanina çekerek:
“Ey dünya sarrafi beni
anla...” der ve kaybolur.
Mevlana hazretleri
irkilerek bakakalir. Tanimadigi bu meçhul adam kimdir? “Bu meçhul insan en
büyük Mürsid-i Semseddin Tebrizidir”. Bir zaman gelecek, bambaska bir ufka
pencere açarak Mevlana'yi asil maksadina ulastiracaktir.
ŞEMS HAZRETLERİ VAZİFESİNİ YERİNE GETİRMEK ÜZERE YOLLARA DÜŞÜYOR
Başa Dön
Sems-i Tebriz'i
Hazretleri almis oldugu manevi görev ile basini adamis oldugu müridi
Mevlana Hz.ni irsat etmek üzere Iran'in Tebriz beldesinden ayrilarak önce
Mekke sonra Sam ve uzun bir yolculuktan sonra 29 Kasim 1161 tarihinde
Konya'ya gelmistir. Konya'da seker furus hanina yerlesmis ve istirahate
çekilmisti.
Sems Hz.leri ertesi gün yabancisi oldugu
Konya'nin çarsisinda dolasmaya çikar. Ayni günün ögleden sonrasi (simdiki Mevlana Caddesi)
üzerinde yürür iken, etrafinda talebeleri bulunan ve bir katira binmis, her
haliyle müderris oldugu anlasilan, herkes tarafindan hürmet ve saygiyla
tazim edilen, gayet heybetli, nurani ve güzel yüzlü bir zat'in geldigini
görür. Sems-i Tebriz'i Hazretleri, Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin alnindaki
velayet nurunu görünce, nuru muhabbetle bilir ki, gayb aleminde isaret
olunan zat budur.
Bu arada katiri ile Sems
Hazretlerine dogru yaklasan Hz. Mevlana'nin, Sems Hazretleri nazar-i
dikkatini çekti. Söyleki:
Sems hazretlerinin
basinda hiç bir külaha benzemeyen bir baslik vardi ve oldukça cazip idi.Sirtinda
siyah bir cübbe bulunuyordu. Yüzü ayin ondördü gibi gayet nurani idi.
Seyyah kiyafetli bu sahsi gören Mevlana hazretleri, katirinin basini
çekip, bu oturmakta olan esrarengiz adamin yüzüne doya doya bakmak istemis
ise de kendinde utanmak, sikilmak hasil oldugundan o göz kamastirici olan
nurani yüze bakamayip sadece selam verip geçer ve kendi kendine:
- “Ben
hiç böyle kiyafetli, böyle nurani ve bu sekilde kisveli dervis görmedim,”
derken Semseddin Tebriz-i selami alip hemen ayaga kalkarak arkasindan
yetisti ve katirin yularindan tutup durdurunca Mevlana Hazretleri yüzüne
bakip:
- “Ne istersin?” diye sorar. Sems-i Tebriz-i Hazretleri cevap verip:
- “Size bir sualim var!” der. Hz. Mevlana:
- “Yol üzerinde sual
olmaz, eger sualini soracak isen medreseye gel der.”
Sems Hazretleri de:
- “Bu sualim çok önemli”
diyerek, katirin dizginine eliyle siki siki yapisir. Israrla sormak
isteyince talebeler, Sems Hazretlerine müdahale ederler. Mevlana
Hazretlerinin katiri da, gelen talebelere, basi ve kuyrugu ile karsi
koyup, çifte atarak onlari Hz. Sems'e yaklastirmaz ve etrafinda dönmeye
baslar. Bu hali gören Mevlana Hazretleri, hayvanin da ona itaat ettigini
görünce, feraset nuruyla bu zatin, Allah-ü Teala'nin bir evliyasi oldugunu
anlar. Talebelerine ise durmalarini söyleyerek, Sems Hazretlerine de
suâlini sormasini istedi.
- “Ey
Müslümanlarin imami! Bir müskilim var?.. Hazreti Muhammed mi (s.a.v) büyük , Bayezid'i Bestami mi?” Mevlana, bu vak'ayi (olayi) anlatirken:
- “Bu sorunun
heybetinden, sanki yedi kat gök biri birinden ayrilip yere yikildi ve
içimden çikan büyük bir ates kafatasimin içini kapladi. Oradan bir dumanin
çikip, Ars'in altina kadar yükseldigini gördüm” buyurur. Mevlana hemen
kendisini toparliyarak:
- “Bu nasil sual böyle?
Elbette Allah'in elçisi Hazreti Muhammed (s.a.v), bütün yaratiklarin en
büyügüdür. Burada Bayezid'in sözü mü olur?” dedi ve Fahri Alem Efendimizin
(s.a.v) faziletine dair bir çok ayetler okuyarak, Bayezid-i Bestami'nin
ise, O'nun Ümmetinin ferdlerinden bir kimse oldugunu izah etti. Bunun
üzerine Hz. Sems:
- “ O halde, bu ne
demektir? Peygamber bu kadar büyüklügü ile : ‘Sübhaneke ma
arafnake hakka marifetike' “Ya Rabbi! Seni tenzih ederim, biz seni layik oldugun vechile (sekilde) bilemedik” buyurdu. Halbuki Bayezid:
- ‘Sübhani ma
a'zame sani' “Ben kendimi tenzih ederim, benim sanim çok yücedir” ve yine: ‘cesedimin her zerresinde Allah'dan baska varlik yok..' demekte” dedi. Mevlana Hazretleri:
- “Hazreti Muhammed
(s.a.v), müthis bir manevi suya doy-mazlik hastaligina tutulmus, susuzluk
içinde susuzluktan içi yaniyor ve O'nun mübarek gögsü: “Biz senin
gögsünü açmadik mi?” Serhiyle kalbi genisledi, bunun içinde
susuzluktan dem vurdu. O her gün sayisiz makamlar geçiyor. Her makami
geçtikçe, evvelki bilgi ve makamina istigfar ediyor, daha çok yakinlik
istiyordu. Bayezid ise, bir yudumla susuzlugu dindi ve suya kandigindan
dem vurdu. Onun idrak testisi, o kadar suyla doldu. O nur da, onun evinin
penceresinin büyüklügü nisbetinde içeri girdi ve nurla dolmus gördü.. ve
daha çok bakmadi. Vardigi ilk makamin sarhosluguna kapilarak kendisinden
geçti ve o makamda kaldi; bu sözü söyledi.” Bunun üzerine Sems-i Tebriz'i
bir feryadla: “ALLAH”(c.c) deyip bayildi.
Mevlana Hazretleri hemen
katirdan inerek yanindaki adamlariyla Sems-i tutup kaldirdi ve O'nu, kendi
medresesine götürdüler. Sems, orada kendine gelince Mevlana ile öyle bir
kucaklastilar ki, sanki iki umman (deniz) biri birine kavusmus,
yillarca biri birine hasret olan iki sevgili birlesmislerdi. Çünkü onlar
ruhlar aleminde tanismis ve ülfet etmislerdi. Bu aleme gelince de oradaki
birlikteliklerini devam ettirmeye basladilar. Fakat Mevlana'nin
etrafindaki talebe ve yakinlari ise, bu hale hayretle baka kalmislardi.
Yillardir birbirine hasret olan iki asik, Mevlana'nin medresesinde mana
alemi ile sirlanmis, bir hücreye girerek, aylarca sürecek sohbetlerine
baslamislardi.
Sems Hazretleri Allah'in
(cc) esmasinin sirlarini ögretmeye baslamisti. Mevlana ve Sems Hazretleri,
birbirlerine kavusmalarinin ask ve sevki içerisinde halvethane'ye girerek,
yeme ve içmeyi terk edip, ihtiyaç dahi gidermeden, Allah'in (cc) esma ve
zikirleriyle tefekkür ederek, manen doyulmaz feyz ve nur deryalarina
dalmislardir. Allah Teala Hazretlerinin ihsani ve keremiyle bu mübarek iki
zat'i manen (insanoglunun aklina bile gelmeyecek çesitli cennet
nimetleriyle) doyurup, rahmetine gark eylemistir. Mevlana Hazretleri
böylece seyr-u sülukuna baslayip, kamil bir Mürsid olmaya ilk adimi atmis
oldu.
SEMA
Başa Dön
Ne günesin aya
yetisip çatmasi mümkün olur ne de gece gündüzü geçer. Hepsi (günes, ay ve
yildizlar ayri ayri) bir felekte (kürede) dönerler. Devirlerini
tamamlarlar. (S:Yasin A: 40)
Kainatta hiçbir varlik
yoktur ki belli bir ahenk içersinde dönmesin. Bu varliklar arasindaki
ortak özellik, her birinin bünyesini teskil eden atomdaki ; elektron ,
proton ve nötronlarin dahi dönüyor olmasidir. Hz. Mevlana “ Eger
bir atomu, kesersen, ortasindan bir günes ve günes etrafinda da durmadan
dönen gezegenler görürsün. ”der. Müsterek olan bu benzerlik
dolayisiyla Allah'in yaratmis oldugu alemlerin döndügü gibi, maddenin
temel tasi olan atomun dönmesi, insan vücudundaki kanin devri alem etmesi,
dünyanin dönmesi bu varliklara hayat verir. Eger bu hareket olmasaydi,
varliklar hayat bulamazdi. Hz Mevlana “ Gercek varliginizin
çevresinde dönün ” sözüyle bunu en güzel biçimde özetler.
Bu ortak özelligin yani
sira insani diger varliklardan farkli ve üstün kilan, sadece insana
bahsedilmis olan akildir. Iste asiklar gönüllerindeki askla, akli
birlestirerek semanin sirrina vakif olurlar.
Yüce yaratanin varligina,
birligine, büyüklügüne, azametine sahadet ve hamd edercesine en ufak
hücreden, gökteki yildizlara kadar. kainattaki canli ve cansiz tüm
varliklar bu semaya istirak ederler. Sanki “Göklerde ve yerde ne
varsa Allah'i zikreder” (tegabun 64/1) Ayetini teyit edercesine…
Sema hak asiginin Allah'a
karsi duydugu sevgiyi, heyecani hareket halinde dönerek ifade etmesidir.
Mevlana Celaleddin Rumi(k.s) hazretleri Mesnevi serifinde söyle ifade
eder.
“…Kendi evine geldin a
ask! Gir içeriye hos geldin, safalar getirdin; gönlün kapisindan gir de,
canin tapisina dek yürü!
Bedenimin her zerresi,
günesine âsik; dikkat et de bak, zerrelerin günesle uzun bir isi var.
Pencerenin önünde ki
zerrelere bak, havada ne de güzel oynuyorlar; kimin kiblesi günes olursa,
namazi böyle olur onun.
Su zerreler, günesin
isiginda sufiler gibi sema edip dururlar; fakat hangi
nagmeyle, hangi vurusla; ne biçim bir sazla sema ederler, kimsecikler bilmez!
Her gönülde bir baska
nagme, bir baska vurus; oynayan meydandadir da, çalgicilar sir gibi gizli.
Hepsinden üstün, bizim iç sema
'miz; bütün zerrelerimiz, yüz çesit nazla O'nun isigimda oynayip durmada…”
Abdullah Baba (KS)
Hazretleri bizzat zakirlik döneminde zikrullah yapilirken “Hay”
esmasinda, halakanin ortasina çikar ask ve vecd ile sema ederdi.
Abdullah Baba(KS)Hz.leri
sema hakkinda ki görüslerini söyle ifade ettiler:
Sema bir ibadet degil;
ask ile vecd halinin bir tezahürüdür. Nasil ki degirmen olugundan gelen su
degirmen tasini ihtiyarsiz döndürür ise varidati ilahiye de asiklarin ve
taliplerin gönlüne dökülünce, ihtiyarsiz bu kalibi döndürür.Zikrullah
içerisinde sema ise Lafza-i Celal ve Hay esmasi okunurken yapilir.
Rasulullah (AS) Efendimizin sahabeleri ve evliyaullahta sema etmislerdir.
Imam Ahmed bin Hambel (ra) Hz. Ali Kerremallahu vechehu (ra) efendimizden rivayet etmistir:
Hz. Ali (r.a.) buyurmuslardir ki:
- Bir gün, Cafer ve Zeyd
(r.a) ile huzur-u Resulullaha vardim. Aleyhisselat-ü Vesselam efendimiz,
Zeyd'e:
- Sen benim kölemsin!
buyurdu.
Zeyd (r.a), sevinç ve
memnuniyetinden hemen sema' ya basladi.
Sonra Cafer'e:
- Sen de, surette ve ahlakta bana benzersin! buyurunca, O'da semaya basladi. Sonra bana hitap buyurdu:
- Sen de bendensin.
Ahmed Bin Hanbel bu
hadisi serifi böylece belirttikten sonra buyurmuslardir ki:
- Bu hadisi serif
gösteriyor ki, kisi batinina yetistigi zaman sema etse caizdir. Ancak, Hz.
Ali Kerremallahu Vechehu ile Zeyd ve Cafer ridvanullahi aleyhim ecma'iynin
semalari; vecd degil belki tevacüd idi. Zira, Fahri Alem (sav) efendimizin
iltifatlarindan ötürü sevklenerek sema etmislerdir. Hepsininde akillari
baslarinda yani ihtiyarlari dahilinde idi.
Bundan da anlasiliyor ki, kisinin kalbine Hak Teala tarafindan bir sevk gelse, vecd olmaksizin sema etmesi, akli basinda olsa dahi caizdir.
Peygamber (s.a.v)
Efendimiz Mekke'de ki zalimlerin zulmünden Medine'ye hicret ederken yol
arkadasi Hz.Ebu Bekir (r.a) Hz. ile Sevr magarasina girdiler. Ebu Bekir
(r.a) kendilerini arayan müsriklerin Peygamber Efendimize zarar
vereceginden korkmaya basladi.
Rasulullah (s.a.v) Hazretleri;
“Ya Eba Bekir, korkma Allah (c.c) Muin' imizdir. Allah Habir' dir (haberdardir), Allah Semig' dir (isiticidir), Basir
'dir (görücüdür) O bizimle beraberdir. Dilini damagina yapistir, Tevhid'e
devam et diye zikr-i telkin etmislerdir. Böylece Hz. Ebu Bekir Siddik
(r.a) Hz'leri Allah'a giden yolda seyr-i sülukuna bu magarada basladi.
Hz Ebu Bekir'in, müslüman
oldugu zaman kirk bin dirhemi vardi.
Müsriklerin, iskence
altinda kivrandirdiklari müslüman köleleri, onlardan satin alip azad etmek
ve müslümanlari güçlendirmek için, bu servetini harcamakdan geri durmadi.
Medineye hicret edecegi zaman, ancak bes bin veya alti bin dirhemi
kalmisti. Oglu Abdullah'i gönderip onlari da alip Sevr magarasina getirdi
ve yaninda Medine'ye götürdü. Orada da Mekke'de yaptigi gibi yapti.
Develeri, cariyeleri, köleleri teneke ile altin ve gümüsü Allah yolunda
tasadduk etti. Ashab-i Suffe için Beytül-mal için mallarini tasadduk etti.
Nefsi mutmain makamina gelmisti ki; Cenab-i Allah:
- Ey Cibril!
Habibime selam söyle kulum Ebubekir'den razi oldum. O da benden razi oldu
mu? Cibril aleyhisselam;
- Ya Rabbi Ebu Bekir riza
makamina nasil eristi? Diye sordu. Allah'i Zülcelal Hazretleri:
- Ey Cibril gitde imtihan et, dedi.
Cibril'i Emin ben-i Adem suretine girip Ebu Bekir Siddik (r.a.)'a geldi.
- Allah rizasi için
giyecek cübbem yok. Ne olur bana yardim et, dedi. Ebu Bekir efendimiz:
Hemen cübbesini çikardi
Cibril'i Emin'e verdi. Oradan ayrildi evine gitti. Bir müddet sonra kapi
çalindi kapiyi açti yine Ben-i Adem suretinde Cibril'i Emin geldi ve söyle
dedi:
- Giyecek gömlegim yok,
Allah'in Resulü Muhammed Mustafa (s.a.v) hakki için bana bir gömlek ver,
deyince Ebu Bekir Siddik (r.a) efendimiz üzerindeki kalan tek gömlegi de
verdi ve sadece alt donu ile üstü çiril çiplak kalmisti.
Allah'in Rasulüne asik
her ani onunla beraber olan Hz. Ebu Bekir (r.a) çiplak oldugu için edeb
etti, haya etti, Rasulullah efendimizin yanina varamadi hatta mescide dahi
gidemedi. Hz. Peygamberin gülü Hz. Fatima (r.a) annemiz Ebu Bekir Siddik
(r.a) efendimizin evinin önünden geçerken pencereden omuzlarinin çiplak
oldugunu gördü. Rasulullah (s.a.v) efendimizin haneyi saadetlerine gitti.
O'na;
- Ya Resulallah! Ebu Bekir Siddik (r.a) Hz.'leri geldi mi?, diye sordu.
Rasulullah Efendimiz (s.a.v) :
- Hayir kizim, mescide de iki vakittir gelmiyor dedi.
Hz. Fatima (r.a) validemiz :
- “Ya Rasulallah! Ben
biraz önce Ebu Bekir'in omuzlarinin çiplak oldugunu gördüm. Her halde
giyecek bir seyi yok. Müsaade ederseniz evdeki kilimden bir parça götürüp
kendisine vereyim.” dedi.
Evdeki kilimin yarisini
kesti götürerek Hz. Ebu Bekir'in penceresinden içeri atti. Ebu Bekir (r.a)
efendimiz kilimi iki parça yapip ortasini deldi, bogazindan geçirdi.
Sagindan ve solundan hurma lifleri ile ördü. Asik oldugu Hz.Muhammed
Mustafa'ya (s.a.v) üzerine geçirmis oldugu kilim parçasiyla gitti. Edeb
ediyor, kapiyi çalamiyor, aglamaya basliyor. Iste bu sirada Cebrail
aleyhisselam!
- Ya Muhammed! (s.a.v)
Allah'in selami var. Senin ümmetin-den bir kisi Allah'in riza makamina
yükseldi. Allah ondan razi oldu. Bu hali ile o kulda Allah'dan razi mi? O
kul su anda kapiya geldi, hayasindan, edebinden içeriye giremiyor deyince,
Rasulullah (s.a.v) kapiyi açtiklarinda Ebu Bekir Siddik (r.a)'i karsisinda
görünce;
- Hos geldin Ya Eba Bekir, dedi.
Cibril'i Emin;
- Ya Rasulallah! Ebu
Bekir'e “Sen küfür halinde iken malin servetin vardi, iman ettin. Simdi
bir kilim parçasina büründün. Bu halde iken Allah'dan razi misin? Hosnut
musun? Yoksa degil misin? diye sor buyurdu.
Rasulullah Efendimiz (sav) Ebu Bekir Siddik Hz.lerine sordu.
Bunun üzerine Ebu Bekir
(r.a) efendimiz aglayarak:
- Ben Rabbimden de,
Muhammed Mustafa'dan da raziyim. Onlar benden razi mi? Vücudum lime lime,
parça parça olsa da ben onlardan yine raziyim, dedi.
Rasulullah (s.a.v) :
- Allah'da senden razi Ya Eba Bekir deyince;
Ebu Bekir Efendimiz;
Allah dedi ve basladi sema etmeye, peygamberimizin etrafinda yedi defa
döndü ve peygamber efendimiz Kelime-i Sehadet getirerek onu durdurdu.
Semanin yalniz Hz.Mevlana'ya
ve Mevlevilere ait olmadigi Rasulullah (SAV) ve ashabinin dönemimde de ve
ondan sonra gelen kibari evliyada yapmistir.
Imam Gazali Hazretleri:
“Hakk'in likasina
müstehak olan Allah'i seven asik nereye bakarsa orada Hakk'in kudret ve
güzelligini görür. Kulagina hos gelen her seste de Hakk'in lütfunu,
ihsanini bulur. Bu sebepler ki, sema Hak asiginin sevkini, heyacanini,
askini artirir, kalbini tututsturur. (Hüccet-üs Sema.S:26).
Seyh Cafer isminde ki bir zat diyor ki;
Biz Cüneyd-i Bagdadi ile
hacca gidiyorduk. Yolda Tur Dagina çiktik. Hz Musa'nin oturdugu yerde
oturduk. O mübarek yerin Tur daginin tesiri altinda kaldik. Orada bizim
ile beraber daga çikan güzel sesli bir kisi de vardi. Hz Cüneyd o kisiye
beyit okumasi için isaret etti. Öyle dokunakli bir beyit okudu ki, Cüneyd
onu istince öyle bir vecde geldi ve semaya basladi. Biz de onun gibi vecde
geldik, semaya basladik. O hale geldik ki, yerde miyiz, gökte miyiz,
bilemedik. O civarda bir Kilise vardi, orada bir Rahip bulunuyordu. Rahip
kiliseden çikti ve bize seslendi.
Biz cevap vermedik. O tekrar;
Ey Müslümanlar, bana
cevap verin”, diye tekrar bagirdi.
Biz öyle kendimizden
geçmis bir halde idik ki, hiç birimiz ona cevap veremedik. Rahip
dayanamadi;
“Allah askina cevap
verin, neden sesiniz çikmiyor?, diye bagirdi.
Yine bizden cevap veren olmadi.
Bir müddet sonra
kendimize geldik. Cüneyd'e, Rahibin bize seslendigini, Allah askina cevap
verin, dedigi halde cevap vermedigimizi söyledik.
Bunun üzerine Cüneyd;
Rahibi bana getiriniz,
diye ricada bulundu. Rahibi çagirdik. Geldi, bize selam verdi.
“Seyhiniz kimdir”?, diye sordu.
Cüneyd'i gösterdiler.
Bunun üzerine Rahip,
Cüneyd'e hitaben;
Bu yaptiginiz hareket yani sema sizin adeniz midir?, dininizde var midir?, sizin hepiniz sema eder misiniz?, diye sordu.
Cüneyd Hazretleri söyle
cevap verdi;
Sema bizim dinimizde bir
kisim halka mahsutur. Yani bütün Müslümanlar sema etmezler. Bazilarimiz
sema eder.
Rahip;
Ne niyetle sema
edersiniz?, dedi. Allah'tan bir sey mi niyaz edersiniz?, içinizde ferahlik
duymak mi?, neselenmek için mi döner durur sunuz?,
Cüneyd Hazretleri;
Ruh aleminde ki; “Ben
sizin Rabbiniz degil miyim”, manevi hitabin zevkini bulmak için sema
ederiz, cevabini verdi.
Rahip;
Bu güzel seler nedir?,
diye sordu.
Cüneyd Hazretleri;
Bu güzel sesler, bize
ezeli nidayi hatirlatmakta, bizi kendimizden geçirmektedir. Güzel sesler
susunca bizde tekrar kendimize gelmekteyiz, diye söyledi.
Cüneyd-i Bagdadi (KS)
Aziz Hazretlerinin anlattiklari ve orada Rahibin gördügü bu hal, rahibe
dokunur, orada Müslüman olur.
Kutbul Rabbani Gavs-ül
Azam Abdulkadir Geylani Hz'leri de sema etmistir.
Abdülkadir Geylani
Hazretleri bir gün sema ederken, acaip garaip sözler söyledi. Bunu isiten
yakininda ki kisiler;
“Efendim siz sema
ederken, agzinizdan degisik sözler çikiyor”, dediler. Bunun üzerine Gavs-ül
Azam Hz'leri;
“Ben sema ederken, eger
yine o sözleri söyledigimi duyarsaniz, bana kiliçlarinizla biçaklarinizla
vurun”, dedi.
Yine bir sema sirasinda
Mübarek yine o acaip sözleri mirildanmaya baslayinca, etrafindakiler
ellerindeki biçak ve kiliçlarla O'na vurdular. Fakat ne kiliç ne de birkaç
biçak darbeleri ona en küçük bir zarar bile veremediler.
Bir gün geylani
Hazretlerinin dergahina, 3 tane alim zât geldi ve söyle dediler;
“Efendim dinimizde sema var mi, bu dogru mu?,”
Gavs-ül Azam;
“Evet Hocaefendiler sema vardir. Sema asktir ask… Siz bunun cevabini almak istiyorsaniz, halazadem Ahmed-i Rufai (KS)'e gidin”, dedi.
O üç alim zât atlarina
binip dogruca Rufai Hazretlerinin yanina gittiler. Rufai Hazretleri güzel
bahçelik bir yerde ihvanlari ile beraber sohbet ediyordu. Alim zatlar
selam verdikten sonra;
“Efendim size sema ve ask hakkinda soru sormak istiyoruz. Geylani ye sorduk size havale etti. Ask nedir?, deyince…
Ahmed-i Rufai Hz.'leri yaninda oturan dervisine;
“Haydi evladim “Huu”
esmasini okuyun”, deyip, kendisi de halakanin ortasina çikti ellerini
kaldirdi;
“ASK, ASK, ASK”, diyerek,
döne döne yükselmeye basladi. En sonunda gözden kayboldu. Bu hali gören
dervisleri aglamaya basladilar.
“Niye geldiniz?, Sizin
yüzünüzden seyhimizi kaybettik”, diye feryat ederlerken, Geylani
Hazretleri geldi. Dervislere;
“Üstadiniz nerede?, biraz
evvel sema yapiyordu”, dedi.
Onlarda halakanin
ortasini gösterdiler. Olan bitenden haberdar olan Geylani Hazretleri;
“Buraya hemen gül yagi
getirin. Bülbül güle asiktir, derviste seyhine, asik gül kokusuna
dayanamaz”, dedi.
Biraz sonra herkesin
saskin bakislari arasinda Rufai Hazretleri “Ask, ask, ask deyip sema
ederek havadan inmeye basladi. Geylani Hazretlerini görünce buynunu büktü,
sükûnet buldu.
Ve ona “Ask nedir?”, diye
soran o üç zata;
“Iste Ask budur” yanitini verdi.
Mevlana Hazretleri Sems Hazretlerinin manevi terbiyesi altinda iken nefsi mutmaine makamina geldigi vakit Sems Hazretleri gayet memnun olmus, Mevlana Hazretlerine;
“Ey Celaleddin! Günes
döner, Dünya döner, Ay döner, dost döner, diye hitap edince Mevlana
Hazretleri de sema etmistir.
Mevlana ve Sems
Hazretleri arasindaki bu essiz sevgiyi ve muhabbeti hazmedemeyen kimseler
hazirladiklari plani uygulamak için M.1255 yili Aralik ayinin soguk bir
seherinde pusuya yattilar.
Sems ve Mevlana Hz. ise
daldiklari manevi alemin sarhoslugu içerisinde iken hücrenin kapisi sert
bir sekilde çalindi bu iki dost manevi alemin sarhoslugundan kendilerine
gelerek birbirlerine baktilar disaridan bir ses Sems Hz.'lerini
çagiriyordu.Sems Hz.leri; yerinden kalkti ve Mevlana Hazretlerine mubarek
gözlerini dikmis aci aci bakiyordu;
- “Ey Celaleddin
duyuyormusun beni dönüsü olmayan bir yola davet ediyorlar.” diyerek
Mevlana Hz.ile vedalasip disari çikti. Mevlana Hz. sanki yerinde donup
kalmisti. Ancak disaridan “Allah” diye bir nara duyunca kendine gelebildi
Sems Hz.Sehitlik serbetini içmis Mevlana'nin ugrunda adadigi basini teslim
etmisti ve Allah (c.c) takdiri yerini bulmustu.Sems Hz.'nin sesini isiten
Mevlana derhal disari çikti.Disarda kimseyi göremedi ama kapinin önünde
birkaç damla kan görünce heyecanindan oldugu yere yigiliverdi.
Disaridan gelen bu
seslere Mevlana Hz.'nin yakinlari kosup geldiler yerde kendinden geçmis
olan Mevlana'yi içeri aldilar.
Sems'i Tebrizi
hazretlerine pusu kuranlar o essiz sultanin mübarek bogazini kesmislerdi
Sems Hazretlerini yarali bir halde oradan götürüp güllük denilen (su
andaki türbesinin oldugu yerde) kör bir kuyuya attilar. Bu büyük evliya o
kör kuyu içerisinde çok sevdigi Rabbine doksandört yasinda teslim oldu.
Bir müddet sonra kendine gelen Mevlana hazretleri (manen ) Sems
hazretlerinin kör bir kuyuya atildigini çevresindekilere söyledi.
Mevlana hazretlerinin
oglu Sultan Veled hazretleri müritleri toplayip, mübarek nâsini kuyudan
çikarip yikadiktan sonra cenaze namazini Mevlana hazretleri kildirmistir.
Mevlana Hz.leri Peygamber-ler öldükleri yere defn olurlar muktezasinca
onlarin varisleride öldükleri yere defn olunur dedi ve kuyunun yan
tarafindan bir merdiven boslugu açarak Sems Hz.lerini son nefesini verdigi
su andaki türbesinin bulundugu yere (kuyunun içerisine) defnedilmistir.
Mevlana'nin vefatindan sonra Sems Hazretlerinin mezari üzerine Selçuklular
zamaninda bir türbe ve ona bitisik bir mescit yapilmistir.
Sems Hazretleri Konya'ya
ilk gelisinde dört yil kalmisti.Fitne ve dedikodunun artmasindan sonra
Sam'a gidince onsekiz ay kaldi. Ikinci defa Konya'ya gelisinde de bes yil
kaldi. Sems Hazretleri Mevlana Hazretleri'nin seyri sülukunu bu kadar
zaman içerisinde tamamlatmistir.
MESNEVİ MANEVİNİN YAZILIŞI
Başa Dön
Mevlana Hz.,asil
kisilerin sultani Çelebi Hüsamettin'in cazibesi ile heyecanlar içerisinde
sema ederken otururken, ayakta, sükunet ve hareket halinde daima mesneviyi
söylemeye devam etti. Bazen öyle olurdu ki, aksamdan baslayarak gün
agarincaya kadar birbirleri arkasindan söyler, yazarlardi. Çelebi
Hüsameddin'de bunu süratle yazar ve yazdiktan sonra hepsini yüksek sesle
Mevlana'ya okurdu.Cilt tamamlaninca Çelebi Hüsameddin, beyitleri yeniden
gözden geçirerek gereken düzeltmeleri yapip tekrar okurdu.
MEVLANA HAZRETLERİNİN GÜZEL SÖZLERİ
Başa Dön
“Allah'in, seni
her an görür olmasindan korkar da, gafleti terkedersin diye, Cenab-i Hakk
kendisinin “BASIR” yani; her seyi görücü oldugunu beyan etmistir.
“Kötü sözlerden
dudagini boslayasin, sükut edesin diye, Allah'ü Teala kendisinin “SEMI”
yani; her seyi isitici oldugunu haber vermistir.
“Korkup bir fesad
düsünmeyesin diye Halik-i Zülcelal, kendisinin” ALIM” yani; her seyi
bilici oldugunu bildirmistir.”
“Asiklarin varlikla isi yoktur. Asiklarin ticareti ve kazanci sermayesizdir.”
“Ask öyle bir
alevdir ki; masuk'tan baskasini yakar yikar mahfeder.”
“Asiklarin
sevinci ve gami Allah'dir. Onlarin el emegi ve ücretleri de yine O'dur.”
“Her kimde, güzel
Allah'dan baskasina bir ask varsa; o ask, seker yemek kadar tatli bile
olsa yine can çekismektir.”
“Asikin ask
pervasi ve tahammülü olmazsa, o kanatsiz bir kus gibi kalir; vay onun
haline.”
“Asiklik derdi,
diger dertlerden ayridir. Ask, hüda'nin sirlarini belli eden bir usturlap
ve bir vasitadir.”
“Asiklik; gerek
bu bastan, gerek öbür bastan olsun, akibet bizi o tafara götürecek bir
kilavuzdur.”
HZ.MEVLANA'NIN KERAMETLERİ
Başa Dön
Selçuklu
Sultani Rükneddin'i Kurtarmasi
“ Bir gün, Mevlana
Hazretleri aniden yanimizda peyda olup (belirip):
- Acele bu evden çikin!
Çabuk olun, bu evi bosaltin! buyurdu.
Biz hemen evden çiktik.
Çikar çikmaz ev yikildi; hepimiz kurtulduk.”
Mevlana'nin bu
kerametinin bir sükranesi olarak Sultan Rükreddin, bin altini Mevlana'nin
medresesinde okuyan talebelere dagitti.
Ayni Anda, Davet Edilen Kirk Evde Bulunmasi
Bir gece Mevlana Hazretlerini, doslarindan kirk kisi ayri ayri kendi evlerine davet ettiler. O'da, ayni anda her birinin davetinde bulunup, her biriyle sohbet etti. Ertesi sabah her biri:
- Dün gece Mevlana
Hazretleri bizde idi ve sohbet etti!.. dediler.
Halbuki o gece Mevlana Hazretleri, kendi hususi odasinda idi ve ibadetle mesgul olmus idi.
MEVLANA HAZRETLERİNİN ESERLERİ
Başa Dön
MEKTUBAT, DIVAN-I KEBIR, FIHI MAFIH, MECALIS-I SABA, MESNEVI
Mevlana Hz.lerinin tavsiye ettigi bir dua:
Mevlana Hz.leri son
dönemlerinde iken, dostu Siracettin Tatari'yi yanina çagirarak, kendisine
su duayi ögretmis ve sikintili zamanlarinda okumasini tavsiye etmistir.
“ Ya Rabbi! Bana ne senin
zikrini unutturacak, sana sevkimi söndürecek, Seni tesbih ederken duydugum
lezzeti kesecek bir hastalik, ne de beni azdiracak, ser ve kötülügümü
arttiracak bir sihhat ver.
Ey merhamet edenlerin merhametlisi!
Merhametinle bu duami kabul et.
HAZRETİ MEVLANA'NIN BAKİ ALEME GÖÇÜSÜ
Başa Dön
Hazreti Mevlana bir gün
bir mecliste, ölüm ve ölüm ötesinden söz ederken:
Mü'minler ölmez, bir
evden baska bir eve göç ederler, tasinirlar!.. deyince, orada bulunan
Taceddin-i Erdebili:
Iyi de efendim, Cenab-i Hak:
“Her nefs ölümü tadacaktir!” buyuruyor. Bunu nasil tevil edeceksiniz? diye sordu.
Bu soruda az da olsa bir
itiraz kokusu vardi. Taceddin-i Erdebili'nin bu sorusuna söyle karsilik
verdi Mevlana:
Evet, fakat, Cenab-i Hak
her nefs diyor, her kalb demiyor. Sen ya kalb ol veya bir Mü'min kulun
kalbinde yer et ki, mü'minin kalbi gibi ölmeyesin. Eger kalpazanlik
edersen böyle kalbin nakdine ulasamazsin. Sen nefsin hevasina uyup
gidersen ve nefsin bir aleti olursan, her nefs ölümü tadacaktir ayeti
senin için söylenmis olur.
“Onun zatindan
özge her sey helak olacaktir” ayetinde Cenab-i Hak kendini
övmüyor. Bununla kullarina karsi kendini överek: Ben hep kalirim, sizler,
hepiniz yok olup gideceksiniz demiyor. Kendi merhametine davet ediyor.
Damlanin deryada kaybolmasi gibi siz de yok olmaktan müstesna olan zatinda
tamamiyla yok olun, diyor.
Bu menkibeden çikarilmasi
gereken netice su olsa gerektir:
Deryaya karisan damla,
zahirde (görüntüde) yok olup gitmis gibi gözükür ama, aslinda gerçekten
varliga ulasmis olur.
Kesretten vahdete
(çokluktan teklige) ulasma hali bu.
Yok olup gitme diye bir sey yok!
Hazreti Mevlana'nin bu
dünyaya veda etme belirtilerinin basladigi günlerde, esi Kira Hatun:
Hüdavendigar
Hazretlerinin dünyayi hakikat ve manalarla doldurmasi için üç yüz, dörtyüz
sene yasamasi gerekmez miydi? Diye dolup tasinca, insanligin piri Mevlana:
Sen ne diyorsun Kira
Hatun? Biz ne Firavunuz, ne de Nemrut! Zindandan adam çikarmaya geldik bu
dünyaya biz! Yoksa bu tas toprak aleminde isimiz ne bizim?
Ortada zavallilarin faydalari olmasaydi, bu tas toprak yurdunda bir an bile durmazdik ki!
Insanlara faydam dokunsun
diye kaldim bu dünya zindaninda ben!
Yoksa zindan nerdeeee,
ben nerde, kimin malini çalmisim ben? Demis.
Hazreti Mevlana'nin bu
sözlerini Yunus Emre söyle nazmetmis:
Öyle sanman siz
beni,
Kendi özümden
gelmisem!
Kendi elim ile ben,
Bu kafese girmisem!
Yunus Emre sen kande,
Kalmayasin zindanda!
Zindan kande, ben kande(kimin),
Kimi malin
çalmisam!
En az iki türlü rüsd, iki
türlü ölüm var insan hayatinda. Birinci rüsd, ergenlik çagina ererek akil
balig olmak
Ikinci rüsd, ermislik
mertebesine ererek, arif ve kamil (bilge ve olgun) olmak.
Birinci ölüm, ihtiyari (istege,
iradeye bagli) ölüm. Ölmeden önce ölme hal ve mertebesine ulasmak. Hayatin
artilari ve eksileri karsisinda ölü gibi sakin olmak. Izafi iradeyi
birakarak mutlak iradeye teslim olmak. Tepkiyle degil tecelli ile yasamak.
Ikinci rüsd makam ve
mertebelerinin zirvelerinde, ölmeden önce diriligi içinde, insani hayatin
bu yakasindan öte yakasina götüren zorunlu ölümü dügün bayram ilan eden,
“Seb-i Arus” olarak niteleyen Hazreti Mevlana, son demlerinde, tafsire
sigmayan ve benzeri çok nadir görülen bir vuslat nes'esi içinde,Hakka
yürümenin zamanini bekliyordu.
Insanlarin hayirlisi
halka faydali olan kimsedir. Sözün en hayirlisi da kisa ve öz olandir.
Ömrünü ask, muhabbet, vecd ve ibadetle geçiren asiklar sultani Mevlana
Celaleddin Rumi(k.s), (M. 1285) senesinde hastalandi. Mevlana Celaleddin
Rumi hazretleri hasta olup da ölüm dösegine yatinca yakin ve uzak bütün
civar ve etrafindan dervisleri haber alip( Manevi olarak) Mevlana Hz.lerinin
dergahina akin etmeye basladilar. O'nun bu hastaligi kirk gün kadar sürdü.
Etrafinda bir çok hekimler, tedavisi için ne kadar ugrasiyorlarsa da,
müspet bir netice almak mümkün olmuyordu:
Vefatinin yaklastigi
siralarda Selçuklu sarayindan temsilciler, hekimler (Ekmeluddin Bey hekim)
gönderilerek Mevlana Hz.lerine geçmis olsun dileklerini iletiyorlardi.Ziyaretine,
hocasi Sadreddin Konevi ve sehrin ileri gelen alimleri geldiler:
“Allah'ü Teala (cc), acil
sifalar versin. Insallah, en kisa zamanda sihhat bulursunuz! Zira siz,
alemin ruhusunuz; alem sizinle hayat bulur!” dediler.
Mevlana Hazretleri de onlara:
Allah-i severim
diyenden de sevdim diyenden de usandim. Ben dostuma gidiyorum. Sizler
niyaz ederek benim yolumu kesiyorsunuz. Üzülmeyin ben vefat edince dügün
dernek kurun, bundan sonra bugünde SEB-I ARUZ yapin buyurmuslardir.
Son günü idi; basinda,
hizmetle mesguliyetten, gece uykularini tam uyumamaktan vücudunun
yiprandigini gördügü sevgili oglu Sultan Veled'e:
“Oglum Bahaeddin! Ben bu
gün kendimi biraz iyi görüyorum. Haydi git biraz istirahat et!” dedi.
Sultan Veled, gözü ve
gönlü yasli oldugu halde, pek muhterem babasinin odasini terkederken,
Cenabi Mevlana arkasindan çok zayif bir sesle sunlari söylüyordu:
“ Sen git yastiga basini koy. Beni yalniz birak
Geceleri dönüp
dolasan, perisan haldeki bu
dertliyi terket.
Biz ve sevda dalgalari sabahlara kadar bas
Basayiz, ister gel bagisla ister git vefa et
Benden kaç ki,
sen de belaya ugramayasin.
Selamet yolunu
seç, bela yolunu birak.
Biz ve gözyaslari
hüzünler kösesinde
kivrilmisiz. (Istersen)
gözyaslarimizin üzerine
yüz degirmen kur.
Acimasiz bir sevgilimiz var, kalbi granit gibi
(Bizi) öldürür de
kimse “diyeti” hazirla diyemez
Güzeller
sultanina vefa göstermek vacip degil,
Ey sararmis asik!
Sen sabret, vefa göster
(Bu) öyle bir
dert ki, ölümden baska dermani yok.
Peki ben nasil bu derde deva yap derim.
Dün gece rüyamda
ask mahallesinde bir pir
gördüm. Bize
dogru gel diye eliyle isaret etti.
(Diyordu ki), yolda ejderha varsa sende de
zümrüt gibi ask
var, o zümrütün
pariltisiyla defet ejderhayi.
Yeter artik,
kendimde degilim ben hünerini
artirmak istiyorsan sen, Ebu Ali'nin tarihinden,
Ebu'l Ala'nin
ögütlerinden bahset.
Hüsameddin Çelebi
anlatir:
“Mevlana Hazretleri'nin
son günü idi. Fevkalade yigit bir delikanlinin, Üstadim Mevlana'nin
bulundugu yerde belirdigini gördüm. Mevlana, kalkip bu delikanliyi
karsilayarak bana; dösegi kaldirin!.. buyurdu. Ben hayret ettim.. çünkü
Üstadim hasta idi.
O delikanlinin yanina varip:
Siz kimsiniz ki, Üstadim
hasta yatagindan kalkarak, size istikbal eyledi(sizi karsiladi)... diye
sordum.
O da:
Ben, Azrail'im Rabbimizin
emrini yerine getirmek, Mevlana'yi öbür aleme davet etmek için geldim!..
dedi.
Üstadim Mevlana'da:
“Rabbimiz, beni kendi
Hazretine davet ediyor! Artik gitmek zamani gelmistir. Ya Azrail! Çabuk
ol! Beni Rabbime çabuk kavustur!”deyip, Kelime-i Sehadet'i getirdi ve bu
fani hayata gözlerini yumdu.
M. 20 Aralik 1285 tarihinde 78 yasinda vefat etti. Allah rahmet etsin, sefaatlerine nail eylesin.
HAZRET-İ MEVLANA'YA YEŞİL KUBBE
Başa Dön
Mevlana'ya Yesil kubbe
denilen Türbe, Sultan Veled ile Alameddin Keyser'in gayreti ve Emir
Pervane'nin esi (Sultan II Giyaseddin Keyhüsrev'in kizi) Gürcü Hatun'un
yardimiyla Çelebi Hüsameddin zamaninda yapildi.
Türbenin mimari, Tebrizli
Bedreddin'dir.
Selim oglu Abdülvahid
adli bir sanatkar da Mevlana'nin kabri üzerine, Selçuklu oymaciliginin
saheseri olarak kabul edilen, büyük bir ceviz sanduka yapmistir. Bu
sanduka bugün, Sultan'ulema Bahaeddin Veled 'in kabri üzerindedir.
Mevlana'nin vefatindan
birkaç ay sonra, Mevlana'ya saygi ve sevgiyle bagli Selçuklu emirleri,
oglu Sultan Veled'e basvurarak Mevlana'nin mezari üzerine bir türbe
yaptirmayi dilediklerini söylemisler, onun rizasini almislardir. Mevlevi
kaynaklarinin verdigi bilgilere göre, Selçuklu veziri Muineddin Süleyman
Pervane, karisi Gürcü hatun, Emir Alemeddin Kayser, Sultan Veled'le
isbirligi ederek (yüz altmis bin dirhem sarfi ile), devrin mimarlarindan
Tebrizli Bedreddin'e Türbe'yi yaptirmislardir.
Daha Geniş Bilgiye
Hz. Mevlana'nın
Hayatı Kitabından Ulaşabilirsiniz.
|